İpotekli masumiyet

Masumiyeti çizmek mümkün olsaydı kağıt parçasının üstüne neler dökülürdü kim bilir ? Karla örtülü dağ yamaçları, dingin denizin üstünden batan güneşin geride bıraktığı bakır renkli gök, çiçeklerle bezenmiş uçsuz bucaksız kırlarda koşuşan çocuklar...

Masumiyeti çizmek mümkün olsaydı kağıt parçasının üstüne neler dökülürdü kim bilir ? Karla örtülü dağ yamaçları, dingin denizin üstünden batan güneşin geride bıraktığı bakır renkli gök, çiçeklerle bezenmiş uçsuz bucaksız kırlarda koşuşan çocuklar… Bunlardan hangisi ya da üretilebilecek nicelerinin arasından hangileri gündelik hayhuyların kirletemediği, çıkarların egemen olmadığı naif duyguları aksettirir, sıcacık bir duygu ile insan kalbini sarmalar?
Anasının kollarında bilinçli bilinçsiz etrafa gülücükler dağıtan bebecikten, babasının kendisine bakarken eriyip gittiği çocuktan daha masum, daha berrak ne olabilir ? Büyüklerin en saf duyguların peşinden koşarcasına etrafında fır döndüğü çocuklar ailelerinin sevinç kaynağı, yaşama gücü değil midir?  Kaç kişi ve kimler bunun böyle olmadığını iddia edebilir?
Hal böyleyken bugün tüketim toplumunun çarklarının istenen doğrultuda dönmesi için çocukların örneğin reklamlara malzeme yapılmaları içimi burkuyor. Ondan da öte, henüz kendini ifade etme yeteneğini dahi kazanmamış yaştakilerin siyasi mesajlara alet edilmeleri, yazılı ve görsel basın dahil olmak üzere hemen hemen her tür platformda vazgeçilmez bir propaganda aracı şeklinde kullanılmaları geleceğe olan güvenimi sarsıyor, beni karamsarlığın kucağına itiyor.
Geçtiğimiz haftalarda İstanbul’da düzenlenen ve Kudüs’ün Yahudilerden kurtarılması için savaşılması gerektiği fikrini işleyen toplantılarla eş zamanlı yapılan fuarda, Suriye’de yaşayan Filistinli ressam bir babanın kendi çocuğunu bombalarla bezenmiş bir intihar komandosu olarak resmetmesi içinde büyüttüğü nefretin bir göstergesi adeta… Daha önceleri yine Ortadoğu’da – Lübnan’da, Gazze’de ya da Batı Şeria’da – savaşın acımasızlığına kurban gitmiş bebelerin resimlerinin tüm medya organlarında yer bulması, hatta binaların dış cephelerini süslemesi, yitirilene bir saygı ifadesi olarak algılanmış sanki… Ancak bu gerçekten öyle mi?
Sınırın öte yanında, İsrail’in kuzeyinde Galil bölgesinde tepelerine katyuşa inenlerin, yaralananların, ölenlerin veya güneyde – Sderot’ta örneğin – ne zaman kassam roketlerinin hedefi olacağını bilmeden gündelik yaşantılarını devam ettirmeye çalışanların yaşadıklarının es geçilmesi niye?
Yanıt, insanların ve toplumların yaşamdan beklentilerinde, olayları hangi açıdan değerlendirdiklerinde saklı olsa gerek…
Bu hafta Annapolis’te tarihi bir zirve toplanıyor. Oslo’da başlayan barış sürecinin tekrar devreye girmesi gündemde.  Fakat zorluklar var… Filistin tarafının ikiye bölünmüş olması, Hamas’ın İsrail ile görüşmek bir yana onun varlığını dahi kabul etmemesi, dolayısı ile zirveye katılan Filistin lideri Mahmut Abbas’ın Filistin’li Araplar arasındaki tüm fikirleri ne kadar temsil edebileceği konusu gibi sıkıntılı noktalar var.
Ancak her şeyden önce görüşmeye taraf olanların kendi geleceklerinden ne bekledikleri konusu var. Çocuklarını popülist propaganda aracı olarak kullanmaktan geri durmayanların gelecekten ne gibi beklentileri olabilir?  Oysa bugün yarına borçludur. Kinle şekillenen yeni nesiller toplumların yarınlarını ipotek altına almış durumda. Bugüne dek yapılan hataların devam etmemesi ise bu ipoteğin kaldırılmasını istemekten geçiyor.

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın! Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın