Batya Natan

Göze göz

Bugün biraz intikam alma hissinden bahsedelim. Bana kalırsa intikam, imkânsız bir proje… Genelde amacı, insanın kendi acısını bire bir karşısındakine hissettirmeye çalışması... Adeta acının onaylanma, kabul edilme, teşhis edilme arzusu… Ama tasarlanan ne kadar kapsamlı bir intikam planı da olsa, karşı taraf başka bir tür acıyı (kendi acısını) teşhis edip o acıyla tanışıyor. Dolayısıyla da intikam almak, içi boş bir amaç olarak hayatın enerjisini, zamanını ve keyfini çalmakla kalıyor.

İntikam ve tabii ki misilleme ile ilgili büyük sorunlar var bana kalırsa. Birincisi, intikam arayan tarafın hala değer vermesi ve fark edilmeyi arzulaması. Karşısındakine kendini kabul ettirmek için attığı ezik bir adım. Ancak bu çabaya girmesi evvelce yapılmış yanlışı düzeltmeyip, durumu daha da içinden çıkılmaz hale getiriyor. İkinci sorun da intikam adı altında yapılan eylemin ‘az’ veya ‘fazla’ kaçma durumu. Eksik kalması durumunda hedefi bulamayan gülünç bir eyleme dönüşüyor. Doz aşımında ise, diğer tarafa tekrar harekette bulunma hakkı doğuruyor.

Değer vermemeyi başarabilmek en doğru tepki galiba... “Değer vermeyen intikam da almaz” deyip geçebilmek gerek, pişmanlık pahasına, ‘acaba’lar pahasına...

Bir yanlışın karşılığını başka bir yanlışla vermeye çalışmak zarara karşı daha çok zarar üretmeye neden oluyor... İntikam, eldekilerin çoğunu kumarda karşı tarafın zararına yatırmak gibi bir şey… Keza mevcut ceza sistemleri de kişinin ‘iyi’leşmesini sağlamamakta. Sadece yanlışının bir karşılığını ödetmekte. Dostoyevski ‘Suç ve Ceza’ da Raskolnikov’un kendi suçluluk hissiyle kavrulmasına odaklanır. Suçun karşılığı olan hapis cezasını romanda hiç dikkate almayarak Dostoyevski asıl cezanın stres ve endişenin bünyede yarattığı işkence olduğunu vurgulamaya çalışır. İnsan ruhunun doğası zaten kendi cezasını çekmeye meyillidir.

Tevrat’ta sözü geçen ‘göze göz dişe diş’ ise, çoğu kez yanlış yorumlandığı gibi, fiziksel acıların bire bir karşı tarafa çektirilmesini değil, mağdura zararının maliyetinin telafi edilmesini öngörür.

Konfüçyüs de olaya felsefik yaklaşanlardan… “İntikam almaya soyunduğunda iki mezar kaz!” diyor…

En güzel intikam hiç alınmayan olsun o halde… Kişilerin duygularının şiddeti zayıflamaya meyillidir... Zaman geçtikçe ne intikam isteği kalır, ne de alınmış intikamdan duyulan haz. Keyifli anların tadıdır damakta kalan…

Süt ve bal ülkesindeydim. Daha birkaç gün önce bir otobüsün havaya uçtuğu şehirde. Neredeyse her gün füze saldırıları yaşanan yörede. Yanı başındaki komşuların nükleer tehdidini ensesinde hisseden coğrafyada. Her yer cıvıl cıvıldı. Süt ve bal ülkesi umarsızca yoluna devam ediyor. İntikamın en güzelini alıyor. Unutarak ve kendi işine bakarak…  Unutmak acı verenin varlığını yok etmektir.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın
1202