kanada REklam

LUCILLE EICHENGREEN: Babasının küllerini bir sigara kutusu içinde eve getirmişlerdi…

Esas adı Cecelia Landau olan Lucille, 1925 yılında Almanya’nın Hamburg şehrinde doğdu. Lucille önce Lodz Getto’sundan, ardından Auschwitz, Neuengamme ve Bergen-Belsen kamplarından canlı çıkmayı başaranlardandır. 1946 yılında ABD’ye göç etmiş, evlenmiş ve iki oğlu olmuştur. Sigortacılık işinde çalışmış olup, ”Küllerden Hayata: Holokost Anılarım” (From Ashes to life: My Memories Of The Holocaust) adlı kitabını 1994 yılında yayınlamıştır. ABD ve Almanya kütüphanelerinde, okullarda ve üniversitelerde, Holokost hakkında birçok konferans vermiştir.

LUCILLE EICHENGREEN:  Babasının küllerini bir sigara kutusu içinde eve getirmişlerdi…

Gençliği ve toplama kampı yılları

Lucille Eichengreen, Polonya asıllı şarap tüccarı Benjamin Landau ve Sela’nın (Sara) büyük kızları olarak 1925 yılında Hamburg’da doğdu. Bir de kız kardeşi vardı. Lucille, Hitler iktidar olana kadar geçen çocukluğunu, çok rahat ve güzel olarak tarif ediyor. O dönemden itibaren ise Yahudilerin sürekli olarak taciz edildiğini ve aşağılandıklarını anlatıyor. 1939 yılında Hamburg’a dönen ailenin babası Benjamin Landau, II. Dünya Savaşı’nın başladığı gün olan 1 Eylül 1939 günü, ‘yabancı düşman’ ilan edilerek tutuklanır ve Dachau Toplama Kampına kapatılır. Ocak 1940’ta burada öldürülür. Ailesi onun öldürüldüğünü ancak bir yıl sonra öğrenir. Gestapo babasının küllerini, lastikle ağzı kapatılmış bir sigara kutusu içinde içinde evlerine getirir.

“İki Gestapo evimize gelip, mutfak masasının üzerine lastikle ağzı kapatılmış bir sigara kutusu fırlattılar. Sadece ‘Benjamin Landau’nun külleri’ dediler ve çıkıp gittiler. Hiçbir şey anlatmadılar.”

Bu olaydan kısa bir süre sonra, Lucille, kız kardeşi ve annesi yanlarına alabildikleri birkaç parça giysiyle birlikte bir hayvan vagonuna bindirildiler ve Polonya’daki Lodz Gettosuna nakledildiler. Gettonun yaşam şartları inanılmaz kötüydü. Hastalık, açlık ve fakirlik kol geziyordu. Dükkânların hepsi boştu. Parayla bile satılabilecek yiyecek yoktu. Haftada bir kez, adam başına bir somun ekmek dağıtıyorlardı. Lucille’in annesi kısa bir süre sonra açlıktan öldü. 11 yaşındaki kız kardeşi Karin’i, 1942 yılında Chelmno Toplama Kampına naklettiler. Diğer küçük çocuklar, yaşlılar ve sakatlarla birlikte orada kurşunlanarak katledildiler. Lucille bir daha asla onu göremedi. Kendisi aylar süren mücadelelerden sonra nihayet bir ofiste iş bulabildi. Ekmeğini dilimliyor ve azar azar yiyerek bir hafta idare ediyordu. Bazen çalıştığı ofiste bir iki çürük patates veya havuç veriyorlar, o da azıcık yiyebiliyordu. İnsanlık dışı yaşam koşullarına rağmen yaşama tutunmaya devam ediyordu. Daha sonra çalıştığı yerden çıkartıldı, birkaç işe daha girip çıktıktan sonra, gazeteci/ yazar Oscar Singer’in sekreteri olarak çalışmaya başladı.

1943 yılında, Nazi polisi tarafından bir ihbar sonucu tutuklandı ve sorgulandı. Sorgu sırasında sol kulağına atılan şiddetli bir yumruk sonucunda sol kulağı  sağır oldu ve öyle kaldı. Ağustos 1943’te Auschwitz Ölüm Kampına nakledildi. Lucille buradaki seçmelerde çalışma bölümüne ayrıldı. Oradaki ağır çalışma koşullarında devam ederken, birkaç hafta sonra Mengele tarafından bir kez daha seçmelere tabi tutuldu. Bu defa bir köle kampına gönderildi. Orası Nazilerin uydu bir birimi olan Dessauer Ufer of KZ Neuengamme adlı bir köle çalışma kampıydı. Lucille burada olağanüstü zor şartlarda çalışmaya mecbur edildi. Bombalanan yerlerden arta kalanları toparlamak ve yeniden birleştirmek gibi feci güç bir iş yapmaktaydı. Bir süre sonra bunu için gereken fiziksel güce sahip olmadığı fark edidi ve ona bir ofis görevi verildi. Burada, başındakiler tarafından sürekli olarak tacizlere ve hakaretlere maruz kaldı. Mart 1945’te bir kez daha hayvan vagonlarına bindirilerek Bergen- Belsen Kampına nakledildi.

Kurtuluştan sonra

Lucille ailesinden geriye kalan tek kişiydi. Önce babasını Dachau’da, sonra annesini Lodz Gettosunda, ardından kız kardeşini Chelmno Toplama Kampında kaybetmişti. Savaş bittiğinde kız kardeşinin nasıl ve nerede öldürüldüğünü öğrendiğinde yeni bir yıkım yaşadı. Bergen- Belsen Kampı, İngiliz Ordusu tarafından kurtarıldığında, orada ‘evsizler’ için kurulan barakalarda birkaç ay daha yaşamaya devam etti. Bu arada İngiliz ordusu için Almanca-İngilizce tercümanlık yapmaya başladı. Onlar adına çalıştığı dönemde, Neuengamme Toplama Kampında görev yapmış olan 40 SS görevlisini tespit ederek tanıklık yaptı, askeri mahkemede yargılanmalarını ve idamla infaz edilmelerini sağladı.

Bu olaydan sonra ABD’ye göç etti. Orada, yine Hamburglu bir Yahudi göçmen olan Dan Eichengreen ile evlendi ve iki erkek çocuk dünyaya getirdi. Gençliğinde yaşadığı yıkıcı travmalar neticesinde, hâlâ kâbuslar gördüğünü ve geceleri hiçbir zaman iyi uyuyamadığını anlatmakta. 1994 yılında ‘Küllerden Hayata: Holokost Anılarım’ isimli kitabını Amerika’da yayınladı.

1945 yılından itibaren bir daha ayak basmadığı Almanya ve Polonya’ya, 1995 yılında yeniden gitti. Bu ziyaret Hamburg Senatosu’nun özel daveti sonucunda gerçekleşmişti. Bu gezisinde Lodz Gettosunu ve Auschwitz’i de ziyaret etti.  Hamburg Senatosu’nda ‘Altın Şeref Madalyası’ ile taltif edildi. Ayrıca Lodz Gettosu hakkında yazdığı araştırma çalışması onuruna, 2007 yılında ona, Giessen Üniversitesi tarafından, Dil, Kültür ve Edebiyat konusunda fahri doktora unvanı verildi.

Lucille Eichengreen şimdi, Oakland, California’da yaşıyor. Oğlu Barry Eichengreen ünlü ve önemli Amerikalı ekonomistlerden biri olarak kabul ediliyor.

 

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın