Batya Natan

Bu hafta ağımıza takılanlar...

Yahudilerle hiçbir alıp veremediğim yoktur; onları sırf Yahudi doğdukları için asla daha kötü insanlar olarak düşünmem. Yahudilerin son dönemlere kadar Hıristiyan dünyasında maruz kaldıkları ayrımcılığı, vahşeti, katliamları ve soykırımı şiddetle kınarım; eğer o dönemlerde yaşamış olsaydım Yahudilerin yanında olacağımı biliyorum. Kaldı ki, felsefe, siyaset ve psikoloji bilgimin içinden Yahudi insanları alıp bir kenara koysanız geriye pek de bir şey kalmayacağının farkındayım. Erol Göka

Bu hafta ağımıza takılanlar...

Güncel

OSMANLI, YAHUDİLERDE DAİMA ‘SADIK TEBAA’, CUMHURİYET DAİMA ‘SADIK VATANDAŞ’ BULDU

Panelden sonra çay sohbetine üst kattaki yönetim odasına çıkmak için ilkokulun koridorlarından geçtik. Bütün ilkokullar gibi sevimli hayvan ve çiçek resimleri, kurdeleler, çocukların çizdiği renkli kalem ve suluboya resimler...

Ve Atatürk köşesi. Âdet yerini bulsun diye değil, özenli bir köşe...

İlerliyoruz, başka bir resim: Yahudilerin İspanya’dan Türkiye’ye göçü tasvir ediliyor, resimde Fatih’in portresi ve tuğrası var... Onun yanındaki resimde İstanbul’un fethi anlatılıyor. İzleyen koridorda çocukların yaptığı İstanbul resimleri; hepsinde Türk bayrağı...

Minik ellerin çizdiği bu resimlerde, din ve ırk farklı olsa da tarih, bayrak ve vatan birliğinin sıcaklığını hissederek duygulandım.

Minik ellerin çizdiği bu resimlerin gerisinde elbette köklü bir ortak tarihin yoğurduğu duygular var.

(…)

Yahudiler İslam medeniyetine Bağdat’ta ve Endülüs’te hem tercüme hem telif eserlerle önemli katkıda bulunmuşlardı. Hangi İslam bilim tarihini veya felsefe tarihini açsanız, İbni Rüşd’ün yanında Yahudi İbn Meymun’u da görürsünüz. Bugün Kordoba’daki heykelleri de öyledir. Bilim tarihçisi Prof. Ekmeleddin İhsanoğlu Endülüs’teki İslam bilim ve felsefesini İstanbul’a İspanya’dan göçen Yahudilerin getirdiğini anlatır.

Osmanlı, Yahudilerde daima ‘sadık tebaa’, Cumhuriyet daima ‘sadık vatandaş’ buldu. Ben de panelde “Yahudileri severim, sorun İsrail devletinin politikalarıdır” dedim.

Gerçekten, ‘antisemitizm’ Avrupa ürünüdür! Antisemit literatürün özü ya Hıristiyan bağnazlığı ya Avrupa ırkçılığıdır. İslam ve Türk tarihinde böyle bir sorun yaşanmamıştır.

Bugünkü gerilimlerin sebebi, İsrail devletinin işgal ve iskân politikalarıdır. İleride bir gün Filistin meselesi âdil bir çözüme kavuşursa, kanlı El Kaide’leri üreten bataklık da kurutulmuş olacaktır.

Taha Akyol

http://www.milliyet.com.tr/yahudi-okulunda/taha-akyol/siyaset/yazardetay/09.11.2010/1311934/default.htm

BENİM BİLDİĞİM, ‘BEZİRGÂN’ SÖZCÜĞÜ BİR BAŞINA KULLANILDIĞINDA ‘YAHUDİ’ ANLAMINA FİLAN GELMEZ

Konuya dikkatimi çeken, bir okur oldu: AKDTYKTDK’nın ‘Büyük Türkçe Sözlük’ünde ‘bezirgân’ sözcüğünün karşılıklarından biri, ‘Yahudi’ olarak veriliyor. Burada bir sorun yok mu, diye soruyor okur. Çok haklı.

Benim bildiğim, ‘bezirgân’ sözcüğü bir başına kullanıldığında ‘Yahudi’ anlamına filan gelmez. Karagöz’deki tiplerden biri ‘Bezirgân Yahudi’dir ama ‘Kuyumcu Ermeni’, ‘Arnavut Bekçi’, ‘Acem Tüccar’ ile aynı dizi içinde. Bellidir ki sözcük dolaşıma girdiği ilk zamanlarda herhangi bir olumsuz anlam taşımıyordu. Zamanla belirdi, önce olumsuz, giderek de ırkçı kullanımlar. Ama hangi dönemlerde ve nasıl, iyi bir araştırma gerektiriyor bu konu. Gerektiği gibi araştırılmadığı sürece de, en çok Meydan Larousse ‘Büyük Lûgat ve Ansiklopedi’de açığa çıkan kargaşa sürecek demektir.

Necmiye Alpay

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&ArticleID=1028165&Date=05.11.2010&CategoryID=42

YAHUDİ OLMASI VE “KAHROLSUN ŞERİAT” DEMİŞ OLMASI, BU TİP BİR SALDIRIYA MARUZ KALMASI İÇİN YETERLİ OLMUŞTUR

Tarihsel bakımdan pek çok önyargılı ifadenin ve yanlışın yer aldığı bu yazıyı Eygi’ye yazdıran temel motivasyon kaynağının Tekinalp’in etnik/dinsel kimliği olduğunu tahmin etmek zor değil. Yahudi olması ve “kahrolsun şeriat” demiş olması, bu tip bir saldırıya maruz kalması için yeterli olmuştur. Keza Tekinalp’e bu yönde ‘İslam düşmanı’ vs. tarzda ithamlar İslamcı kesim tarafından yıllardır dile getirilmektedir.

Bu tip durumlarda sağlıklı değerlendirme yapabilmenin en önemli yolu ismi zikredilen eserlere ve o eserleri kaleme alan kişinin eylemlerine doğrudan bakmaktır. Nesnel bir yargıya ve bilimselliğe ulaşmanın yolu budur.

Ali Bilgenoğlu

http://www.odatv.com/n.php?n=moiz-kohenin-mi-m.-sevket-eyginin-mi-1011101200

ANKARA VE TAHRAN KOL KOLA YOLA DEVAM EDERKEN GİZLİDEN GİZLİYE BİRBİRİNİ KOLLUYOR VE AYAĞINI KAYDIRMAYA ÇALIŞIYOR

ABD’nin bu noktada Türkiye’den başka dayanağı yok. Türkiye ise arasının limoni olduğu Amerika’ya Ortadoğu’da İran’ı dengeleyebilecek tek ülkenin kendisi olduğunu anlatmaya çalışıyor. Amerika da nükleer meselede olduğu gibi Türkiye’nin İran’la kimi zaman işbirliği, kimi zaman da Irak’ta hükümet kurma çalışmalarında olduğu gibi altan altta rekabet ettiğini görüyor. Üstelik Türkiye ile İran’ın rekabet alanları sadece Irak değil. Türkiye Hizbullah, Hamas ile ilişkiye geçerek İran’ın tek belirleyici olmasını engellemeye çalıştığını iddia ediyor. Şam’ı, Tahran’ın yörüngesinden çıkarmaya çalışıyor. Aslında tüm bunlar mantıksız değil. Ama bu karmaşık denklem ABD’yi ikna etmeye yetmiyor; belki ikna olması da gerekmiyor. Ancak, Ankara ve Tahran kol kola yola devam ederken gizliden gizliye birbirini kolluyor ve ayağını kaydırmaya çalışıyor. Türkiye, Irak’ta Sünnileri denkleme sokmak ve Allavi’yi hükümete taşımak konusunda ısrarlı. Maliki ile Allavi’yi bir arada -tabii ki Kürtleri de unutmadan- tutarak İran’la orta yolu bulmaya çalışıyor. Türkiye-İran yakınlaşmasına rağmen son kertede ABD’ye bakış konusunda iki ülke arasında derin farklılıklar var: Birisi stratejik, diğeri taktik adımlar atıyor. Ama asıl önemli olan her iki ülkenin de birbirlerine rağmen bölgede lider olarak öne çıkma isteği. Bu, tarihte de böyleydi. İran’ın bölgedeki ‘ilerleyişini’ mantıksız karşı çıkışlar, ‘sonuçsuz ambargolarla’ kışkırtarak değil anlayarak aşmak gerek. Tabii ki Türkiye’nin nükleer pazarlıklarda İran’ın yanında olmasını desteklerken, seçim sonuçları belli olmadan Ahmedinejad’ı tebrik etmesi, İran’daki insan hakları ihlallerine göz yummasına sessiz kaldığını hep hatırlatmak şartıyla. Türkiye İran ilişkilerinde reel politiğin mi, duygusal yaklaşımların mı, aklın mı yoksa ideolojik yakınlığın mı ağır basacağını yakında göreceğiz.

Mete Çubukçu

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&ArticleID=1028168&Date=09.11.2010&CategoryID=42

SİYASAL SİYONİZM, BİNYAMİN NETANYAHU İLE ‘YAHUDİLER İÇİN BİR ÜLKE’ İDEALİNİ ‘YAHUDİLER DIŞINDA KİMSENİN OLMADIĞI BİR KUDÜS’ İDEALİNE İNDİRGEDİ

Bugün bir Filistin devleti yoksa bir İsrail devleti de yoktur. Sınırları bilinen bağımsız bir Filistin devleti var olmadığı müddetçe, sınırları bilinen bağımsız bir İsrail devleti de olmayacak. Bu anlamda siyasal Siyonizm akim kalmış bir projedir ve bu akameti kendilerine dayatanlar da bizzat Siyonistlerdir.

Siyasal Siyonizm, Binyamin Netanyahu ile ‘Yahudiler için bir ülke’ idealini ‘Yahudiler dışında kimsenin olmadığı bir Kudüs’ idealine indirgedi. Kudüs Siyonizmi her şeyi kazanmış olanın bir de Kudüs'ü istediği yayılmacı bir Siyonizm değil; hiç değilse o hissiyatla, muzaffer bir milletin hissiyatıyla yürütülmüyor. Daha ziyade her şeyi kaybetmiş bir milletin son kale olarak sarıldığı bir şehir gibi bakıyor Netanyahu ekolü Kudüs'e. Yayılmacı değil, tutunmacı bir Siyonizm bu. Onun için de sürekli olarak şehrin etrafındaki surları güçlendirmeye çalışan bir eski zaman derebeyi gibi yerleşim birimi kurmakla uğraşıp duruyor. Obama'nın dilinde tecessüm eden küresel kınama ifadelerini de "Ben can derdindeyim, sen neyle uğraşıyorsun?" edasıyla geçiştiriyor.

Bu yok oluş paranoyası İsrail'i gerçekten de yok edebilir bir gün.

Kerim Balcı

http://zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1051952

İSRAİL BÖLGEDE TEK BAŞINA KALMAK İSTEMİYORSA, TÜRKİYE’NİN ÇAĞDAŞ, LAİK VE MODERN YAPISININ SÜRMESİ İÇİN ELİNDEN GELENİ YAPMALIDIR…

Ortadoğu’da barış isteniyorsa, bu İsrail olmadan gerçekleşmez. İşte bu nedenle İsrail güvendiği dost ülkelerin geleceğine dikkatle bakmalı, bu konuda ileriye dönük hesaplar yapmalıdır. Türkiye’yi kaybetmemelidir. Asıl prestij böyle durumlarda kullanılmalıdır… ABD’deki Yahudi lobileri, bu konularda çağdaş guruplar, siyasi merkezler/dernekler/vakıflar Türkiye’deki yapılacak son seçimi iyi değerlendirmelidir. İsrail’in geleceği öncelikle kendi içindeki ayrık otlarını temizlemekle ve kendisine dost ülkelerin laik ve çağdaş kalmasıyla söz konusu olabilir. Türkiye olası bir şeriat yaşamına geçerse bu fotoğraf şimdiden iyi yorumlanmalıdır. İsrail bölgede tek başına kalmak istemiyorsa, Türkiye’nin çağdaş, laik ve modern yapısının sürmesi için elinden geleni yapmalıdır…

Tufan Erbarıştıran

http://www.hasturktv.com/mavi_marmara/1096.htm

İKİSİNİN DE BAŞ OYUNCULARI YAHUDİLER

Hitler’den ve Nazilerden kaçan Yahudiler demektir.

Bilal N. Şimşir onları şöyle anlatır:

“Avrupa Yahudi’ye kapalı, Amerika kapalı. Yahudi hepten köşeye sıkışmış. Filistin’e göç, Yahudi için ölüm kalım meselesi, hayat memat meselesi olmuş. Filistin’e göç, zavallı Yahudi için tek seçenek. Yahudinin başka seçeneği kalmamış. Ya ölecek, ya göç edecek! Göç, hayatta kalma seçeneği. Avrupalı Yahudi, canını Filistin’e atabilmek için elinde avucunda ne kaldıysa hepsi kaçakçının eline döküyor. Kaçakçılık, kazançlı iş.  Dünya Savaşı yaklaşırken Filistin’e göçmen kaçakçılığı bölgeyi sarmış.”

* * *

İngilizler, Ankara’yı uyarır:

“Sakarya gemisinde Yahudiler vardır, Filistin’e göç edeceklerdir, Türk hükümeti kaptanı uyarılsın. Yahudileri taşımaktan vazgeçin.”

Kaptan uyarılır, Ulaştırma Bakanı Ali Çetinkaya, her şeyi yapmış, ‘Sakarya’ dahil, bütün Türk gemilerine “Filistin’e gidecek kaçak Yahudileri almayın”  demiştir ama dinleyen kim?

Ulaştırma Bakanı’nın yazısı şöyle biter:

“, (...) Emri vaki halini almış bu vaziyet karşısında yapılacak başka bir muamele kalmadığını saygılarımla arz ederim.”

‘Sakarya’ 1000 kadar kaçak Yahudiyle yola çıkar. Şubat 1940’da Boğaz’ı geçer, İstikamet Hayfa Limanı’dır, ama gemi Çanakkale Boğazı’nı geçtikten sonra, Bozcaada önlerinde İngiliz donanması tarafından yakalanarak Hayfa’ya götürülür.

* * *

İngilizler, Yahudileri karaya çıkarıyorlar ama ‘Sakarya’ gemisinin kaptanı ve mürettebatı tutukluyorlar. Yahudiler, Filistin’e çıktılar ya, gerisi kolay, Ya Türk kaptan ve tayfalar?

Görev yine Türkiye Dışişleri Bakanlığına düşer, bu defa hem gemiyi, hem mürettebatı kurtaracaklardır.

Önce ‘Sakarya’ sonra laf dinlemeyen kaptanı ve tayfaları kurtarılır. ‘Sakarya’ vapuru ve mürettebatı 15 Şubat’tan 3 Mayıs 1940’a kadar tutuklu kaldıktan sonra bırakılır.

***

Şimdi diyeceksiniz ki ‘Mavi Marmara’ ile ‘Sakarya’nın ilgisi ne?

İlgisi olmasa da benzerliği yok mu? İkisinin de baş oyuncuları Yahudiler.

Hasan Pulur

http://www.milliyet.com.tr/-mavi-marmara-dan-once-sakarya-vardi-/hasan-pulur/yasam/yazardetay/15.11.2010/1314507/default.htm

SÖYLÜYORUM DEMİNDEN BERİ, HAHAM KESİYOR YİYORSUN DA, HRİSTİYAN KESİYOR NİYE YEMİYORSUN?

Biliyorsunuz Yahudi dininde, haham olmayanın kestiği hayvanın eti yenmez. Ayrıca hayvanın belden aşağısı, yani butları, sakatatı yenmez. Turfa derler ona. Peki, İstanbul’da onbinlerce Yahudi var. Onlar et yiyorlar. Koşer tabir edilir ya, işte onlar Yahudi kasaplardır. Peki, şimdi soruyorum, onların kestiği sığır butları, koyun butları ne oluyordu? Onu da Müslüman kasap parayla alır ve satardı. Bütün şeyhülislamlar, kazaskerler, şeyh efendiler, müderrisler bilmiyorlar, bizim Avrupa’daki helal marketçiler biliyorlar, öyle mi? Bu tamamen duygusal bir meseledir! Haram kesim diye bir şey olmaz. Ama bunun yanısıra bir Budist’in Buda’sına sunduğu buğday, ekmek, portakal bir Müslüman’a haramdır, ondan yiyemezsin. Ama bir Budist’in evinde ikram ettiği yemekten yiyebilirsin. Bunlar bilinmiyor. Efendim Hristiyan’ın kestiği et yenir mi? Gayet tabii yenir. Söylüyorum deminden beri, haham kesiyor yiyorsun da, Hristiyan kesiyor niye yemiyorsun? Avrupa’ya gittiğinizde isteğinizi yiyin. Yalnız domuzun eti yenmez, kim keserse kessin! Onun dışında Müslüman’ın yiyeceği bir kasaplık hayvanın kimin tarafından kesildiği önemli değildir. Kendi kendimize kaideler icat etmeyelim.

Ömer Tuğrul İnançer

http://haber.gazetevatan.com/helal-ya-da-haram-kesim-yoktur-bu-tamamen/340785/1/Gundem

HERHALDE İSRAİL FUTBOL FEDERASYONU’NUN BİLGİSAYARINI ÇOCUKLAR ELE GEÇİRDİ, BU ZIRVALARI YAZDI. BELKİ DE BU NETANYAHU’NUN ‘ONE MİNUTE’IDIR!

İsrail Futbol Federasyonu’nun internet sitesine bakacak olursanız 1915 yılında, Padişah’ın izniyle yapılan, Sultan’ın Takımı—Tel Aviv Maccabi maçında Mustafa Kemal Sultanspor’un ikinci golünü atmış; maç da berabere bitmiş.

Bu üfürükten tayyare habere göre, Mustafa Kemal Paşa, Padişah’tan izin alarak bir futbol takımı kuruyor ve iyi ilişkiler içinde olduğu Maccabi takımıyla, iki kez ziyaret ettiği Yafa kentinde maç yapıyor.

Palavra olur da bu kadarı olmaz birader! Her şeyden önce 1915 yılında Çanakkale Savaşı var. Millet ölüm kalım savaşının ortasında; ateş Osmanlı’nın yüreğine düşmüş! Mustafa Kemal’de Çanakkale’de. Bu uyduruk haberi yazanların hayal gücü iyi, iyi olmasına da tarih bilgileri sıfır!

Prof. Dr. Halil Berktay’da 1914 yılının sonlarından itibaren Çanakkale’de ablukanın başladığını söylüyor. Bu abluka 6 Ocak 1916’ya kadar kesintisiz sürüyor. Yani başını kaşıyacak vakti olmayan Atatürk’ün, günümüz İsrail topraklarında futbol oynamaya gitmiş olması kadar saçma birşey öne sürülemez.

Herhalde İsrail Futbol Federasyonu’nun bilgisayarını çocuklar ele geçirdi, bu zırvaları yazdı. Belki de bu Netanyahu’nun ‘one minute’ıdır!

Aziz Üstel

http://www.stargazete.com/gazete/yazar/aziz-ustel/israil-ataturk-u-santrafor-yapti-309644.htm

AMERİKAN YÖNETİMİ BÖLGEDE SOFT POWER'I UYGULAYAN YENİ BİR BÖLGE LİDERİ BULMAK ZORUNDA

Amerika çok derin bağlantıları olduğu İsrail ile ilişkilerini koparmayacak tabii. Ama yörede sadece İsrail'in hard power'ına yani silah gücünün arkasına takılarak politika yapamayacağını görüyor. Amerikan yönetimi bölgede soft power'ı uygulayan yeni bir bölge lideri bulmak zorunda. Bu yeni bölgesel güç de tabii ki dış politikasını soft power üzerine kuran Türkiye olacak ve oluyor da.

İsrail bu yeni gelişmeden son derece rahatsız ve bölgede oyunun liderliğini Türkiye'ye kaybedeceğinden ürküyor. İsrail'den yükselen gizli anlaşmalar feryadının temelinde bu korku var. Bir süre önce gerçekleşen Mavi Marmara saldırısı da, İsrail'in Türkiye ABD arası ilişkilere engeller çıkarmak planının ve soft power olma çabasının ürünü olarak gördükleri bu girişimi engelleme çabalarının bir parçasıydı. İsrail Amerikan Kongresi'ndeki bağlantılarını kullanarak Mavi Marmara baskınını düzenleyenleri terörist olarak ilan ettirme çabasını sürdürüyor. Bu karar çıkarsa Başkan Obama'nın yeni oyun planına bir darbe vurulmuş olacak.

Özet olarak ABD, çıkmaza saplanmış olan Ortadoğu politikasını Türkiye'nin peşine takılarak kurtarabileceğinin farkında. Ama Türkiye'nin talep ettikleri bölgede ciddi eksen kaymalarına yol açacak nitelikte.

Serdar Turgut

http://www.haberturk.com/yazarlar/573589-yeni-buyuk-oyun

FELSEFE, SİYASET VE PSİKOLOJİ BİLGİMİN İÇİNDEN YAHUDİ KAVMİNDEN OLAN İNSANLARI ALIP BİR KENARA KOYSANIZ GERİYE PEK DE BİR ŞEY KALMAYACAĞININ FARKINDAYIM

Nasıl kendisini özel bir görev için seçilmiş gören bir paranoyak, buna tamamen inanıyor, tüm enerjisini bu uğurda harcıyorsa, insanları ‘bizimkiler’ ve diğerleri diye ayıran, sürekli ‘bizimkiler’i kayırıp kollarken diğerlerine de her türlü eza cefayı layık gören ya da diğerlerini ne olurlarsa olsunlar diye hiç düşünmeyen bir kimsenin ve grubun da benzeri bir inanca yaslanması gereklidir. O ve grubu, Yaratıcı tarafından seçilmiş ve bu seçilmişlik, kavmin etnik çerçevesiyle sınırlanmış olmalıdır. İnsanlık tarihinde böylesine bir seçilmişlik inancının, muhtemelen ilk ve en güçlü örneği, Yahudilik içinde yuvalanmıştır ve maalesef günümüzde her inançtan gruplarda rastlanabilmektedir.

Bunları ‘seçilmişlik’ hissiyatını ve ahlaki tavırla olan bağını gösterebilmek için söylüyoruz. Bunları söylememiz, bizi asla antisemitik hale getirmez. Kendi adıma Yahudilerle hiçbir alıp veremediğim yoktur; onları sırf Yahudi doğdukları için asla daha kötü insanlar olarak düşünmem. Onları da tüm herkes gibi insan ve eşrefi mahlukat olarak görürüm. Yahudilerin son dönemlere kadar sırf Yahudi oldukları için Hıristiyan dünyasında maruz kaldıkları ayrımcılığı, vahşeti, katliamları ve soykırımı şiddetle kınarım; eğer o dönemlerde yaşamış olsaydım zalimlerin değil Yahudilerin yanında olacağımı gün gibi biliyorum. Kaldı ki, felsefe, siyaset ve psikoloji bilgimin içinden Yahudi kavminden olan insanları alıp bir kenara koysanız geriye pek de bir şey kalmayacağının farkındayım. Kur'an-ı Kerim'le ilgili bilgilerimi dayandırdığım temel kaynaklardan birisi Yahudi kavminden Muhammed Esed'in çalışmalarıdır. İsrail'deki Filistin yanlısı Yahudiler, yeryüzünde hak mücadelesi veren insanların içinde en saygı duyduklarımdır.

Erol Göka

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1055002&title=yorum-prof-dr-erol-goka-secilmislik-hissi-saglikli-degil&haberSayfa=1

İSRAİL CUMHURBAŞKANI ACABA HERHANGİ BİR MÜSLÜMAN ÜLKENİN PARLAMENTOSUNDA KONUŞMA YAPABİLİR Mİ, TÜRKİYE'DEN BAŞKA? YAPMIŞ MIDIR? BUNDAN SONRA YAPABİLİR Mİ?

Hatay’da Musevilerin ibadethanesi olan sinagoga gittim. Kiliseye gittim. Kilisede çok büyük kalabalık vardı. Yaşlı bir kadın “Allah’a şükür bu günleri gördük” diye konuşuyor. Baktım, Türkçe konuşuyor. Katolikmiş. Senin kendi vatandaşın Museviler de her cumartesi bana dua ediyor. Rutin dualarını yaparken devletin başı olarak bana da dua ediyorlarmış, kendileri söyledi.

Bizim için İsrail ayrı, Türkiye’deki Museviler ayrıdır. Onlar kendi vatandaşımız. Ayrıca bizim problemimiz İsrail hükümetiyle, halkıyla değil. Hatta İsrail hükümeti bile denemez. Onların takip ettiği politikayla problemimiz var. Eğer Türkiye’de antisemitizm (Musevi karşıtlığı) var derlerse, bunu şiddetle reddederim.

http://www.posta.com.tr/siyaset/YazarHaberDetay/_Museviler_her_cumartesi_bana_dua_ediyor_.htm?ArticleID=50077

Bazıları şunu söyleyebilirler, eskiden Türkiye ile İsrail'in arası böyle değildi, mevcut hükümet bu işlere sebep oldu. Bunların hiçbiri geçerli değil.

Gerek ben gerek Sayın Başbakan Erdoğan, bakanlar, çok sık İsrail'e gidip geldiler. Türk-İsrail ilişkilerinin gelişmesine çok katkı verdiler. Ben Cumhurbaşkanı olduktan sonra İsrail Cumhurbaşkanı ve Filistin Devlet Başkanını Ankara'ya davet edip TBMM'de konuşma yapmaları fırsatını verdim. İsrail Cumhurbaşkanı acaba herhangi bir Müslüman ülkenin parlamentosunda konuşma yapabilir mi, Türkiye'den başka? Yapmış mıdır? Bundan sonra yapabilir mi?

http://www.ntvmsnbc.com/id/25149383/

Abdullah Gül

Netten okuyun

Sderot şehrinde günlerden bir gün:

http://www.hasturktv.com/teror/1158.htm

Yasalarla yasaklanan hayattır - Moris Farhi'nin şiddetsiz bir dünya umudu beslediği açık; ne var ki gözü gerçeklere kapalı bir hayali yok. Yüzlerce yıldır hüküm süren yasaların bir hamlede değişmeyeceğini biliyor.

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&ArticleID=1027817&Date=10.11.2010&CategoryID=40

Atatürk İsrail’de gol atmıştı

http://www.hasturktv.com/israili_taniyalim/1121.htm

İşte İsrail belgelerinde Atatürk’ün o maçı – RAFAEL SADİ

http://odatv.com/n.php?n=iste-israil-belgelerinde-ataturkun-o-maci-1711101200

"İsrail'e gol atan Mustafa Kemal ama..."

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/16304164.asp?top=1

Mustafa Kemal'i Tel Aviv maçında neden oynattılar?

http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/mustafa-kemali-tel-aviv-macinda-neden-oynattilar-haberi-35824

SEVİL ATASOY: “Ümit Sayın, annemin Yahudiliğini mesele yaptı”

http://zaman.com.tr/haber.do?haberno=1054742&title=roportaj-umit-sayin-annemin-yahudiligini-mesele-yapti

Hitler işini bitiremedi

http://www.hasturktv.com/anti_semitizm/1163.htm

HAY E. COHEN YANAROCAK: "Türkiye ile ilişkileri kesmek İsrail’in zararınadır"

http://www.orsam.org.tr/tr/orsamkonukgoster.aspx?ID=206

TSK’daki İsrail lobisi nasıl çalışır – EMRE USLU

http://www.taraf.com.tr/emre-uslu/makale-tsk-daki-israil-lobisi-nasil-calisir.htm

Varnalı Benshoam Ailesi – Roz Kohen

Mi vava de Varna – Roz Kohen

http://www.kanalkultur.com/kks/yazarlar/roz-kohen/2306-roz-kohen-varnali-benshoam-ailesi.html

http://judeo-spanishmemoires.blogspot.com/2010/11/mi-vava-de-varna.html?spref=fb

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın
610