kanada REklam

Cuaron’un en kişisel filmi

Alfonso Cuaron’un Altın Aslan Ödüllü başyapıtı ‘ROMA’ Oscar’ın en iddialı adayı.

Almodovar’ın birçok filminde yaptığı gibi Cuaron, ‘Roma’da çocukluk yıllarının kadınlarını anlatıyor. Ancak çocukluğu üzerine otobiyografik bir film yapmayı amaçlamıyor. Senaryosunun odağına, kendisini evladı gibi seven evin hizmetçisini koyuyor. Babasız büyüyen dört çocuğun öyküsünü bir aile dramı olarak ele almayıp, melodramın tuzağına düşmekten kurtuluyor. Dönemin atmosferini yansıtmadaki başarısı, Meksika’daki 70’lerin siyasi kargaşa ortamını gözler önüne sermedeki hüneriyle, Cuaron övgüyü hak ediyor. Ancak atmosfer yaratmada kullandığı 1,5 saatlik bölümü uzun tutarak, öykünün can alıcı bölümleriyle izleyicisini geç buluşturması eleştirilebilir.

Pedro Almodovar’ın birçok filminde yaptığı gibi Alfonso Cuaron, ‘Roma’da çocukluk yıllarının kadınlarını anlatıyor.

Meksikalı yönetmen kendisini yetiştiren üç kadını, annesi, büyükannesi ve evin hizmetçisini anlatırken çocukluğu üzerine otobiyografik film yapma amacını gütmüyor. Senaryosunda, öykünün odağına, kendisini evladı gibi seven evin hizmetçisi Cleo’yu koyduğunun altını çiziyor.
Alfonso Cuaron kariyerinin en kişisel filmi olan ‘Roma’da babasız büyüyen dört çocuğun öyküsünü bir aile dramı olarak ele almayıp, melodramın tuzağına düşmekten kurtuluyor.

Çocukluğunu geçirdiği Mexico City’deki Roma adlı mahallenin adını verdiği bu film, bir modern zaman başyapıtı. 70’li yılların başında, orta sınıftan burjuva bir ailenin mensubu olarak Cuaron çalkantılı çocukluk yıllarının bir yılını anlatıyor. Dönemin atmosferini yansıtmadaki başarısı, Meksika’daki 70’lerin siyasi kargaşa ortamını gözler önüne sermedeki hüneriyle, Cuaron övgüyü hak ediyor.

Filmin kişisel olduğu kadar toplumsal ve politik bir hafızanın izini sürüp, ustalıklı sinematografisiyle, bu ülkenin ‘Kirli Savaş’ adı verilen dönemine ışık tutuyor. Cuaron, 70’lerin Meksika’sında toplumun değişim taleplerini araştırdığı filminde, babası tarafından terkedilmesiyle arkasında kötü bir hatıra bırakan geçmişini sorgulamaya kalkışmıyor. Evin hizmetçisine ve onun başına gelen bir felakete odaklanıyor.

Bu şiirsel, lirik, duygu yüklü ve gerçekçi filmi, prömiyerini yaptığı Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan Ödülü’nü kazandı; Oscar’ın en ciddi favorisi olarak gösteriliyor. Aşktan devlet baskısına uzanan geniş bir skalaya dokunan filmin ilk bir buçuk saatinde, Cuaron dönemin atmosferini yaratmaya odaklanıyor. Filmin nefes kesen son bir saatinde gelişen olaylarda taşlar yerine oturuyor.

Bu mütevazı ve alçak gönüllü ama son derece etkileyici filmi sayısız eleştirmen ‘Yılın En İyi Filmi’ olarak gösterdi. Film dört çocuklu, iki hizmetçili, orta üst sınıf bir burjuva ailesinin rutin gündelik hayatını anlatmakla başlıyor. Bir yandan ev işleriyle uğraşan Cleo, bir yandan da evdeki çocuklarla ilgilenir. Genç kadın evde birlikte çalıştığı Adela’nın tanıştırdığı Fermin’e gönlünü kaptırır.

Evin reisi Doktor Antonio sorumsuzca evi terk edince, eşi Sofia, metresiyle kaçan kocasının yokluğuyla boğuşur. Cleo da bakımından sorumlu olduğu ve kendi evlatları gibi sevdiği evin çocuklarından ayrılmasına neden olabilecek yıkıcı bir haberle karşı karşıya kalır; kendisini hamile bırakan Fermin tarafından terk edilmiştir.

RENKLİ BİR AİLE VE EV HAYATI PANORAMASI

Birbirleriyle farklı hayatlara sahip olsalar da, kocasının yokluğunu çocuklara hissettirmemeye çalışan evin hanımı Sofia ile sevdiği erkeğin reddettiği hizmetçi Cleo, aynı yazgıyı paylaşıp terkedilmenin travmasını yaşarlar.

Sınıfsal ve ırksal farklara, sosyal hiyerarşiye rağmen aşklarını yaşamayan iki kadın, evin içine sızan değişimlerle baş edebilmek için birbirlerinin en büyük destekçisi olurlar.

Alfonso Cuaron bir aile dramını anlatırken, senaryosuna dönemin siyasi tablosunu ustalıkla yerleştirir; siyasi kargaşanın hüküm sürdüğü bir ortamda, solcu öğrencilerin ayaklanması hükümet için bir tehdit oluşturmaktadır. Devlet destekli milis güçleri, sivil ve resmi polisler solcu öğrenciler için bir katliam hazırlığı içindedir.

Film bu sosyal çalkantıların izini sürerken, yangın yerine dönen ülkenin gerçeklerine sırtını çeviren burjuvaları av partilerinde hoşça vakit geçirmelerine de kamerasını uzatıyor.

Alfonso Cuaron bu etkileyici Meksika portresinde, taraflara eşit mesafede durma duyarlılığını gösteriyor.

Filmdeki erkek karakterler, kötü, bencil ve sorumsuz. Baba Antonio metresinin peşine takılıp evi terk eder. Quebec’e bir iş seyahati bahanesiyle, birkaç haftalığına evden uzaklaştığını söyleyen Antonio, oğullarına sinemanın kapısında sevgilisiyle kucak kucağa yakalanır. Acapulco’da gönül eğlendirirken geride bıraktığı ailesine para göndermez.

Dönmeye niyetli olmadığı evinde kalan eşyalarını rahatça toplamak ve çocuklarıyla yüzleşmemek için, onları anneleriyle Veracruz sahillerindeki bir tatil beldesine iki günlüğüne gönderir.

Sinemada film izlerken sevgilisinin hamile kaldığını öğrenen Fermin, tuvalete gitmek bahanesiyle kaçar ve izini kaybettirir.

Cleo’nun militan kamplarında izini bulduğu Fermin, hamile bıraktığı kadını kovar, peşini bırakması için ölümle tehdit eder.

Meksika tarihine Corpus Cristi Katliamı olarak geçen, polis ve paramiliter güçlerin 42 solcu öğrenciyi katlettiği olayda, Fermin karşımıza bir tetikçi olarak çıkar. Cleo ile göz göze gelir. Kaçacak yerleri olmayan, müdafaasız gençlere insafsızca kurşun yağdırır.

ŞİİRSEL, LİRİK, DUYGU YÜKLÜ FİLM

Sofia annesini Cleo’nun yaklaşan doğumundan önce bir bebek yatağı seçmesi için mobilyacıya yollar. Mobilya mağazasının caddeye bakan üst katında beşik seçen iki kadın pencereden solcu öğrencilerin nümayişlerine tanık olur.

Polis, katliam için yetiştirdiği militan tetikçileriyle bu ayaklanmayı kanlı bir şekilde bastırır. 42 öğrenci bu katliamda hayatlarını kaybeder. Polisten kaçan, mobilya mağazasının üst katına sığınan öğrencileri kovalayanlar arasında bulunan Fermin, gençlere acımasızca kurşun yağdırır.

Bu filmde görüntü yönetmenliğini ilk kez üstlenen Alfonso Cuaron, mağazanın üst katındaki geniş pencereden, aşağıda yaşanan karmaşayı, kamerasıyla üstten geniş planda kaydettiği panoramik görüntülerle veriyor. Bu müthiş katliam sekansı, sinema antolojilerine girecek güzellikte. Filmde aile reisi Antonio’nun evi terk etmesinin gerekçesini anne Sofia çocuklarına ‘Babanız Quebec’e uzun bir iş seyahati için çıkıyor’ aldatmacasıyla izah ediyor.

Benzer bir yöntemi Emir Kusturica, kendisine uluslararası ün getiren başyapıtı ‘Babam İş Gezisinde’ filminde kullanmıştı. 2. Dünya Savaşı sonrası komünist bir aile reisinin tutuklanması, oğluna “ baban iş gezisine çıktı” şeklinde duyuruluyordu. Film Kusturica’ya Cannes’daki iki Altın Palmiye’nin ilkini ve 1985’in Yabancı Dilde En İyi Film Oscar’ını kazandırmıştı.

Sinemadaki ilk deneyiminde Yaliza Aparicio, iyi huylu, saf, sadık, fedakar, naif hizmetçi Cleo rolünde sade oyunculuğuyla hayranlığımızı kazanıyor. Kendisini En İyi Kadın Oyuncu Oscar adayları arasında görmek şaşırtıcı olmayacak.

Uzun yıllar etkisini yitirmeyecek bir başyapıt olan ‘Roma’nın eleştirilebilecek yönlerinden biri, Cuaron’un atmosfer yaratmada kullandığı 1,5 saatlik bölümü uzun tutarak, öykünün can alıcı bölümleriyle izleyicisini geç buluşturması…

OSCAR’LI İLK LATİN AMERİKALI YÖNETMEN

Alfonso Cuaron 1991’de ‘Solo Con Tu Pajera’ komedisiyle başlayan sinema kariyerini, Hollywood’da Charles Dickens klasiğinin modern versiyonu ‘Büyük Umutlar/Great Expectations’ (1998) ile sürdürdü. İlk başyapıtı sayılan ‘Ananı Da/ Y Tu Mama Tambien’den (2001) sonra ‘Harry Potter and the Prisoner of Azkaban’ (2004) gibi sönük bir filme imza attı.

2006’daki ‘Paris Je T’aime’den sonra aynı yıl yaptığı ‘Children of Men’ distopik bir bilim-kurgu idi. 2013’te yedi Oscar Ödülü kazanan ‘Gravity’ ile Hollywood’un gözdeleri arasına girdi.

En İyi Film Oscar’ının sahibi ‘Gravity’ ile kazandığı En İyi Yönetmen Ödülü, kendisini bu sıfatı hak eden ilk Latin Amerikalı yönetmen yaptı. En İyi Uyarlama Senaryo dalında kazandığı heykelcik, pastanın üzerindeki çilek gibi durdu.

Cuaron, 17 yıl aradan sonra Meksika’ya dönüp çevirdiği ‘Roma’da, ‘Gravity’de Oscar kazanan vatandaşı görüntü yönetmeni Emmanuel Lubezki ile çalışmıyor.

Kamera arkasına bizzat geçip, yumuşak bir gün ışığından azami verimi alabilen, doyumsuz güzellikteki siyah-beyaz görüntülerle mükemmel kadrajlar yakalıyor ve bu konudaki hasletini sergiliyor. Kendisini En iyi Yönetmen dışında En İyi Görüntü Yönetmeni dalında Oscar adayları arasında görmek şaşırtıcı olmayacak.

Filmlerini kendi yazdığı senaryolardan yola çıkarak yapmayı tercih eden Cuaron, belleğini zorlayarak yazdığı, Cleo’nun bir yıllık hayat öyküsüne odaklanan senaryoda mükemmel karakter tahlilleriyle hayranlığımızı kazanıyor.

Portreleri çizmedeki titizliği ve ustalığı ‘Roma’yı sağlam temeller üzerine bina edilmiş bir film yapıyor. Cuaron üç haftada yazdığı senaryoyu 108 günde filme çekmiş.

 

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın