kanada REklam

“Sevgim ve sesimle yüreğinize dokunmaya geldim”

Yıllarca Fazıl Sayı’ın eserlerinin solistliğini yapan Serenad Bağcan, ilk solo albümü ile büyük beğeni topladı. Her nesilde müzikle iç içe olan bir ailenin çocuğu olan Serenad Bağcan ile müzik yolculuğunu konuştuk.

“Sevgim ve sesimle yüreğinize dokunmaya geldim”

Açık deniz kuşları albatroslar havalanmak için nasıl önceden uzun süre koşarlarsa, senelerce müziğin içinde olan Serenad Bağcan da, ünlü piyanist Fazıl Say ile yıllarca çalışmış; işine olan saygısına ve müzik tutkusuna hayran olduğu babasını bir gün stüdyosunda dinledikten sonra aldığı ilhamla, bir anda karar vererek, kanatlarını gökyüzüne doğru özgürce açıvermişti. Bir albüm yapacaksa babasının şarkıları olmalıydı. Amcasının şarkıları olmalıydı. İşte ‘Babama ve genlerime vefa’ albümü böyle doğdu. Ne de olsa, her zorlu dönemde şarkı söyleyen bir Cumhuriyet ailesinin çocuğuydu. Hala Selda Bağcan, bir dönem kendi ülkesinde hapse atılmış, şarkı söylemesi yasaklanmıştı. Bugün ise Times Gazetesi ve Rolling Stones Dergisi gibi yayın organlarına göre kendisi efsane kadın seslerinden biri.

Aile geleneğine göre önce yüksek öğrenimlerini tamamlayıp sonra gönül verdikleri müzikle iç içe yaşayan Bağcan Ailesi fertleri, yaşadıkları bütün zorluklara rağmen hayatın pamuk ipliğine bağlı olduğunu biliyorlardı. Amca Serter Bağcan’ın söz ve müziğini yaptığı ‘Pamuk İpliği’ adlı şarkının kendisine verdiği duyguyu, Serenad Bağcan şu sözcüklerle ifade ediyor: “Hayata pamuk ipliğiyle bağlandığımızı hissettiğimiz anlar olmuştur. İşte o anlarda yaşama pembe gözlükle bakmayı denesek, değiştirebilir miyiz bir şeyleri?”

Tamara Pur ve Seranad Bağcan


Ne dersiniz?

  Sevgili Serenad Bağcan, herkesin yetenekli olduğu müzisyen bir ailede büyüdünüz. Siz de hayalinizdeki mesleği yaptınız sonuçta; oraya gelene kadar nasıl bir yolculuktu sizinki, bahseder misiniz biraz?

Yolculuğum elbette ki ailem sayesinde çok renkli, neşeli, bir zaman sonra meşakkatli, bazen zor bazen çok kolay yol aldığım, bolca alkış, sıkça seyahat ve ilmek ilmek çalışmayla dokunmuş bir yolculuktu.

  Fazıl Say ile yollarınız nasıl kesişti? Onunla çalışmak nasıl bir duygu?

Fazıl Say ile yolum, üyesi olduğum Devlet Çok Sesli Korosunda kesişti. Onun bir eserini seslendirirken, solistin genel provaya gelememesi sonucunda, görevi üstlendim ve birçok eserinin solistliğini ve yorumculuğunu yaparak bugünlere geldik.

Onunla çalışmak, eserlerini seslendirmek; kendimi ve yorumculuğumu, sahne üstündeki Serenad’ı keşfetmemdeki en önemli unsurlardan biri oldu. Her proje ayrı bir yolculuk ve hikâyeydi benim için. Zevkli, heyecanlı ama bir o kadar da sanrılı ve sancılı dönemler…

  Sizi Fazıl Say ile birlikte konserlerinizde izlediğimde en çok dikkatimi çeken, tabii içtenliğinizin sesine yansıması ama aynı zamanda ellerinizi kullanma biçiminiz… Albatros gibi kollarınızı açıp süzülmeniz... Neler yaşıyorsunuz o sırada merak ediyorum.

İçtenliğimi sesime yansıttığımı söyleyerek çok hoşuma giden bir cümle söylediniz, teşekkür ederim. Bu söylem benim için çok önemli. Çünkü bence iyi bir yorumcu, yaşanmışlıklarını, duygu ve hislerini en yalın ve içten bir şekilde, yüreğinden sesine, oradan da dinleyiciye aktarabilendir.

Albatros gibi derken zannediyorum ki, ‘İnsan İnsan’ şarkısını söylerken yaptığım kol hareketlerini kastediyorsunuz. Şarkıyı nedense içsel olarak, melek suretinden, insan suretine geçen, kendini bulan, sesini keşfeden (ki; o yüzden sesimi havayla karışık, yarı anlaşılır yarı anlaşılmaz bir şekilde kullanıyorum), melek kanatlarından insan kollarına evirildiğini gören bir meleğin, insan olma yolculuğu olarak hissediyorum ve tamamen içimden geldiği gibi hareket ediyorum. Beğenmiş olmanıza da çok sevindim ayrıca.

  Eski Burgazadalıyım; Fazıl Say’ın bestesi ‘Burgazada’yı seslendirirken bir hazırlığınız olmuş, bahseder misiniz?

Elbette. ‘Burgazada’ şarkısı benim için çok özeldir çünkü;  bugüne kadar hep insani duygular içeren şarkılar söyledim, bunların bazıları hüzünlü, bazıları neşeli, bazıları agresif, bazıları özlem ve hasrete dairdi. İlk kez baktığımızda cansız gibi görünen ama üzerinde binlerce hayatın yaşandığı bir kara parçasının duygusunu ifade edecektim. Ne kadar zor bir durum, düşünsenize, bilmediğiniz bir durumu ya da duyguyu insanlara sesinizle anlatacaksınız. Baktım olacak gibi değil, uykularım kaçıyor, tek çözümün Burgazada’ya gidip onu yaşamak, onu hissetmek,  ada sakinlerini ve ada hikâyelerini dinlemek olacağını düşündüm. Bu bana çok iyi geldi. Yavaş yavaş duygusal bağı kurdum adayla ve albümümde dokuz dakika boyunca sizleri Burgazada’ya götürüyorum. Özen Yula’nın sözleri ve Fazıl Say’ın müziği eşliğinde… 

‘Yaratıcılığımı körükleyen şey, çok derin dramatiklik içeren hüzün’

  Nelerden beslenirsiniz? Kendi besteleriniz var mı? Yoksa ilerde düşünür müsünüz beste yapmayı?

Genelde hüzünden ve yalnızlığımdan besleniyorum, onu anladım artık. Bazen kaostan, yeri geliyor doğadan, yeri geliyor mutluluktan da beslendiğim oluyor. Fakat yaratıcılığımı körükleyen şey, çok derin dramatiklik içeren hüzün; o zaman ister şiir ister beste olsun akıyor... Önemli olan, çoğu insanın, var olduğunu gözlemlediğim mükemmeliyetçiliklerini bırakıp onları insanlarla paylaşmaya layık görmeleri. Bu gruba ben de dâhilim (gülüyor). O yüzden, bu hastalıktan kurtulduktan sonra sizlerle birlikte olacağım, bestecilik yönümle de.

O günler yakın gibi görünüyor. Bekliyoruz merak ve heyecanla. 

  İlk solo albümünü yapma fikri nasıl doğdu? Bu albümde kimlerin parçalarına yer verdiniz? Onları yorumlarken hangi duygular içindeydiniz?

Yıllar evvel, “Artık solo albüm istiyoruz sizden, sesinizden mahrum bırakmayın bizi” gibi cümleler duyduğumda dahi aklımdan solo albüm yapma fikri geçmemişti. 

Yıllar evvel, “Artık solo albüm istiyoruz sizden, sesinizden mahrum bırakmayın bizi” gibi cümleler duyduğumda dahi aklımdan solo albüm yapma fikri geçmemişti. Ta ki, babamın küçük stüdyosunda onun çalışmasını seyrederken, emeğine, müziğe duyduğu tutkulu aşka ve yaratıcılığına hissettiğim vefa duygusuyla titreyene dek.

Bir anda albüm yapmaya karar verdim ve bu babamın şarkıları olmalı dedim. Albümüm ‘Serenad’ın çıkış hikâyesi budur.

Her şarkının bende anısı, yaşanmışlığı ya da şahitliği vardır. O yüzden dinleyenler albümü aldıklarında, içindeki küçük kitapçıkta, her şarkıya dair hikâyem ya da o şarkıya dair duygumla karşılaşacaklar. Albümü bu bilgiler doğrultusunda dinlediklerinde çok daha anlamlı olacak bence.

  “Bülbüle tuzaklar kurulur mu hiç/ bülbüller zincire vurulur mu hiç/ bülbüller susarsa senin sonundur/şarkıya prangalar vurulur mu hiç?” ‘Bülbül’ şarkısının sözleri çok derin. Anısı da öyle olmalı…

Olmaz mı, çocukluğumda hafızama kazınmış bir olaydır o, yeri farklıdır hem de çoook...

Halam Selda Bağcan, o dönemde, bugün bile değişmeden sürdürdüğü onurlu duruşundan taviz vermediği için söylediği türküler bahane edilerek hapse atılmıştı. Haber alamıyorduk ve merak içerisindeydik. Bir gün, gazeteyi açtığımızda, onun, elleri arkadan kelepçelenmiş jandarmalar arasında fotoğrafını gördük. Babam, kız kardeşinin bu fotoğrafı karşısında derin bir hüzün, çaresizlik, biraz gurur ve çokça da onur duyuyordu belli ki, kız kardeşi için bir şarkı yaptı hemen.

Onu, ülkenin bülbülüne benzetti ve bülbüle tuzaklar kurma, bülbülleri zincire vurma, bülbüller susarsa bil ki, senin sonun gelir mealinde bir mesaj verdi. Söylemesi de, dinlemesi de çok güzel bir şarkı benim için. Çok özel. Dinleyenlerin de hoşuna gideceğini ümit ediyorum.

  Sonraki projeleriniz neler? İkinci bir solo albüm yolda mı? Yeni konserler var mı?

Yapmak istediğim çok şey var, bunları projelendirmek zaman alıyor, bununla birlikte hazırlıklarım sürüyor. Yeni sezonda konserlerimiz tüm hızıyla devam edecek ve ikinci albümü bir kaç yıl sonra düşünüyorum.

 

 

 


İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın