kanada REklam

İlginç bir biyografi

‘MERHABA GÜZEL VATANIM’ Türk edebiyat yakın tarihinin iki önemli figürünü bir araya getiriyor

Sinemamızın ihmal edilen türlerin başında gelen biyografiyi konu edinen filmi belgeselleriyle tanınan Cengiz Özkarabekir yönetiyor. Nazım Hikmet ile düşünce ve yaşam şekli paralellikler yaşayan Ahmet Ümit’i bir araya getirmek özgün bir fikir olarak öne çıkıyor. Senaryoda imzası bulunan Ahmet Ümit, kendini oynayarak aktör olarak da karşımıza çıkıyor. Filmin sinematografisinin tatminkâr olduğunu söylemek güç. Filmin yumuşak karnı parçalı senaryosu... Nazım’ın hayatına giren dört kadının varlığı filmde işlevsiz ve yama gibi duruyor. Bazı kusurlarını görmezden gelerek izlemeyi tercih ettiğim filmin Türk edebiyatına zenginlik katan iki yazarını bir araya getirmesini önemli buluyorum.

Üç ay önce yaptığım Moskova ziyaretimde beni en çok etkileyen yer, Nazım Hikmet’in yattığı Novodevizi Mezarlığıydı. Moskova’nın ‘Pere Lachaise’i sayılan bu mezarlıkta yatan Çehov, Gogol, Prokofiev, Mayakovski gibi Rus ünlüleri ile birlikte Nazım Hikmet ve hayatının son kadını Vera Tulyakova Hikmet’in mezarları başında saygı duruşunda bulunmak huzur vericiydi.

Aynı şeyi uzun yıllar önce, Altın Palmiye sahibi ilk Türk yönetmen Yılmaz Güney’in Paris’teki Pere Lachaise Mezarlığında da yapmıştım.

Cengiz Özkarabekir’in geçen hafta vizyona giren biyografik filmi ‘Merhaba Güzel Vatanım’ı nostaljik duygular içinde izledim.

Sinemamızda ihmal edilen türlerin başında yer alan biyografiyi konu edindiği ve senaryosunda Ahmet Ümit gibi önemli bir yazarın imzası bulunduğu için filme umut içinde gittim. Film beklentilerime cevap verecek kalitedeydi.

Mavi gözlü dev

Nazım Hikmet ile düşünce ve yaşam şekli paralellikler yaşayan Ahmet Ümit’i bir araya getirmek özgün bir fikirdi. Nazım Hikmet’ten 58 yıl sonra dünyaya gelmiş olsa da, hayatını gençliğinde komünizme adamasıyla, hapis yatmasıyla, gittiği Moskova’da düş kırıklığı yaşamasıyla, Ahmet Ümit’in yazgısı ünlü şairle benzerlikler taşıyor.

Her iki edebiyat adamı ülkelerinde dışlanmış olmanın, gözaltında tutulmalarının acısını yaşamalarına rağmen, Türk edebiyatına zenginlik katarak iz bırakmışlar.

Belgeselleriyle tanınan Cengiz Özkarabekir ilk uzun metrajlı filmi ‘Yücel’in Çiçekleri’nde (2018), Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’un köy enstitülerinin kurulması için verdikleri mücadeleyi anlatmıştı. İkinci uzun metrajlı filmi olan ‘Merhaba Güzel Vatanım’da yönetmen, zengin bir arşiv taramasından elde ettiği ilginç fotoğraf ve belgelerle düzgün bir filme imzasını atmış.

Ancak filmin sinematografik anlamda tatminkâr olduğunu söylemek güç. Filmin yumuşak karnı olan senaryosundan başlayalım. Bu parçalı senaryo, Nazım Hikmet’in hayatına giren dört kadının (Celile – Piraye – Münevver – Vera) varlığı, filmde işlevsiz ve yama gibi duruyor.

Senaryoda Hikmet’in bu kadınlarla ilişkisi çok yüzeysel çizilmiş. Senaryonun iki ayrı anlatıcının ağzından (Hikmet ve Ümit) anlatılması kafa karıştırıyor.

Moskova’da ve hapishanelerde geçen sahneler, filmin kısıtlı bütçesi yüzünden tatmin edici olmaktan çok uzak. Yine de filmin, Türk edebiyatı yakın tarihine damgasını vurmuş iki önemli yazarı – Nazım Hikmet ile Ahmet Ümit’i  bir araya getirmek gibi bir özelliği var. Bazı kusurlarını, toleranslı davranıp görmezden gelerek izlemeyi tercih ettik.

 

Komünüst edebiyatın romantik temsicisi

‘Merhaba Güzel Vatanım’ Nazım Hikmet’in acılı hayatından bazı kesitler sunuyor. Gençliğinde kısa aralıklarla Moskova’ya iki kere gittiğini, düzmece davalarla yaşamının 17 yılını geçirdiği hapishane hayatını anlatıyor.

Nazım Hikmet 1950’de Türkiye ve yurt dışında kampanyalar sonunda çıkarılan genel af yasasıyla hürriyetine kavuşmuştu. Cezaevi yıllarında tanıştığı mahkûmlar arasında Kemal Tahir, Orhan Kemal, ressam Balaban gibi ünlüler vardı.

İlk Moskova seyahatinde, 1928’de komünistler için çıkan af sayesinde ülkesine dönen Nazım Hikmet, İpek Film için senaryolar yazmış, oyunlar kaleme almış, İpekçilerin 1933 yılında kurduğu ilk sesli film stüdyosunda Türkçe dublaj çalışmalarında yönetmenlik yapmıştı.

Komünist edebiyatın romantik temsilcisi Nazım Hikmet, İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde yattı. Çürüğe ayrıldığı halde 48 yaşında askerlik yapmaya çağrılması ve öldürüleceği yolundaki duyumlar üzerine yurt dışına çıktı.

Film, Nazım Hikmet’i Refik adlı (Refik Erduran) bir arkadaşının sağladığı bir Chris-Craft ile Karadeniz’de kendisini karşı sahillere götürecek bir gemi arayışı ile başlıyor.

(Kişisel bir not: 70’li yıllarda benzer bir Chris-Craft’ı olan Nejat Eczacıbaşı’yı Caddebostan sahillerinde gıpta ile izlerdim.)

Nazım Hikmet Moskova’da yaşadığı dönemde Bulgaristan, Macaristan, Fransa, Mısır gibi ülkeleri dolaştı. Stalin döneminin çelik pençeli yönetiminden rahatsızlık duydu. Memleket hasreti ile uzun yıllar geçiren Hikmet’in eserleri anavatanında yasaklanmış ve kendisi vatandaşlıktan çıkarılmıştı. Ölümünden yıllar sonra, 2009’da Bakanlar Kurulu kararıyla yeniden Türk vatandaşı olmuştu.

Başarılı oyuncu kadrosu

Cezaevinden kalan hastalıklar onu Moskova’daki yaşamında rahat bırakmamıştı. 63 yaşındayken, 3 Haziran 1963 günü sabahı kalbine yeniş düşmüş, acılı yüreği durmuştu.

“… Yazılarım otuz bir dilde basılır / Türkiye’de Türkçemle yasak” dediği şiirleri ancak ölümünden sonra ülkesinde basılabildi. Eserleri elliden fazla dile çevrildi.  Nazım Hikmet ile düşünce yaşam şekli açısından paralellikler yaşayan Ahmet Ümit ‘Merhaba Güzel Vatanım’da senaryo yazarı ve (kendisini oynayarak) aktör olarak karşımıza çıkıyor.

1960 doğumlu Ahmet Ümit, 1985-86’da Moskova’da Sosyal Bilimler Akademisinde siyaset eğitimi görmüştü. Usta bir polisiye yazar olarak seksene yakın eseri 26 dilde yayınlandı.

Filmin oyuncu kadrosuna gelince; Yetkin Dikinciler, Biket İlhan’ın 2007 tarihli filmi ‘Mavi Gözlü Dev’den sonra ‘Merhaba Güzel Vatanım’da ikinci kez Nazım Hikmet’i canlandıran aktör oldu.

Çağan Irmak’ın başyapıtı ‘Babam ve Oğlum’dan (2005) tanıdığımız Dikinciler, usta bir tiyatro oyuncusu olmanın avantajı ve kusursuz diksiyonuyla, inandırıcı bir Nazım Hikmet kompozisyonu çiziyor.

Ahmet Ümit’in gençliğini oynayan Serkan Altıntaş, Nazım Hikmet’le aynı mezarlıkta yatan şair Mayakovski’yi canlandıran Levent Üzümcü de çok başarılı. Kadın oyuncularda, başarılı makyajı ve inandırıcı performansıyla Münevver’i oynayan Pelin Batu öne çıkıyor. Va-Nu rolünde Umut Beşkırma ve kısa rolünde Berna Laçin oyuncu kadrosunun başarısına ortak oluyor.

Cem Erman’ın hazırladığı başarılı müzik partisyonu Cengiz Özkarabekir’in mizansenine katkıda bulunuyor.

 

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın