Cannes’da bu yıl favori bir başyapıt yoktu. Jüri, en kaliteli yedi filmden hangisine büyük ödülü verse kimsenin bir itirazı olamazdı. Amerikalı gizemli yönetmen Terrence Malick’in merakla beklenen ‘Hayat Ağacı’ ipi göğüsledi.

" />
Batya Natan

CANNES’DAN CEYLAN VE CEDAR'A ÖDÜL; 64. Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ‘Hayat Ağacı’nın oldu

Cannes’da bu yıl favori bir başyapıt yoktu. Jüri, en kaliteli yedi filmden hangisine büyük ödülü verse kimsenin bir itirazı olamazdı. Amerikalı gizemli yönetmen Terrence Malick’in merakla beklenen ‘Hayat Ağacı’ ipi göğüsledi.

CANNES’DAN CEYLAN VE CEDAR'A ÖDÜL; 64. Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ‘Hayat Ağacı’nın oldu

Cannes’ın ödül şampiyonu yönetmenleri arasına karışan Nuri Bilge Ceylan, “Cannes’da boş yok” sloganıyla dördüncü ödülüne kavuştu. ‘Bir Zamanlar Anadolu’da’ Jüri Büyük Ödülü’nü Dardenne Kardeşlerle paylaştı. İsrailli genç yönetmen Joseph Cedar ‘Dipnot’ ile En iyi Senaryo Ödülü’nün sahibi oldu. En iyi oyuncular ise Kirsten Dunst ile Jean Dujardin.

64.

Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’yi Amerikalı yönetmen Terrence Malick “Hayat Ağacı/The Tree of Life” ile kazanırken, Jüri Büyük Ödülü Nuri Bilge Ceylan’ın “Bir Zamanlar Anadolu’da” filmine gitti.

Yarışmanın ikinciliği anlamına gelen bu ödülü Ceylan, Belçikalı Jean-Pierre ve Luc Dardenne’in “Bisikletli Çocuk / Le Gamin Au Velo” filmiyle paylaştı.

Cannes Festivalleri’nin ödül şampiyonu yönetmenleri arasına karışan Nuri Bilge Ceylan, “Cannes’da boş yok” sloganıyla dördüncü ödülüne kavuştu.

Üç yıl önce Berlin’den “Beaufort” ile En İyi Yönetmen Gümüş Ayı Ödülü’yle dönen genç İsrailli yönetmen Joseph Cedar, ilk kez yarıştığı Cannes’da “Dipnot/Hearet Shulayim” ile En İyi Senaryo Ödülü’nü kazandı.

Yıllardır üstünde çalıştığı filminin gösterimi için Cannes’a gelmeyen Terrence Malick’in ödül törenine de gelmemesi kimseyi şaşırtmadı. Filmin yapımcıları bunu sanatçının ustangaç kişiliğiyle izah ettiler. Uzun bir yolculuğun ürünü olan “Hayat Ağacı”, 1950’lerde geçen konusuyla, üç erkek çocuklu bir ailenin öyküsünü anlatıyor.

Ailenin büyük oğlunun bakış açısıyla anlatılan film, ergenliğe geçiş dönemi ve kaybedilen masumiyeti dile getiriyor. Beni, koyu Hristiyanlık propagandası ile rahatsız eden film, epik anlatımı ve görkemli görselliği ile etkiledi. Sinema tarihin en gizemli, en titiz ve en iddialı yönetmenlerinden biri olan Malick, insanlığa, tabiata ve masumiyete olan sevgisini filmlerine yansıtmakla tanınıyor. Sinemada ayrı bir yeri olan yönetmen, üniversitede felsefe dersleri verdi, serbest gazetecilik yaptı.

1998’de “İnce Kırmızı Hat / The Thin Red Line” ile Altın Ayı kazanan Malick, Cannes’daki Altın Palmiyesi ile, dünyanın en prestijli  iki yarışmasından büyük ödülle ayrılmış oldu.

EN İYİ OYUNCU ÖDÜLLERİ

Cannes’da yaşayabilmek için müracaat eden 1700 film arasında, titiz bir seçkiyle 20’ye indirilen filmlerin dokuzu ödül listesine giriyor. “Sinema dünyasının cenneti” olarak bilinen Cannes, her yıl dokuz ödül sahibinin hayatını değiştiriyor.

Bunlardan biri olan Jean Dujardin, festivalin başlanmasına 2-3 gün kala yarışmaya dahil edilen “The Artist” ile aldığı En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’ye, sıradan bir oyuncu statüsünden starlığa sıçradı.

64 yıllık tarihinde Cannes’da yarışan ilk sessiz film sıfatını kazanan “The Artist”, 1920’li yılların sonundan geçen konusuyla, sessiz sinemanın sonunu ve sesli sinemaya geçiş sürecini anlatıyor. Sessiz sinemanın karizmatik ve yakışıklı bir aktörünü canlandıran Jean Dujardin, sesli sinemaya ayak uyduramayıp kaybolup giden George Valentin rolünde.

Festivalin bu sürpriz başarısında, senaryo yazarı ve yönetmen olarak Michel Hazanavicius’un imzası var. Jean Dujardin’in “Bir Papamız Oldu / Habemus Papam”daki 80’lik duayen aktör Michel Piccoli’yi, “Drive”da Hollywood’un tehlikeli araba sahnelerinin dublörü, soyguncu sürücüyü oynayan genç aktör Ryan Gosling’i Paolo Sorretino’nun “This Must Be The Place”inde Nazi avcılığına soyunan eski bir rock yıldızını oynayan Sean Penn’i geride bırakıp ödüle uzanması büyük başarı.

Robert de Niro’nun başkanlığındaki jüri, yönetmeni Lars Von Trier’in Nazi sempatizanlığını dile getiren, skandal yaratan sözleriyle lanetli filme dönüşen “Melankoli /Melancholia”ya ilgisiz kalamadı. Filmin iki başrol oyuncusundan biri olan, İsveç-Alman kökenli Amerikalı aktris Kirsten Dust En iyi Kadın Oyuncu Ödülü’ne uzandı.

Kızkardeşinin muhteşem malikanesinde evliliğe adım adam Justine’i canlandıran Kirsten Dust,  festivalin başında gösterilen “Kevin’i, Konşmamız Lazım / We Need to Talk About Kevin”deki olağanüstü, acılı anne kompozisyonuyla herkesin favorisi haline gelen Tilda Swinton’u geride bırakması ödül listesinin büyük sürpriziydi. Kirsten Dunst jüriye filminin festivalden çıkarılmadığı için müteşekkir olduğunu söyledi.

“Melankoli” filmine dönecek olursak, Von Trier’in bu kez bir dünyanın sonu, kıyamet öyküsünü anlatmaya soyunduğunu söyleyebiliriz. Gezgin ve sıradışı bir düğün töreniyle başlayan film, dünyaya yaklaşmakta olan tedirgin edici bir göktaşı ile bizleri başbaşa bırakıyor.

Doğaüstüyle, iletişime geçmiş karakterleriyle, parmaklarından ışık saçan, histeri komasına girmiş bir gelinle, Von Trier’in izleyicisini şaşırtmayı ve sarsmayı hedeflediği görülüyor.

Aslında Cannes’da En İyi Erkek ve Kadın Oyuncu Ödülü için, Fransız filmi “Polisse”in kalabalık ve müthiş oyuncu kadrosunun tümünün ödüllendirileceği konuşuluyordu. Ancak jüri “Polisse”in genç yönetmeni Maiwenn’i Jüri Ödülü ile mükafatlandırmayı tercih etti.

CEYLAN’IN CANNES’DA BOŞU YOK

Nuri Bilge Ceylan ile 2006, 2008 ve bu yıl Cannes’da aynı atmosferi paylaştım. Kendisine beslenen güvene ve sevgiye yakından tanık oldum. Ceylan ilk kez 2003 yılında geldiği Cannes’dan ikincilik ödülü olan Büyük Jüri Ödülü ile ayrılmıştı. (Altın Palmiyeyi “Fil / Elepant” ile Gus Van Sant almıştı) “Uzak” En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nün de sahibi olmuştu.

2006’da “İklimler”, Uluslararası Basın (Fipresci) Ödülü’nü kazanmıştı. İki yıl sonra Ceylan “Üç Maymun” ile En İyi Yönetmen seçilmişti. 2009’da yarışma filmlerinin jürisinde yer alan Ceylan, bu yıl “Uzak”taki başarısını tekrarlayıp, Dardanne Kardeşler’in “Bisikletli Çocuk”u ile birlikte Büyük Jüri Ödülü’ne ortak oldu.

Jüri Başkanı Robert de Niro ismini okuduğunda, Nuri Bilge Ceylan, kendinden emin, soğukkanlığını koruyarak sahneye çıktı, ödülünü ünlü Bosnalı yönetmen Emir Kusturica’nın elinden aldı. Jüri heyetine teşekkür ederek sözlerine başlayan Ceylan “Bu ödülü beklemiyordum. Festivalin son gününde gösterilen filmini seyretmenin, yorgun jüri için zor olacığını düşünmüştüm” deyip filmde emeği geçenlere teşekkür etti. Antalya Film Festivali’nden kovulan Kusturica’nın Ceylan’a Ödülü’nü vermesi için seçilmesi, sanatın evrensel gücü adına, hoş bir tesadüf idi.

2 saat 37 dakikalık “Bir Zamanlar Anadolu’da” yalınlığı ile, gerçekçilğiyle, Gökhan Tiryaki’nin nefis görüntüleriyle, uyumlu oyuncu kadrosuyla öne çıkıyor. Son bir saatiyle hareketlenen film Ceylan’ın usta işi sinematografisiyle beğeni topluyor.

YARIŞMACILARIN ÜÇTE BİRİ ALTIN PALMİYE’Yİ HAK EDİYORDU

Cannes Film Festivali Genel Sekreteri Thierry Frémaux yarışma filmlerini açıkladığında, iddialı yönetmenlerden oluşan 20 filmlik seçkinin umut verici olduğu görülüyordu.

Festivalin sonunda, yarışma filmleri arasında, açık farkla öne çıkan bir başyapıt, bir favori olmadığını, ancak filmlerin yarısından çoğunun çok kaliteli yapıtlar olduğunu gördük.

Öne çıkan 7 filmden herhangi birine jüri Altın Palmiye Ödülü’nü verseydi, kimsenin buna itiraz etmeye hakkı yoktu. Yarışma filmlerinin üçte birinin çok kaliteli yapıtlar olması kolay rastlanan bir durum değildi.

Bunlar, Dardenne Kardeşler’in insancıl masalı “Bisikletli Çocuk”u, Aki Kaurismaki’nin gönülleri ısıtan “Le Havre”ı, Pedro Almodovar’ın çizgi dışı kara filmi “İçinde Yaşadığım Deri”si, Terrence Malick’in epik çalışması “Hayat Ağacı”, hınzır Nanni Moretti’nin firardaki Papa’yı anlatan “Bir Papamız Oldu”su, Paolo Sorrento’nun Nazi avını anlatan “This Must Be The Place”i, Fransız Michel Hazanavicius’un sesli sinemaya geçiş filmi “The Artist”iydi.

Jüri Özel Ödülü’nü kazanan “Polisse”ten geçen haftaki yazımda bahsetmiştim.

En İyi Yönetmen Ödülü’nü “Drive” adlı Amerikan filmiyle kazanan Danimarka’lı Nicolas Winding Refn’i anlatmak önümüzdeki haftaya kaldı.

Festivali takip eden Türk gazetecilerin çoğuna “göreceksiniz bu filmin yönetmenine ödül verecekler” dediğimde çok kişi dudak kıvırmıştı. Altın Palmiye’lerde tahminlerim hiç tutmaz. En İyi Yönetmen konusunda jüriyle aynı kanaati paylaşmışız.

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın
552