Batya Natan

Ağa takılanlar/ Müslüman Arap nüfusunun yüzde 83’ü İsrail sınırları içinde kalmayı yeğliyor

Güncel

‘Ortadoğu’nun yularsız atı’

Tarihte Musevileri ötekileştiren ve Yahudilikle mücadeleyi dinin rüknü gibi gören İslam değil Hıristiyanlık... Ama günümüzde Katolik Hıristiyanlığın merkezi Vatikan içten içe öfke duysa da siyaseten tepkisizliği seçtiği için, Protestan Hıristiyanlık ise Nazi Almanyası’nın zirvede olduğu yıllarda yaşanan hadiseler dolayısıyla derin suçluluk hissettiği için söz Yahudilikten açıldığında refleks olarak himayeci bir tutum içine girdiğinden İsrail deyim yerindeyse ‘Ortadoğu’nun yularsız atı’ haline geldi...

Tel-Aviv ve Kudüs, Müslüman Arapların feryatlarını göğüslemekte yıllar yılı fazla zorlanmadı. Tepkiler de genelde Batılı gazetecilerin çektiği fotoğraf karelerinin dünya kamuoyunda uyandırdığı öfke düzeyinde kaldı. İsrail ‘stratejik müttefik’ olarak gördüğü ve bölgenin en büyük askeri gücüne sahip Türkiye’yle yakınlığı dolayısıyla rahattı. Ankara’nın atmosferine zaman zaman muhafazakâr siyasilerin homurdanmaları hâkim olsa da İsrail askeri ilişkilerin vardığı derinliğin Türkiye’yi raydan çıkarmayacağı inancındaydı. Ancak gelişmeler aksi yönde oldu. Türkiye askeri ve istihbarat alanında yapılmış pek çok anlaşma dolayısıyla hâlâ bölgede İsrail’e en yakın ülke durumunda ama aradaki mesafe artık bir hayli açılmış durumda... Ne siyasetin ne de ordunun İsrail’le ilişkileri dünkü seviyesinde.

Avni Özgürel

http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&ArticleID=977662&Yazar=AVNİ%20ÖZGÜREL&Date=02.02.2010&CategoryID=99

Ortadoğu’da en güzel limon ağaçları ise Kudüs ve çevresinde bulunur

Limon ağaçları bir başka güzeldir Ortadoğu’da. Limon burada bol sulu ve hoş kokuludur. Şam’da yaşadığım Hıristiyan Mahallesi Bab Şarki’de bulunan evimin ortasında da kocaman bir limon ağacı var. Geleneksel Arap mimarisinin bir örneği olan ev ve ortasında limon ağaçları ile dolu bir bahçe… Eski şehrin doğu kapısındaki evimden yüzümü tarihi Emevi Camii’ne çevirdiğim zaman diğer bahçelerdeki limon ağaçlarını görüyorum. Bu kış ayında bile limon kokuyor eski şehrin sokakları. Bu kokunun gölgesinde Ortadoğu’da barış sürecini yazmak ise çok zor. Ortadoğu’da en güzel limon ağaçları ise Kudüs ve çevresinde bulunur. Sadece limon kokmaz o ağaçlar, toprağa tutunmaya çalışan İsrail ile Filistinlilerin emeği ve umudu da vardır. Tüm savaşlara karşın barışa direnenlerin umudu…

Emre Çalışkan

http://www.t24.com.tr/content/authors.aspx?article=1557&author=54

Ben bile Yahudi olduğum halde antisemitik olarak adlandırıldım

Siyasi çözümler başarısız oldu. Barış çabalarının içi boş. Netanyahu “yeni yerleşim yok” derken “hiç yerleşim yok” demedi. Netanyahu, Obama’nın asgari önerilerini bile reddetti. Amerika’nın kullanabileceği birçok araç var. Örneğin milyonlarca dolarlık askeri yardım yapıyor. Batı ile ticari ilişkiler devam ediyor, yatırımlar sürüyor, sanatsal faaliyetlerde bir aksama yok. Uluslararası hukuku çiğneyen bir devlet olunca genelde yaptırımlardan söz edilir. Ama konu İsrail olunca buna izin verilmiyor. Bir boykot ve yaptırım çağrısı, antisemitizm olarak adlandırılabiliyor. Ben bile Yahudi olduğum halde antisemitik olarak adlandırıldım. Dünyanın en önde gelen hukuk insanlarından Richard Goldstone bile hazırladığı Gazze raporunda İsrail’i eleştirdi diye neredeyse antisemitik ilan edildi. Gerisini siz düşünün. Çünkü İsrail hâlâ kolonyal bir güç gibi davranıyor. Biz 1980’lerde Güney Afrika’ya yönelik yaptırım ve boykot kampanyasının benzerinin İsrail’e karşı da uygulanabileceğini düşünüyoruz. Afrika’daki ırkçı, ayrımcı rejim bu şekilde dize getirilmişti.

Naomi Klein

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&ArticleID=977730&Date=02.02.2010&CategoryID=42

Yani, ne dünya Yahudileri, ne de İsrailliler kurşun askerlerden oluşuyordu

Yahudi cemaatleri "tek tip düşünen, tek tip davranan" insanlardan değil, dünyadaki tüm halklar gibi değişik konularda değişik fikirleri olan bireylerden oluşuyordu. Aynı Filistinliler gibi: İsrail'in Arap azınlığınca yayınlanan haftalık Kul al-Arab dergisi, sakinlerinin neredeyse tamamı İsrail vatandaşı Araplardan oluşan 45,000 nüfuslu Umm el-Fahm'de bir araştırmada deneklere kentin bağımsız bir ‘Filistin Devleti’ne bağlanması hakkında düşüncelerini sordu. Müslüman nüfusun yüzde 83'ü İsrail sınırları içinde kalmayı yeğliyor, bunun sebebi olarak en çok "demokratik bir ülkede yaşamak istemek" (yüzde 54) ve "yaşam standartlarını kaybetmemek" (yüzde 51) cevaplarını veriyordu. Yani, ne dünya Yahudileri, ne de İsrailliler kurşun askerlerden oluşuyordu.

Yunus Emre Kocabaşoğlu

http://bianet.org/biamag/azinliklar/119894-dokme-kursun-harekati-ve-yahudiler

İzlenimler

Ailem korkuyor, uçağın kaçırılmasına kadar felaket senaryoları yazıyor, gitmemi istemiyor

Ailem korkuyor, uçağın kaçırılmasına kadar felaket senaryoları yazıyor, gitmemi istemiyor, İsrail’deki dostlarım ülkeye girişte polisin soracağı ahiret sorularından sıkılmadan, her zaman gülümseyerek cevap vermemi, ne olursa olsun ses tonumu asla değiştirmememi sıkı sıkı tembihliyorlardı...

Gümrükte dünyanın pek çok yerinden gelen turistler vardı. Ülke vatandaşları ve vatandaş olmayanlar için ayrı gişeler açılmıştı ve uzun kuyruklar oluşmaması için mümkün olduğu kadar çok memur çalışıyordu. Sıra bana geldiğinde nerede kalacaksınız, kaç gün kalacaksınız, nereden geldiniz soruları dışında iyi tatiller ve iyi eğlenceler dileklerinin yanında güler yüzünü esirgemeyen memurlar ve polislerden başka hiçbir şeyle karşılaşmadım. Obez valizimi de aldıktan sonra beni evlerinde misafir edecek olan ve ailem gibi gördüğüm İzmir doğumlu İsrailli yazar Erroll Haim Gelardin ve çok tatlı eşi Rezzan Gelardin’e uzun uzun sarılmamın ardından eve doğru yola çıktık.

Selin SÜAR - Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Film Tasarımı Yüksek Lisans

http://www.azizm.com/index.php?option=com_content&task=view&id=447&Itemid=47

Anı

“Bana hayatta kalacağına dair söz ver”

“Anlatsam roman olur” diye başlar birçok acılı anı… Dolu dolu yaşanmış bir hayat, kitaplara sığmaz, kuşaklar boyu hatırlanır durur. Berlinli Türk Yahudi Isaak Behar’ın 85 yıllık ömrü, işte tam da bu kalıba uyuyor.

http://www.dw-world.de/dw/article/0,,5213476,00.html

Yazı Dizisi

İki şehirde de ortak tek bir tutum var: Tedirginlik ve şüphe...

Kudüs'ten yarım saatlik uzaklıktaki Tel-Aviv'de insanlar sanki bambaşka bir dünyanın içinde yaşıyorlar. İsrail toplumu ne renk ne de görünüm olarak homojen bir yapı göstermiyor. Her biri farklı bir ülke ve kültürden gelmişler. İsrail vatandaşı olurken devletten hayatlarının her şeye rağmen korunacağına ilişkin yasal teminat almışlar. Tel Aviv Kudüs gibi değil. Sokaklarda ve hayatın içinde hiç dinsel bina ve sembol yok. İki şehirde de ortak tek bir tutum var: Tedirginlik ve şüphe...

Ayşe Böhürler

http://yenisafak.com.tr/Diziler/?i=239028

Gazze'de yaşananlar sadece bizim için değil iki taraf için de cehennemin ta kendisi

Şöyle vaatler duyuyorduk: "Bizi bir kere deneyin, bir kere Gazze'den geri çekilirseniz bizim kendi kendimize neler yapabileceğimizi göreceksiniz, bir Filistinlinin sabah kalkıp evden dışarı çıkmak için İsrail tankıyla burun buruna gelmediğinde neler yapacağını göreceksiniz." Yatırım, kalkınma vaatleri, plajlar... Gazze plajı ikinci bir 'Palmiye Plajı'na dönüşecekti. Size söyleyeyim, Gazze'den çekildik, devletin tam onayıyla oraya yerleşen 8.000 insanın hayatı altüst oldu. Şimdiye kadar Gazze'den gördüğümüz tek şey 10.000 roket atışı. Yani buradaki insanlara terörün işgal madalyonunun diğer yüzü olduğunu izah etmek çok güçleşti. Gazze işgal altında değil ama Gazze'de yaşananlar sadece bizim için değil iki taraf için de cehennemin ta kendisi.

Dov Weissglass

http://yenisafak.com.tr/Diziler/?i=239296

Haftanın bilgisi

Tavlada Yahudi kapısı

Tavlada 6-1 atan kişinin, eğer boş ise, kendi evi önüne aldığı kapıdır. Karşı tarafın 6 atıp çıkma ihtimalini azaltır. Oyunun kritik manevralarından biridir.

http://www.itusozluk.com/goster.php/yahudi+kap%FDs%FD

Haftanın Tavsiyesi

New York’un ‘kurtarılmış bölgesi’

Eruv, bir Musevi’ye Şabat’ta evinde yapabileceği kısıtlı aktiviteleri dışarıda da yapabilme özgürlüğü sağlar. Bu da ancak Musevi evlerinin, alanlarının, sinagoglarının birbirine bağlanması, büyük bir “Musevi alanına” dönüştürülmesiyle gerçekleşebilir. Böylelikle evinden çıkan biri bu alan içerisinde elinde Tevrat’ı ile sinagoga gidebilir. Okuma gözlüklerini yanında taşıyabilir. Çocuğunu kucağına alabilir ya da puseti itebilir. Ev anahtarlarını cebine koyabilir. Engelliler yanlarında gerekli aparatlarını bulundurabilir. Alışveriş yapamayacak olsa bile cüzdanını yanında taşıyabilir. Asansöre binebilir. Gerçi asansörün düğmesine basamaz; ancak o problem şehir genelinde basitçe çözülmüştür. Eruv olan şehirlerde pek çok binada, özellikle hastanelerde Şabat boyunca muhakkak her katta durmaya ayarlanmış bir asansör vardır, böylelikle kimse tuşa basmak zorunda kalmaz, günaha girmez.

http://www.chronicledergisi.com/new-york%e2%80%99un-%e2%80%9ckurtarilmis-bolgesi%e2%80%9d/

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın
724