8 Temmuz 2020 Çarşamba 14:05

Tartışma yaratan film

Polanski’nin bol ödüllü ‘J’Accuse/ İtham Ediyorum’u Fransa’daki antisemitizmi gündeme taşıdı.


Viktor APALAÇİ Sanat 8523 görüntüleme
8 Nisan 2020 Çarşamba

86 yaşında üretkenliğini sürdüren Roman Polanski, ‘J’Accuse’ ile ‘Piyanist’ten (2002) bu yana en iyi filmine imzasını atıyor. Venedik Film Festivalinde Jüri Büyük Ödülü ve FİPRESCİ En İyi Film Ödülünü kazanan film, Cesar Ödüllerinde Polanski’yi En İyi Yönetmen ve En İyi Senaryo Yazarı yaptı. Dreyfus Olayından çıkarılabilecek ders, hakikatin hiçbir zaman ilelebet saklı tutulamayacağıdır. Çünkü gerçeğin er geç ortaya çıkma gibi bir huyu vardır. Polanski, Fransız toplumunda Dreyfus’un suçlanmasına yol açan yaygın antisemitizmi görmezden gelmiyor, ancak bu geleneksel ırkçılığın köklerini araştırma konusuna hiç girmiyor. En küçük rollerde ünlü oyunculara rastladığımız film müthiş oyuncu kadrosu için de izlenmeyi hak ediyor.

Son yedi yılda sadece iki film yapan Roman Polanski‘J’Accuse / An Officer and a Spy / İtham Ediyorum’ile sinemaya görkemli bir dönüş yaptı. Kariyeri boyunca gerilim türündeki becerisini kanıtlayan Polanski, öykü anlatmada ve oyuncu yönetmedeki becerisini bu filmde de gösteriyor.
Sanat yönetimiyle, görüntü yönetmeni Pawel Edelman’ın müthiş kadrajlarıyla, Alexandre Desplat’nın nefis müzik partisyonuyla, dekorlarıyla, Pascaline Chavanne’ın Cesar Ödüllü kostümleriyle, ışık kullanımıyla, ‘J’Accuse’ birinci sınıf bir tarih ve sinema sanatı dersi hüviyetinde.
86 yaşında üretkenliğini sürdüren Roman Polanski ‘J’Accuse’ ile ‘Piyanist’ten (2002) bu yana en iyi filmine imza atıyor. Gazeteci kökenli, İngiliz romancı Robert Harris’in (63) romanından alınan filmin senaryosunu Polanski yazar ile birlikte yazdı. Bu senaryo eğlenceli bir boyut kattığı öyküyü tarihi ve ahlaki bir gerilim filmi formatında ele alıyor.
 

Fransa tarihinin utanç sayfası
Polanski, Fransız toplumunda Dreyfus’un suçlanmasına yol açan yaygın antisemitizmi görmezden gelmiyor, ancak bu geleneksel ırkçılığın köklerini araştırma konusuna hiç girmiyor.12 yıllık süresiyle Dreyfus Olayı yalnız Fransa’da değil tüm dünyada bir deprem etkisi yaratmıştı.

19. yüzyıl sonunun bu adli hata, adaletin reddi ve antisemitizm olayı, filmde Casusluk Birimi Başkanlığına atanan Albay Picquart’ın bakış açısıyla anlatılıyor. Sahte delil yaratılarak Dreyfus’un mahkûm edildiği gerçeğine varan Picquart, kariyerini hatta hayatını tehlikeye atarak, sabit fikirli, önyargılı komutanlarına karşı çıkarak gerçek suçluyu ortaya çıkarıyor.
Film Dreyfus Olayı üzerinden gerçeğe ulaşma savaşı veren Albay Picquart’ın antisemit duygularından arınma sürecini de ustalıkla işliyor. Öyküye eğlenceli bir boyut katan senaryo, ‘J’Accuse’ün saf bir tarihi film formatından çok bir casusluk gerilimi olarak ele alıyor.

Fransız askeri tarihinin utanç sayfalarından biri olarak Dreyfus Olayı önyargılı, antisemit Fransız toplumu mensupları olan üst düzey komutanların öncülüğünde vatan hainliği suçlamasıyla Dreyfus’un suçlu ilan edilmesidir. Dreyfus Davası, masum bir Fransız topçu subayının yargılanmasında adaletin siyasete kurban edildiği ve medyanın aracılığıyla karşılık bulmasıdır.
Dreyfus olayından çıkarılabilecek ders, hakikatin hiçbir zaman ilelebet saklı tutulamayacağıdır. Fransız devleti yıllar sonra ortaya çıkan bir gerçeği yıllar boyu telafi etmeye çalıştı. Dreyfus’un masumiyetini ispat etmek için yıllarca mücadele veren Yarbay Picquart asıl suçlu Esterhazy’nin mahkûm edilmesinde rol oynadı. Polanski, bilinen becerisiyle, Hitchcock’u akla getiren bir gerilim atmosferiyle paranoyak bir iklimdeki suçluyu arama takibinde gerçeğin peşine düşüyor.
Film Yüzbaşı Alfred Dreyfus’un (Louis Garrel) mahkeme safhasında suçlu bulunmasından sonra askeri bir törende rütbelerinin sökülmesi ve kılıcının kırılması seremonisiyle başlıyor. Askeri okuldaki hocası Albay Georges Picquart’ın (Jean Dujardin) kendisine sempati duymadığını ve antisemit olduğunu gizlemediğini öğreniyoruz. Kendisi Paris sosyetesinin gözdelerinden, evli bir kadın olan Pauline Monnier (Emmanuelle Seigner) ile gizli bir ilişki yaşıyordur. 
Fransız ordusunun üst düzey komutanları, General Billot (Vincent Grass), General Darras’ın (Stefan Godin) Dreyfus’un çok uzaklara Guyana açıklarındaki Şeytan Adasına sürülmesini sağladıklarını öğreniriz. Okyanusun ortasındaki bir adadan kaçması imkânsız olan Dreyfus sırf işkence olsun diye geceleri pranga ile yatağa kilitleniyordur.
Dreyfus’un mahkûmiyetinde rol oynayan Picquart mükâfat olarak Casusluk Birimi Başkanlığına atanınca elde ettiği bilgilerle casusluk olayının kahramanının Dreyfus değil Esterhazy adlı bir subay olduğu gerçeğine ulaşır. Bu bilgiyi komutanlarıyla paylaşınca dosyanın kapandığını ve Dreyfus’un mahkemesinin tekrar görülmesinin istenmediğini öğrenir. Soruşturmasını derinleştirdikçe asıl suçluyu ortaya çıkaran belgeye ulaşır.


Antisemit, ırkçı bir genelkurmay
Aradan dört yıl geçmiştir. Dreyfus’un masumiyetine inanan, aralarında gelecekte Fransa’yı yönetecek Clemanceau, Jean Jaures gibi politikacıların, Dreyfus’un avukatının (Melvil Poupard), Emile Zola gibi yazarların yaptıkları toplantılar netice verir. 13 Ocak 1894 tarihli L’Aurore gazetesi ilk sayfasını Emile Zola’nın ‘J’Accuse/ İtham Ediyorum’ makalesine ayırır. Zola, yazısında yargıçları suçlayarak masumiyetini savunduğu Dreyfus’un yeniden yargılanmasını talep eder. Yeniden yargılanan Dreyfus’un cezası hafifletilir. Film, Dreyfus’un eski itibarını kazanıp orduya dönmesiyle noktalanıyor.

Filmin müthiş bir oyuncu kadrosu var. En küçük rolleri (Bertillon’da Mathieu Amalric, avukatlarda Vincent Perez, Melvil Poupard gibi) ünlü oyuncular oynuyor. Ayrıca aralarında Denis Podalydes (Av.Domange) ve Herve Pierre’in de (General Gouso) bulunduğu, Avrupa’nın en ünlü tiyatro topluluklarından Comedie Française’den sekiz oyuncu var.
Başroldeki Jean Dujardin (Picquart) kendisine Cannes’da ve Oscar’da En İyi Erkek Oyuncu ödülünü getiren ‘Artist’ (2012) filminden bu yana en iyi performansını ortaya koyuyor. Alfred Dreyfus’u oynayan (müthiş makyajıyla tanımakta zorlandığımız) Louis Garrel, haksızlığa uğramış, görevine bağlı  bir askerin isyanını dile getirirken son derece inandırıcı bir portre çiziyor.
Polanski’nin eşi ve fetiş oyuncusu Emmanuelle Seigner, sosyete güzeli Pauline Monnier’de çok başarılı. Oyuncu kadrosunun sürprizlerinden biri, Cannes’ın 1975 Altın Palmiye’si ‘Chronique Des Annees De Braise’ filminin yönetmeni olarak tanıdığımızCezayirli sanatçı Mohammed Lakhdar-Hamina’yı Bashir rolünde izlemekti.
Roman Polanski ile bitirecek olursak. Polonya asıllı bu Yahudi sanatçı sinema dünyasının en önemli üç festivalinde -Cannes, Venedik ve Berlin’de- Altın Palmiye, Altın Aslan ve Altın Ayı kazanmayı başarmış ender yönetmenlerden biri. 2002’de Cannes’da ‘Piyanist’ ile, 1966’da Berlin’de ‘Cul De Sac’ ile bu ödüllere ulaşan sanatçı, 1993’te Venedik’te Altın Aslan ile taçlandırılmıştı.
‘Piyanist’in 2003’te kazandığı üç Oscar ödülünden biri, En İyi Yönetmen dalında Roman Polanski’nin olmuştu. Yönetmen aynı ödüle 1974’te ‘Chinatown’ ile layık görülmüştü. Uluslararası Eleştirmenler Birliği’nin (FIPRESCİ) En İyi Film Ödülü iki kez Polanski filmine verilmişti; 1965’te ‘Repulsion’ ve 2019’da ‘J’Accuse’. Polanski’nin aktifinde on Cesar ve iki Altın Küre Ödülü de var.


Dreyfus Olayı neydi?
1984 yılında Fransa’da Yüzbaşı Alfred Dreyfus, düzmece bir mahkemede vatan hainliği suçlamasıyla yargılandı. Fransız genelkurmayında tek Yahudi subay olarak görev yapan Dreyfus bazı Fransız silahlarının yeni teknik özelliklerini Almanlara bildirmekle suçlanarak, grotesk, düzmece, gülünç bir mahkeme sonucu vatan haini olarak ömür boyu hapse mahkûm oldu. Çöp konteynırında bulunan el yazılı bir mektubun Dreyfus’un el yazısına benzemesinden dolayı, uydurma bir delille askeri yargıçlar tarafından suçlu ilan edildi.
Emile Zola’nın L’Aurore gazetesinde yayınlanan ‘J’Accuse/İtham Ediyorum’ makalesi bomba etkisi yaptı, Fransız kamuoyu ikiye bölündü. Mahkemeye verilen Zola suçlu ilan edilince, temyiz safhasından önce İngiltere’ye sığındı. Antisemitizmin yükseldiği Fransa’yı Avusturya’dan gözlemleyen gazeteci Theodor Herzl Yahudi Devleti kurulması tezini hayata geçirdi.
Fransa’daki Dreyfus Olayı ve artan antisemitizm modern Siyonizm’in kapılarını açtı. İngiltere’den dönen Emile Zola evinde duman zehirlemesinden öldü. 1904’te yüzbaşılık rütbesi iade edilen, ardından binbaşılığı terfi ettirilen Alfred Dreyfus, Legion D’Honneur nişanıyla onurlandırıldı.

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın

İLGİLİ HABERLER

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR