Batya Natan

Hazar Yahudileri

Çin kaynaklarına göre adları 7. yüzyıldan itibaren geçen, Göktürk imparatorluğu yıkılınca özgürlüklerine kavuşan, Museviliği din olarak kabul eden Hazarların, sembollerini, tarih boyunca diğer ülkelerle ilişkilerini, ve etkilerini mercek altına alıyoruz.

Hazar  Yahudileri

Batılı kaynaklarda ilk kez 448’de Priscus, Hazarlardan Akatzirler adıyla bahseder.

Ona göre Akatzirler, Atilla’nın ordusunda savaşan bir Hun topluluğudur. Çin kaynaklarında ise 7. yüzyıl başlarında adları geçmeye başlar. Hazarya’da iktidarın Musevi dinine geçmesinden sonra, hiçbir Türk devletinde görülmeyen bir ikili yönetim sistemi uygulanmıştı. Bu sistemle muhtemelen Musevilik koruma altına alınmıştı. Kaganlık da babadan oğula geçerdi. Karadeniz’den Çin’e kadar uzanan büyük bir imparatorluk kurmuş olan Göktürklerin bir şekilde devamı olan ve onların batı kanadını oluşturan Hazarlar, 7. yüzyılın başlarında ilk Göktürk İmparatorluğu yıkılınca, 628 yılında özgürlüklerine kavuştular. 650’de diğer bir Türk kavmi olan Bulgarlara karşı önemli bir zafer kazandıktan sonra, Doğu Avrupa’da 7. ve 8. yüzyıllarda dört asır devam edecek büyük bir imparatorluk kurdular. 3. ve 4. yüzyıllarda Sasaniler ve Bizanslılarla savaştıklarına dair kayıtlar mevcut.

 Hazarya’da İç Savaş

9. yüzyıl başlarında Hazarya’da çok şiddetli bir iç savaş çıkmış, savaşı Musevi olanlar kazanmış, kaybeden (Kabarlar) Macaristan’a kaçmışlardı. İmparatorluk çok yıpranmış ve Rus saldırıları artmaya başlamıştı. 827’de Ruslar Kiev’i ele geçirmişler, 944’te de Bizans Hazarla dostluğunu bozmuş, Peçenek, Kıpçak ve Oğuzları Hazarlara saldırtmıştı. 1016’da Rus orduları ülkeyi fethetti. Rus arkeolog Artamonov, Hazarların Museviliği kabul edişlerinin, yönetimin halktan kopmasına neden olduğunu, çöküşün nedeni olarak dile getirirken; Dunlop ise, askeri gücün zayıflamasına, paralel olarak sömürge halkların çözüldüğünü belirtir. Rus- Bizans işbirliğinin muhtemel nedeni ise Rusların Hıristiyan dinine girmesidir. Hazarların yeniden yapılanma çabaları, Cengiz Han’ın ordularının istilasıyla akim kalmıştır… Ancak etrafları ilkel ve vahşi toplumlarla çevrili Hazarlar, keza Avrupa’da cehalet hüküm sürerken, eğitimli bir halkın tüm üstünlüklerini sergileyip; Ruslara, askeri, hukuksal, idari hatta edebi alanda değerli bir mirasta bırakmışlardır.

Hazarlar, 740 yılında eski dinleri olan Gök Tengri (Tanrı) dinini terk edip, kendilerine resmi din olarak Museviliği seçtiler. Birçok tarih kitabında bu seçim yalnızca Hıristiyanlığı kabul ettirmeye çalışan Bizans’a veya doğudan saldıran Müslüman Araplara karşı bir strateji olarak belirtilir. 10. yüzyılda Hazar Kralı Joseph’in Cordobalı Yahudi devlet adamı Hasdai Ibn Şaprut’a yazdığı mektupta, Endülüs Halifesinin vezirine, ‘Türk Kral Aaron’un (Harun) oğlu Kral Yosef’  olarak kendinden bahseden Kagan, kendini ‘Yafes’in soyundan Togarma’nın torunları’ olarak tanıtır. Togarma, Yahudi literatürüne göre bütün Türk halklarının babasıdır. Hazarların çoğunun rabinik Musevi olduğu kesindir. Çünkü Talmud ve Mişna’yı yorumlatan İbrani kökenli bilgeler ülkeye gelmişlerdi. Fakat Karaim mezhebi de revaçtaydı.

Öte yandan, bazı tarihçilerin, Museviliği sadece Hazarların yönetici sınıfının kabul etmiş olduğu tezi, artık kabul edilmemekte. Nitekim 921-922 yıllarında halife tarafından gönderilen heyette bulunan İbn-i Fadlan’a göre, ‘Hazarların hepsi ve hükümdarları Yahudi’dir. Hazarların her ilahi ve hatta pagan dine saygıları vardı… Hazarların küçük bir bölümü Kafkasya’yı terk etmemişler ve orada ‘Dağ Yahudileri’ adı altında yaşamaktalar. Kırım ve Litvanya’daki Karaitlerin de Hazarların soyundan geldiği kabul edilmekte. Hazarların büyük çoğunluğunun Doğu Avrupa’ya göç ettiği ve oradaki Yahudilerle kaynaştığı sanılmaktadır… Ancak esasen Hazarlardan geriye fazla bir şey kalmamıştır. Arkeolojik araştırmalar ise Sovyetlerin milliyetçi tutumları nedeni ile akim bırakılmıştır.

 Hazar tarihi ile bilgiler, Arap, Bizans, Rus ve İbrani tarihçilerinden kaynaklanır. Ayrıca Prof. Paul Eric Kahle, Prof. Ahmet Zeki Velidi Togan(1923), Abraham N.Poliak (1941), Norman Gollo (1962) gibi araştırmacılar, bu konuya ışık tutan eserler yayınladılar. Lakin kuşkusuz Hazarlar ve Hazarların Musevilikleri ile ilgili yazıları ile en ilginç varsayım ve tespitleri Yahudi bir yazar olan Arthur Koestler yaptı. Koestler’in tez ve sapmaları ise ayrı bir yazının konusu.

Hazarların dili, gelenekleri

 Hazarların dili, bilindiği kadarıyla Oghurik, Türkçenin Çuvaş lehçesidir. Eski Bulgarlar da (İtil Bulgarları) aynı dili konuşurlardı. Bu dil halen Rusya içindeki Özerk Çuvaş Cumhuriyetinde bugün hala konuşulmakta. Hazarlar, Yahudiliği kabul ettikten sonra kademeli olarak İbraniceyi de barındıran Yahudi geleneklerini benimsediler. Hazarlar, sınırlarını Kırım içleri ile günümüz Ukrayna’sına kadar genişletmişlerdi, batıda Kiev’i kurmuşlardı. Hazarların üç başkenti oldu: Balanjar, Samandar ve İtil… Hazarlar, tarım ve ticaretle uğraşırlardı. Balıkçılık, hayvancılık, demircilik ve cam işlemeciliği de yaygındı. En büyük geçim kaynakları, haraca bağladıkları halklardı. Ordularında da paralı askerler mevcuttu. Yarı göçebe bir hayat sürerlerdi.

Hazarlar Bizans’ı yüzyıllar boyunca çeşitli barbar kavimlerin, Rusların ve Vikinglerin saldırılarına karşı set çektiler. Keza 642 yılında başlayan ve yüzyıl sürdüğü sanılan Hazar Arap savaşlarında, Hazarlar belki de Bizans’ın Araplarca silinmesine engel olmuşlar, tarihi değiştirmişlerdir. Hatta Bizans İmparatoru V. Constantine, Çicek adlı bir Hazar prensesiyle evlenmişti.

Davud’un Yıldızı

Bu arada Hazarların izlerini takipte en önemli göstergelerden birinin Doğu’da Süleyman’ın Mührü, batıda Davud’un Yıldızı denen 6 köşeli yıldızdır, bu yıldızı bayrakta ilk kullanan da 12. yüzyılda Mesihlik iddiasında bulunan bir Hazar Yahudi’si olan David Al Roy’dur. Dunlop ve Poliah’a göre de, Davud’un Yıldızı Hazar Museviliğin simgesidir. MÖ 3. yüzyıldan beri yapılan arkeolojik kazılarda bu simgeye rastlanmamaktadır. Hatta Napolyon’un Yahudilere özgürlükler verişinin resmedildiği 1806 yapımı tabloda dahi Davud’un Yıldızı yerine, Yahudiliğin sembolü olarak Menorah (yedi kollu şamdan) resmedilmiştir. Halbuki örneğin Hazar kalesi Sarkel’de bulunan bronz aynaların üzerinde altı köşeli Davud Yıldızı kabartmaları vardır. Ne var ki, ‘The History Of The Shield Of David: The Birth Of The Symbol’ adlı eserin yazarı olan Oegema’ya göre, heksagram, bunu ‘Süleyman’ın Mührü’ olarak adlandıran Asya’daki Yahudi olmayan toplumlar tarafından yaratılmış ve 13. yüzyıldan itibaren, ‘Davud’un Kalkanı’ ve Yahudi hanedan arması olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bazı araştırmacılar simgeyi Tunç devrine dek taşırlar. Simge; göğün ve yerin birleştirilmesi, dünyanın altı günde yaratılışı, iç içe girmiş dişi erkek sembolü, şer güçlerden koruyan bir tılsım vs olarak da tasavvur edilir.

  Ön Türk boylarında iç içe geçmiş iki üçgenden oluşan altıgen yıldız şeklinde tamgalar mevcuttu. Bu simge, yaratan ve yaratılanı ifade etmektedir. Keza İdil Ural bölgesindeki bir Türk boyu olan Kumanlarda kullanılmıştır… Altı kollu yıldız, Müslümanlar arasında da ‘Mührü-ü Süleyman’ adı ile anılmaktadır ve İslam metal ahşap mimari ve dokuma eserlerinde süsleme motifi olarak kullanılmıştır, buna Anadolu Selçukluları ve Osmanlılar da dâhildir… Mührü Süleyman bir Tanrı sembolüdür ve türlü kötülüklerden korumak için Tanrı’ya sığınmayı hedefler.

 Özetle, bu yıldızın, Yahudilik ve Türklüğün kesiştiği Hazarya’da kullanıldıktan sonra, zamanla bu dinin simgesi haline gelmiş olduğu sonucuna varılabilir.

Büyük Selçuklu Hanedanının, Hazarlarla yakın ilişkiler içerisinde olduğu bilinmekte. Oğuzların Kınık boyundan olan Selçuk’un babası Tukak, Hazar Kaganı’nın ordusunda komutandır. Zamanla Oğuzlar ile Hazarların aralarının açılmasının nedeni, Kagan’ın Müslümanlara karşı savaş açmasıdır. Bununla beraber, Selçuk’un dört oğlunun isimlerinin İsrail, Yusuf, Mikail ve Musa olması ilginçtir. Dunlop’a göre bu isimler Ortaçağ’da sadece Museviler tarafından kullanılmaktaydı. Nitekim altı kollu yıldız sembolü, Selçuklu dönemi eserlerinde ve paralarında sıklıkla kullanılmıştı

 Öte yandan Anadolu Selçuklu Devletinin devamı olan Anadolu’daki Türk beyliklerinin çoğunda da Yahudiler yaşamıştı. Ancak kuşkusuz bunların Bizans ve Roma dönemlerinde Anadolu’ya yerleşen geleneksel Yahudiler mi, yoksa Hazarların uzantıları mı olduğu hassas bir çalışma gerektirir. Örneğin Kastamonu ve Sinop bölgelerinde 1292-1462 yılları arasında hüküm sürmüş Candaroğulları’nın bayrağında altı kollu yıldız vardı. Keza Karamanoğulları Beyliği’nde de bayrakta altı yıldız kullanılmaktaydı. 1180-1178 yıllarında Sivas’ı merkez olarak kullanan Danişmend Beyliği’ne ait mezarlarda da bu simge vardır. (1)

Öte yandan Dunlop, bu konudaki araştırmalarında Hazar ulusunu ve devletinin mirasını bir bütün haline getirmek için daha da fazla araştırmadan yararlandı. Örneğin Prof. Kahle’nin Oxford’dan göndermiş olduğu belgeler arasında İstahri ve Mesudi’nin el yazmaları, aynı kaynaktan temin ettiği İspanyol coğrafyacı İbni Said’e ait Hazarlarla ilgili kısa bilgi, ikili Hazar yönetimi konusunda Yakubi’ye ait zamana dek okunmamış bir pasaj, Leyden Üniversitesi’nden belirlenememiş bir tarihteki Hazar mahkemesine ait Farsça el yazması bir tutanak, Prof. Haloun’un sunduğu Rumca pasajlar, Rus yazar Kokovstov’a ait ‘Yevre İskok Hazarskaya prepiska x veke’ bulunmaktadır. Ayrıca İbni Fadlan’ın İdil Bulgarları üzerine yazdığı gezi notlarının Prof. A. Zeki Velidi Togan tarafından düzenlenmiş halinden yararlanmıştır. Keza Dunlop; Artamonov, Poliak ve Zajaezkowski’nin Hazarların tarihiyle ilgili problemlere farklı bakış açılardan baktığını zikretmektedir. Zajaezkowski, tanınmış bir Türkolog olup; Karaimleri Hazarların günümüzdeki temsilcileri olarak görmekte.

Dunlop; Hazarların ilk dönemleri, İslam öncesi Farslarla olan ilişkileri, Hazarlarla Rumlar arasındaki ilişkiler; Araplarla olan savaşlar; Hazarların Museviliği kabulü, X. yüzyılda Endülüs ve Hazarya arasında yapıldığı iddia edilen yazışmalar; Ruslarla olan ilişkiler, Hazar Devleti’nin çöküşü ve tarihten silinişi hakkında bu çalışmaların ışığında derli toplu bir eser yarattı fakat okurların, özellikle Museviliğe ne zaman geçildiği veya devletin ne zaman tarihten silindiği hususunda farklı yaklaşımlar olduğunu öngörmeleri gerektiğini de vurguladı. (2)

Yahudiliği açıklayan bir eser yazan Yuda Alevi (1075-1141), eserinin alt yapısını bu dine girme olayına dayandırtarak, eserin adını da ‘Sefer a Kuzari’ koydu. Bu eserde bir Yahudi din âlimi ile Hazar Kralı arasında hayali tartışmalar ele alınmakta olup, söz konusu çalışma, Yahudi tarihinde Hazarlar dönemiyle ilgili başlıca yapıttır. 11. yüzyıla doğru yıkılan Hazar Devleti’nden arta kalan unsurların birkaç asır daha Orta Avrupa dâhil dağıldıkları yerlerde varlıklarını sürdürmüş olmalarına karşın, Aşkenaz Yahudilerinin Hazarlardan türediği iddialarına kesin kanıtlar sağlanamamıştır.(3)

 

Kaynakçalar:

1- ‘Hazarlar. Kayıp Kavim’, Pınar Özgün, Cinius Yayınları, 2013.

2- ‘Hazar Yahudi Tarihi’, D.M. Dunlop, Selenge Yayınları, İstanbul, 2008, S.17-20

3- ‘Yahudilik Ansiklopedisi’, Gözlem Gazetecilik Basın ve Yayın A.Ş., 2001, S.205-206. 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın
7748