Batya Natan

Türk Yahudi’si kime oy verir?

“Yahudiler mi dediniz? Onlar yumurtalarını pişirmek için, dünyayı ateşe vermekten çekinmeyen lanetlilerdir.” “Yıkılasın İsrail enkazını göreyim. Sana ülke diyenin yüzüne tüküreyim.” Necip Fazıl Kısakürek

Adana’da iftar sonrası bir Ramazan etkinliği. Sahnede Necip Fazıl’ın antisemit metinlerini bestelemiş Murat Kekilli ve “Yıkılsın İsrail” sözleriyle coşan kalabalık. Nefret diliyle, sokaklarda İsrail yıkılsın demekle problemlerin çözülebileceğini, Filistin halkının daha iyi şartlarda yaşayabileceğini düşünen, hatta “Her Müslüman bir kova su dökse İsrail’i sel alır” diyebilecek kadar konudan uzak kimi halkımız ve mesele İsrail-Filistin çatışması olduğunda oy toplamak için ‘ne gerekirse sonuna kadar’ yapan politikacılarımız. Geçtiğimiz iki hafta boyunca üzüntüyle gerek farklı partilerden politikacılarımızın gerekse de medyanın İsrail konusundaki tavrını izledim. Yapıcı olmaktan uzak, o bebeklerin savaş alanında ne işi var demekten bile aciz, papağan misali kendilerine göre tek bir doğruyu en hırçın şekilde söyleyenin en çok alkış aldığı bir gerçekliği yaşadım. Bağırıp, çağırmak, akla zarar tuhaf protestolara kalkışmak yerine, başta kendi halkına bir gelecek sunamayan Ortadoğulu politikacıların ve ülkelerin halini görmek, Hamas’ın kendi açıklamasından ölenlerden 50 kişinin Hamas militanı olduğunu kanıksamak ve dünya ile diplomasi dilini konuşmak bizi bu sorunda bir adım ileriye götürebilirdi. Ama olmadı. Protestolar kısa bir süre sonra antisemitizm yarışına dönüştü. Kimi kendini bilmezler sosyal medyada “Burada bir iki sinagog yakın, iki haham gebertin” diyebilecek kadar cesaretlendirildi. Gırgır karikatürüne mahkûmiyet veren adli makamlar bunun gibi onlarca nefret söylemi ve tehdide sessiz kalırlarsa Türk Yahudileri nasıl bu ülkede kendilerini güvende hissedebilir?

Geçtiğimiz haftalarda bir sabah metrodan inip taksiyle Musevi Lisesinin yolunu tutmuştum. Okula yaklaştığımız esnada nereye gideceğimi bilmeyen taksi şoförü gayriihtiyarî “Abi bu Yahudileri bizim gibi korusalar ne terör olayı olur, ne de sıkıntı baksana!” deyivermişti. Sonrasında “okula gidiyorum köşede bırakabilirsin” deyip, inerken yüzüne baktığımda biraz olsun utanmış mıdır dersiniz. Kim bilir? Kesin olan tek şey sabah akşam İsrail düşmanlığı propagandası yapıldığı sürece, bunun bir sonucu olarak da toplumumuzdaki antisemitizmin en üst seviyede seyredeceğidir. Bizleri, Türk Yahudi’si olarak bilmeyen veya kabul etmeyen “Askerliğinizi burada mı yapıyordunuz?” bilgi seviyesindeki bir kitleye ne anlatsak, “Bizler 2000 küsur senedir buradayız” desek de bir yere kadar… Burada kalmayı seçenlerimiz için kulaklarımızı tıkayıp bir fırtınanın daha geçmesini beklemekten başka çaremiz yok.

Geçtiğimiz iki hafta süresindeki gözlemlerim bana hiçbir adayın fikirlerimi yansıtmadığını ve mesele oy almak olunca hâlihazırda fikirlerini bildiğim politikacılardan çok da farklı olmadığını tekrardan öğretti. Ne tıpkı konunun ciddiyetinden uzak, maça çıkarmış gibi boyunlarında atkılarla kürsüye çıkan Kemal Kılıçdaroğlu ve Muharrem İnce’yi ne de her defasında rakibine belden aşağı eleştiri yapmak için “Sizi Suudilerin, İsrail’in mayın temizleyicisi olarak kullanıyorlar. İsrail tarafından verilen cesaret madalyası var” sözleri ile Meral Akşener’i unutmayacağım. Nefret dilinin yerini barış çabalarının alacağı, oy toplama kaygısıyla acıları yarıştırmayacağımız, hem ekonomik hem de sosyal anlamda aydınlık günlere kavuşacağımız bir gelecek dileğiyle…

 

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın