Batya Natan

Sizin için, size rağmen!

Sizin için, size rağmen! Çok tanıdık bir söz değil mi bu? Sizin için yapıyoruz! Amaca çabuk ulaşma güdüsüyle tepedeki kişilerin toplumlar yerine karar verdikleri model… Şampiyon olmak istediniz. Geliriniz yükselsin istediniz. Amacı siz belirlediniz, biz icraat yapıyoruz. Liberalizme toptan karşı bir model değil. Sadece ne zaman liberal olunması gerektiğine tepedekiler karar veriyor. Jakobenizm gibi… Bir ideoloji değil yöntem aslında…

Vizyonu halkından ileride olan liderler söz konusu olduğunda fena bir model değil. Yani, modeli sadece tepeden inmeci veya despot olarak tanımlamak yanlış olur. Örneğin Atatürk’ün halka modernizmi dayatması ileriye dönük bir vizyonun göstergesiydi. Bu modelde halkı dinlemek demek her isteğe boyun eğmek demek değil. Lider yanlış gördüğünü söyler, anlatır, insanları ikna eder. Biraz elitist bir yaklaşımdır, kabul. Ama özünde toplum mühendisliği gibi bir misyon barındırır. ‘Ben aşağı inmeyeceğim, onları yanıma çekeceğim’ misali…

Bunun kötü örneği olarak da Bolşevik devrimi gösterilebilir. Bolşevikler, özgürlüğünü kazanmış bağımsız halkları zorla yeni devletin bünyesinde birleştirirken sekiz milyon kadar insan telef oldu. Yine, ‘sizin için, size rağmen!’ durumu. Halk için devletleştirmeler yapıldı,  halkın malına mülküne el konuldu, vs, bildiğiniz hikâye… 

Neden jakoben modeli açıkladım? Günümüz iktidar mücadelelerinin çoğunda lider koltuğunda oturana tabandan gelen bir baskı vardır. Başarı ihtiyacı, lideri temsil ettiği kalabalığın tam da tasvip etmeyeceği yöntemler kullanmaya iter. Halkın verdiği yetki ve güç, halk adına yanlış şekilde harcanmaya başlar.

O koltuğu ve beraberinde getirdiği avantajları korumak için baştakinin sürekli kendini vazgeçilmez kılması gerekmektedir. Halkı göz ardı eden egoist çıkışlar başlar. Taraflı kararlar alınır. Acaba benim için benim adıma yapılan bu çıkışlar ve harcamaları ben bilsem kabullenecek miyim? Benim ait olduğum toplumun lideri beni hedefe götürdüğü için onun yaptıklarını destekleyecek miyim? Bana sordunuz mu?

Gündemde olan konu şike olduğu için oradan örnek vereceğim. Fenerbahçe kulübünün taraftarı şike iddialarıyla çalkalanan kulüplerine destek olmak için yürüyüşler organize etti. Sloganlar atı.  Yani yapılanların kanıtlanana kadar  ‘olmamış’ var sayılabileceğini umdu. Kulübün destekçisi oldu. Beşiktaş taraftarı ise bu çerçevedeki suçlamalar yetkililer tarafından temizlenmediği takdirde iddiaları mutlak surette ‘olmuş’ saydı. Ne kadar farklı iki yaklaşım değil mi? Bana ikisi de tuhaf geliyor. ‘Bana rağmen benim için’ bir şey yapılıyor ve ben bundan hedefime ulaşsam bile haz duyamayacağım…  Beni yönetenlerin vizyon eksikliğine ve kısa vadeli hedef seçmelerine hayıflanır uzak durup kendimi soyutlamayı seçerdim.  Ancak UEFA’nın Beşiktaş kulübünü kupa kurasına almayacağını açıklaması insana bu garip sistemin çarklarında kaybolduğu hissi veriyor…

Benim için, benden alınan güçle, bana rağmen yapılan icraatların sadece olumlu olacağı bir dünya umuyorum…

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın
1274