Batya Natan

Web´den Seçmeler

• Hiçbir ülkenin, kendimizinki dahil, eleştiriden bağışık olmadığı ortadayken, İsrail eleştirisini az kazıyınca, sürekli “bizde yoktur” varsaydığımız çiğ bir Yahudi düşmanlığının, yine soldan sağa tüm yelpazeyi kapsar biçimde, çiğ biçimde altından sırıttığını gözlemleyebilirsiniz. ABD’den bazı hahamların, Fransa’dan bazı düşünürlerin İsrail siyasetini ne denli keskin eleştirdiğine rastlayabilirsiniz. İsrail’in kuruluşunda yalnızca Yahudi Soykırımı (Shoah/Holocaust) sonrası değil öncesi göçler de olduğunu, orada güçlü bir toplumsal eşitlikçi damar da bulunduğunu öğrenebilirsiniz. İsrail kurulduktan sonra ise asıl büyük nüfus göçünün civar Arap ülkelerinden özellikle Bağdat’tan gerçekleştiğini, daha sonra benzer büyüklükte göçün SSCB yıkıldıktan sonra yaşandığını, bu durumun toplumsal dokuda dolayısıyla siyasette dönüşüm yaşattığını not edebilirsiniz. AYDIN SELCEN – www.gazeteduvar.com.tr

Web´den Seçmeler
  • LÜTFEN, ARTIK KENDİ VATANDAŞLARIMIZI BİNLERCE YILDIR YAŞADIKLARI TOPRAKLARDAN KOVMAYA CÜRET ETMEYELİM

Yahudiler 2 bin 500 yıldır bu topraklarda yaşıyorlar. “Anadolu Yahudileri: Ege’de Yahudi İzleri’” isimli kitabın yazarı Siren Bora, Yahudilerin Batı Anadolu’ya 2500 yıl önce gelerek Sardis’e yerleştiklerini dile getiriyor. Niki Gamm’a göre, M.Ö. 5’inci yüzyıla ait bir sinagog kalıntısı bunu doğrular niteliktedir. Siren Bora, Helen döneminde ise, Seleukos Kralı 3’üncü Antiochus’un İ.Ö. 212-205 yıllarında, Lydia’da ve Phrygia’da ayaklanma çıktığında, yaklaşık 10 bin Yahudiyi güvenilir insanlar oldukları için, ayaklanma bölgesine gönderdiğinin belgelenmiş bir tarihsel bilgi olduğunu ilave ediyor. Konya, Bursa ve Balkanlar’da, Osmanlı Türklerinin buralara yerleşmiş olan Yahudi nüfus ile karşılaştıkları yine tarihsel bir gerçekliktir. “Türk Ve Yahudi Kültürlerine Bir Mukayeseli Bakış” adlı eserinde Burhan Oğuz, özellikle “Türkiye Yahudileri” bölümünde ayrıntılı olarak tarihçeye değinmiştir. “Türkiye Yahudileri” dendiğinde akla ilk önce, 1492 senesinde İspanya ve Portekiz sürgünü ile gelen Yahudilerin gelmemesi gerektiği, Küçük Asya-Anadolu’da asırlardır Yahudi olduğu konusunda okuyucuyu uyarır. Oğuz, A. Galante’den alıntılayarak, Selçuk hükümdarlarından birinin Yahudi bir veziri olduğunu da naklediyor. Aynı eserde, İslâm mimarîsinin hâkim olduğu Etzha Hayim Sinagogu’nun, Orhan Bey’in bir fermanı ile inşa edildiği gibi ilginç bilgilere rastlamak olanaklı.

Lütfen, artık kendi vatandaşlarımızı binlerce yıldır yaşadıkları topraklardan kovmaya cüret etmeyelim.

İkinci konu ise, hükümetin, İsrail ile yapılmış olan anlaşmaları bozmaya niçin yanaşmadığıdır. Kanaatimce, iktidarda hangi parti olursa olsun benzer bir tutum içinde olacaktır. Yetişkinler dünyasında aklın ön planda olduğunu hepimiz biliyoruz; kimlerin yönettiğini de. Binlerce yıldır, Arz-ı Mev’ud arayışlarını ödün vermeden devam ettiren; birlikte olmamalarına, dünyanın dört bir yanına saçılmış olmalarına rağmen şaşırtıcı bir biçimde, dinlerini, dillerini, geleneklerini aksatmadan sürdüren-sürdürmeye muktedir olan bir halk söz konusu edilen. Bu, belki de ‘yasa’lılığı göz ardı edilmemesi gereken bir olgudur. Enerjimizi, bağırıp çağırmadan, akla zarar protestolara kalkışmadan uluslararası para piyasalarını serbestçe yönlendirip, yöneten; bilim dünyasında tartışmasız bir üstünlük edinmiş olan Yahudilerin bunu nasıl yapabildiklerini anlamak yolunda harcamak iyi bir fikir olabilir.

Gülgün Türkoğlu

https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/05/17/israili-dize-getirebilecek-tek-silah-olarak-akil/

 

  • İSRAİL’İN MİLİTARİST VE İŞGALCİ POLİTİKALARINI ELBETTE ELEŞTİRİRKEN, “ÖNCE TÜRKİYE” İLKESİ GEREĞİ BU GERÇEKLERİ UNUTMAMAK, “ANTİ SEMİTİZM” GÖRÜNTÜSÜNDEN DE SAKINMAK GEREKİR

Lozan’da tanınan adli imtiyazlardan azınlıkların vazgeçmesine öncülük edenler, Türkiye Yahudileriydi. Türkiye Yahudilerinden Moiz Tekinalp Kemalizm’i savunurken, Prof. Avram Galanti tarihi kültürle ilişki kopar endişesiyle harf devrimini eleştirmişti.

Merhum Turgut Özal zamanında Ermeni tasarılarına karşı Amerika’da Türkiye lehine lobi yapanlar bizim Yahudi vatandaşlarımızdı.

Özellikle Jak Kamhi’nin adını şükranla kaydetmek isterim.

İsrail’in militarist ve işgalci politikalarını elbette eleştirirken, “önce Türkiye” ilkesi gereği bu gerçekleri unutmamak, “anti semitizm” görüntüsünden de sakınmak gerekir. Zamanımızda bütün dünyada aşırı sağ popülizm nasıl yükseliyorsa, İsrail’de de Netahyahu koalisyonu böyle aşırı sağ, militarist, saldırgan, kanlı bir hükümettir.

Unutmayalım ki, İsrail toplumu 1990’larda İşçi Partisi lideri Yitzak Rabin gibi barışçı bir devlet adamı çıkarmış, aşırı sağcı bir Yahudi gencin kurşunlarıyla hayatını kaybetmişti.

Taha Akyol

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/taha-akyol/bizim-yahudiler-40840403

 

  • HİÇBİR ÜLKENİN, KENDİMİZİNKİ DAHİL, ELEŞTİRİDEN BAĞIŞIK OLMADIĞI ORTADAYKEN, İSRAİL ELEŞTİRİSİNİ AZ KAZIYINCA, SÜREKLİ “BİZDE YOKTUR” VARSAYDIĞIMIZ ÇİĞ BİR YAHUDİ DÜŞMANLIĞININ, YİNE SOLDAN SAĞA TÜM YELPAZEYİ KAPSAR BİÇİMDE, ÇİĞ BİÇİMDE ALTINDAN SIRITTIĞINI GÖZLEMLEYEBİLİRSİNİZ

Hiçbir ülkenin, kendimizinki dahil, eleştiriden bağışık olmadığı ortadayken, İsrail eleştirisini az kazıyınca, sürekli “bizde yoktur” varsaydığımız çiğ bir Yahudi düşmanlığının, yine soldan sağa tüm yelpazeyi kapsar biçimde, çiğ biçimde altından sırıttığını gözlemleyebilirsiniz. ABD’den bazı hahamların, Fransa’dan bazı düşünürlerin İsrail siyasetini ne denli keskin eleştirdiğine rastlayabilirsiniz.

İsrail’in kuruluşunda yalnızca Yahudi Soykırımı (Shoah/Holocaust) sonrası değil öncesi göçler de olduğunu, orada güçlü bir toplumsal eşitlikçi damar da bulunduğunu öğrenebilirsiniz. İsrail kurulduktan sonra ise asıl büyük nüfus göçünün civar Arap ülkelerinden özellikle Bağdat’tan gerçekleştiğini, daha sonra benzer büyüklükte göçün SSCB yıkıldıktan sonra yaşandığını, bu durumun toplumsal dokuda dolayısıyla siyasette dönüşüm yaşattığını not edebilirsiniz.

Bugün de, İsrail’den geriye bir tür “hayalkırıklığı” göçü başladığına, hatta bunun özellikle Almanya’ya doğru olduğuna şaşırabilir, İsrail’de toplumsal hamurun giderek mayasının bozulmakta olduğunu saptayabilirsiniz. Buna karşılık, ABD’den askerliğini (erkeklere üç, kadınlara iki yıl) yapmaya gelenler gayet hatırı sayılır sayıdayken, en çığırtkan barış düşmanlığı yapan yobazların hayatlarını “din eğitimine” vakfettikleri gerekçesiyle askerlik hizmetinden muaf oldukları üzerinden bizim buralarla düşünsel koşutluklar kurabilirsiniz. Laik-dindar geriliminin, bizdeki gibi orada da müzmin bir burulmaya dönüştüğünü görebilirsiniz.

İslam İşbirliği Teşkilatı’nı toplayıp, bildirgeye “Doğu Kudüs başkent olmuştur” yazmakla işin olmadığını, teker teker ülkelerin adım atması gerektiğini düşünebilirsiniz. Bugünkü ABD dış politikasının BAE, SA, Mısır ve İsrail’in İran alerjisi çizgisine hizalanmasına dayandığını, Ankara’nın bunların dördüyle de iletişiminin kısıtlı olduğu gibi, Başkan Trump yönetiminde bu işlere bakan ve kendi de inançlı bir Yahudi olan damad-ı şehriyari Jared Kushner’e erişimimiz bulunmadığını teslim edebilirsiniz.

Büyükelçi’yi “istenmeyen kişi” ilan etmeden, büyükelçiliği kapatmadan, bakanlığa çağırıp “bir müddet ortalarda görünme” demenin “zorunlu karşılıklılık” olduğuna, bir senden bir benden derken şimdi ne Tel Aviv Büyükelçimiz, ne Kudüs’te Büyükelçi ünvanlı Başkonsolosumuz kalmadığına kafa yorabilirsiniz. Büyükelçi’yi gönderirken havaalanına televizyon ekipleri göndermek hangi protokol kitabında yazar, ne getirisi olur araştırabilirsiniz. İsrail’le ticaret ve enerji ilişkileri sürekli derinleşir, genişlerken diplomatik ilişkileri kopartmanın ne işe yarayacağını sorgulayabilirsiniz.

Şimdilik yeteri kadar soru sorduk. Çıkan kısmın özeti: İsrail-Filistin barış süreci, İsrail’in tanınmasına karşılık Filistin’in de 1967 sınırlarıyla tanınması ve/ama Kudüs’ün ortak başkent olması gibi basitçe özetlenebilecek bir hattan bitkisel türden de olsa hayata tutunmaktaydı. Şimdi, Büyükelçiliği Kudüs’e taşıyarak Başkan Trump hastayı yatağında boğdu. Barış yoktu, artık umudu da öldü.

Aydın Selcen

  • ŞİMDİ DE SEÇİM ORTAMINDAYKEN HİÇBİR HÜKÜMET YETKİLİSİ İSRAİL’LE KRİZİN GERÇEK NEDENİNİ SEÇMENE SORGULATMAYACAK, BU KRİZİN ÇÖZÜMÜ İÇİN DE ÇÖZÜM ARAMAYACAKTIR

Kudüs konusu Türk sağının, İslamcı kesimin en hassas olduğu noktalardan biri. Buraya oynamak çok akıllıca. Gazze’de insanların öldürülmesini hepimiz kınıyoruz ama ortada ciddi bir siyaset olduğunu da görüyoruz. 24 Haziran yarışında İsrail konusu şu anda iktidar lehine gelişme potansiyeli içeriyor. Türkiye’nin İsrail’e tepkisi doğrudan AKP seçmenini ilgilendiriyor. Erdoğan, İsrail’e koyduğu sert tavırla oylarını konsolide edebilir, gevşek oyları kaybetmenin önüne geçebilir. Bunu başarmak için de gerekli hamlelerin atıldığını görüyoruz. Başarılı olma ihtimali de çok yüksek. Sokak gösterileri, mitingler AKP oylarını kuşkusuz etkileyecektir. Erdoğan muhafazakâr, İslamcı seçmenin hükümetin İsrail’e tepkisini nasıl gösterdiğini, nasıl yüksek sesle konuştuğunu mutlaka ve mutlaka izliyordur. Bu seçmenin derdi de sorunların çözülmesi değil, İsrail’e gereken dersin verilmesi noktasında düğümleniyor.

Türkiye’de bugüne kadar hiçbir hükümet İsrail ve ABD’yi tamamen karşısına almadı, almak istemedi. Çünkü İsrail çok güçlü, Yahudi lobisi çok güçlü. Türkiye oturup da hiçbir zaman sorunların kaynağına inmedi, işin kolayına, siyasetine baktı. Bu yüzden dış politika sıkıştı, tutarsızlıklar birbirini izledi. Şimdi de hükümet kimseyi karşısına ciddi anlamda almak istemiyor. ABD’yle ilişkiler zaten çok iyi değil. Bu yüzden klasik bir kriz, klişe bir gerilim ortamına tanıklık ediyoruz ilişkilerde. Türkiye isterse elbette tepki koyabilir ancak bunu yapmaktan hep kaçındı. İsrail’le ilişkiler krizli bir tarihin üzerine oturmuş durumda. Şimdi de seçim ortamındayken hiçbir hükümet yetkilisi İsrail’le krizin gerçek nedenini seçmene sorgulatmayacak, bu krizin çözümü için de çözüm aramayacaktır.

İlhan Uzgel

http://www.dw.com/tr/uzgel-israile-tepki-24-haziran-se%C3%A7imini-etkileyecek/a-43813887

 

  • FİLİSTİN’İN ARAP VE YAHUDİ HALKLARININ DOSTLUĞU VURGUSU TAŞIMAYAN, BİR ARADA YAŞAMAYA ATIF YAPMAYAN HER SEÇENEK ‘KUTSAL İDEALİZM DİYARINDA’ SADECE ‘İMKÂNSIZI ÜRETEBİLİR’

Filistinli Arapların çileleri üzerinden ulusal davalarını ‘kutsal İslamcılık davasına’ dönüştürenlere sözümüz yok. Ama toplumsal mücadeleleri anlamaya ve çözümler geliştirmeye çalışan ve hayata ‘soldan’ bakanlar açısından sorular olmalı. Özellikle meseleye 1970’lerde Türkiye solunun bölgedeki serüveninin etkisiyle bakanlar için. O toprakları defalarca ziyaret etmiş bir gazeteci olarak yıllar içerisinde evrilen görüşlerim itibarıyla en azından benim var.

• Filistinli diye kullanıyoruz ama bu isimde bir ulus yok. Filistin tarihi ve coğrafi bir bölgenin ismi değil mi?

• 1850’lerde Siyonist projeden önce bölgede -Mısır ve Trans Ürdün, Suriye’den o vakitler küçük kasaba ve köylerin bulunduğu Filistin’e- göçler yaşanmadı mı? 1890’larda başlayan Yahudi göçü 1917 Balfour Bildirisi eşliğinde Siyonist proje ile hız kazanıp sosyalist çiftlikler kurulmuşken asıl nedenler Osmanlı’nın dağılması, iki dünya savaşı, Nazi Almanyası ile sınırları cetvelle çiziveren Britanya ve Fransa politikalarında yatmıyor mu?

• 1920-1930’lara kadar Arap ve Yahudi halkları işbirliği de geliştirmişken süreç karşılıklı katliamlara nasıl döküldü?

• Siyonist projede Britanya’da etkili çevrelerin rolü açıkken nasıl oldu da İsrail’in ‘bağımsızlık savaşı’ Britanya’ya karşı verildi?

• Uluslararası hukukun Filistinli Araplar lehine işletilemiyor olmasında yenilen taraf olarak devlet kuramamış olmaları -BM’nin 1947 paylaşımını kabullenmemeleri- ve Arap devletlerinin çıkar kavgaları ve emperyalist projelere uyumu girişimlerinin yan unsuru olmaları etkili değil mi? l İsrail 1948’de kurulurken diğer ulus devletler Suriye, Irak, Mısır, Ürdün de 1930-50 arasında şekillenmedi mi?

• Filistinli Arapların ulusal davaları İslamcı karakter alırken meselenin ‘uluslararasılaştırması’ neye yarıyor?

• Üç tektanrılı dinin mensupları için de kutsal olan Kudüs sadece Müslümanlara ait olabilir mi? Kudüs artık nasıl bölünebilir?

• Filistinli Arap nüfusun yüzde 20-25’ini Hıristiyanlar oluştururken gerek İsrail politikaları gerekse İslamcılar yüzünden tarihi yaşam alanlarını terk etmeleriyle niçin kimse ilgilenmiyor?

• İsrail vatandaşlarının yüzde 20’sini oluşturan Araplar ve İsrail soluyla niçin kimse ilgilenmiyor?

• Bugün Londra nüfusunun yüzde 30’u Müslümanlardan oluşur, Avrupa’da sayıları artarken göç ve geri dönüş hakkı meselesi nasıl tartışılmalı?

• Oslo İlkeler deklarasyonu güvenlikçi politikalara kurban gitmişken sonuncusu Obama döneminde olan barış girişimi boşa çıkmışken Trump’ın ‘İran’ı odağa alan Suudiler üzerinden yeni girişim işe yarar mı?

• BM Genel Kurulu’nda Filistin’in tanınmasına yönelik üçte ikilik (198’e 128) destek pratikte ne manaya gelir?

• İsrail’in 2005’te tek taraflı çekildiği Gazze’ye ablukayı kaldırması Filistinli Araplar için rahatlama getirmez mi?

• On binlerce ‘hasım görülen insan’ herhangi bir egemen devletin -diyelim Türkiye’nin- sınırına aktı, ne olur?

• İsrail Hamas’ı ‘düşman’ görüyorken nasıl ve neden İslamcı hareketin diğer kollarıyla ittifak edebiliyor?

• ABD’nin Kudüs elçiliğinin açılışına ‘Yahudilerin ebediyen cehennemlik olduğunu’ söyleyen bir vaiz nasıl katılabiliyor?

• İki tarafta da dinci fanatiklerin bulunduğu bir çatışma nasıl çözümlenebilir?

Sorular çoğaltılabilir. İşgalin iki tarafı da ‘çürüttüğü’ bu karmaşık sorunun mucize çözümü yok. Fakat ‘samimi olmayan’, hakikatlere ve olgulara dayanmayan okumalarla aynı ezberlerin tekrarlanması mesele. Filistin’in Arap ve Yahudi halklarının dostluğu vurgusu taşımayan, bir arada yaşamaya atıf yapmayan her seçenek ‘kutsal idealizm diyarında’ sadece ‘imkânsızı üretebilir’.

Ceyda Karan

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/976377/Filistin_e_dair....html

 

  • MEDYAMIZDA GENELDE TÜRKİYE’NİN TEPKİLERİ, SİYASETİN SÖYLEMİ, SİYASAL İKTİDAR VE MUHALEFETİN KUDÜS SÖYLEMİNDEKİ REKABETİ, TÜRK-İSRAİL İLİŞKİLERİNDEKİ GERGİNLİKLER DAHA ÇOK YER ALIYOR

Trump-Netanyahu ikilisi ise adeta Obama döneminin acısını çıkararak, bölgede ateşe benzin döken bir perspektifi, sorumsuzca yaşama geçiriyor. Muhafazakar Trump ile, muhafazakar Netanyahu, acaba nasıl bir diplomatik mimari tasarlamaktadırlar? Sormaya çalıştığım şu aslında. Suudi Arabistan bu denklemin neresinde yer alıyor? Medyamızda genelde Türkiye’nin tepkileri, siyasetin söylemi, siyasal iktidar ve muhalefetin Kudüs söylemindeki rekabeti, Türk-İsrail ilişkilerindeki gerginlikler daha çok yer alıyor. Bunların hepsi elbette ayrı birer konu başlığı ve söz edilmesi gereken içeriklerdir. Ancak konu Türkiye’yi de kapsayan bir Ortadoğu kaosunu gündeme getirmektedir. İsrail sadece Filistin konusunda değil, ya da sadece İran karşıtlığında kendisini göstermiyor, aynı zamanda bölgede Kürt siyasetine farklı örgütsel boyutlarıyla tam destek veriyor. Netanyahu’nun Kıbrıs açıklamasında da görüldüğü üzere, Doğu Akdeniz’de kendi doğal gazını Rum Kesimi ve Yunanistan’la Avrupa piyasalarına ulaştıracak çeşitli angajmanları harekete geçirmektedir. Bu bağlamda sadece İran değil, Türkiye de Doğu Akdeniz’den kısmen dışlanmaya çalışılmakta, münhasır ekonomik alanlar konusu, Türkiye’nin tanımadığı bir şemsiyede kurumsallaştırılmaya çalışılmaktadır.

Tekrar Kudüs’e dönersek, ABD-İsrail-Suudi Arabistan-Mısır denklemini düşünmeden sadece gelişen olaylar zemininde yapılacak analizlerde ciddi bir sorun yaşanması mümkündür. Araplar’ın “El Nakba” yani kıyamet günü olarak protesto ettiği, İsrail’in “kuruluş yıldönümü” olarak kutladığı 14 Mayıs, “kanlı Pazartesi” ile bir kez daha ne yazık ki kana bulanmıştır. Çözüm her zaman değindiğimiz üzere, “iki devletli çözüm”, “iki Kudüs” ve kutsal mekanların bulunduğu “eski şehrin” BM himayesinde olmasıdır. “Tek ve bölünemez Kudüs” başlığı “tek devletli çözüm”ü dayatmaktadır ve bunun kabulü asla mümkün değildir. ABD ise, Kudüs anahtarıyla girmeye çalıştığı Ortadoğu’da, kendi “imparatorluğu”nu tasfiye edecek bir sürecin fitilini orta vade için yakmıştır.

Deniz Tansi

http://politikaakademisi.org/2018/05/16/kudus-atesi-dunyamizi-sariyor/

 

  • HASTALIK DÜZEYİNDE “GÜVENLİK” DÜŞKÜNÜ İSRAİL’İN STRATEJİSİ İKİ KABULE DAYANIYOR. İLKİ, DEVLET DIŞI SİLAHLI AKTÖRLERLE “SAVAŞ” VE ZAFER KONVANSİYONEL ASKERİ RAKİPLERLE MÜCADELEDEN FARKLIDIR. İKİNCİSİ, BÖLGEDE İSRAİL’İ TEHDİT EDECEK, KONVANSİYONEL ORDU KALMAMIŞTIR

İsrail ordusunun ağır kayıplara neden olan tutumunun gösterilere müdahale eden askeri yetkililerin kişisel kararları olmadığını söyleyebiliriz. Nitekim Bar İlan Üniversitesi’nden Prof. Dr. Efraim İnbar, İsrail’in bu stratejisini “silahlı devlet dışı aktörleri tırpanlamak/biçmek ( ‘Mowving the Grass’ of Armed Non-State Organisations)” olarak tanımlıyor.

Hastalık düzeyinde “güvenlik” düşkünü İsrail’in stratejisi iki kabule dayanıyor. İlki, devlet dışı silahlı aktörlerle “savaş” ve zafer konvansiyonel askeri rakiplerle mücadeleden farklıdır. İkincisi, bölgede İsrail’i tehdit edecek, konvansiyonel ordu kalmamıştır.

Bu bağlamda, halkın desteklediği, içinde sivillerin yer aldığı, yoğun nüfusla iç içe girmiş, devlet dışı silahlı aktörlerin fiziki olarak yok edilmeleri neredeyse imkânsız. Bulundukları toprakları işgal edip, iç içe girmek çok arzu ettikleri hedefleri onların ayaklarına götürmek anlamına gelir. O halde yapılması gereken, sorun üreten grubu/topluluğu duvarlarla tecrit ederek, ekonomik olarak bağımlı hale getirmek, aynı zamanda da kriminalize ederek, sürekli izlemek.

Başını kaldırma emaresi/potansiyeli göstermesi halinde ise “biçerek”, tekrar zarar veremeyecek seviyeye indirmek. Haliyle bu kesin sonuçlu bir “zaferi” ya da “barışı” değil, sorunla uzun yıllar beraber yaşamayı esas alan bir stratejiyi işaret ediyor.       

İsrail’i böyle düşünmeye sevk eden birden fazla neden var. Karakteri değişen “çatışmalar”. Örneğin, intifadalar, İkinci Lübnan savaşı, 2008, 2012 Gazze operasyonları ve Irak, Suriye iç savaşları gibi. Yine İsrail’e göre Sina Yarımadası’na yerleşen silahlı gruplar, Golan Tepeleri’ndeki tablo, Güney Lübnan’da, Suriye’de Hizbullah, Gazze ve Batı Şeria’da Hamas uzun yıllar İsrail’i hedef alacak “asimetrik tehditlerdir”.

Nihat Ali Özcan

http://www.milliyet.com.tr/yazarlar/nihat-ali-ozcan/israil-in-tirpanlama-stratejisi-2671229/

 

  • SORUNU ÇÖZECEK OLAN; BAŞTA İSRAİL'DE BU DURUMU KABULLENMEYEN YAHUDİ MUHALİFLER OLMAK ÜZERE, DÜNYANIN ÖZGÜRLÜKSEVER HALKLARI

Hiçbir din, hiçbir etnik köken, hiçbir ulus; kötü ya da iyi değildir. İsrail devletinin suçlarını Yahudilere/ Yahudiliğe fatura etmek, haksızlık.

Bazı terör örgütlerinin dini retorik kullanmaları, “Müslümanların günahı” olarak görülemezse; Netenyahu’nun zulmü de, Yahudileri toptan suçlamanın gerekçesi olamaz. Sorunu çözecek olan; başta İsrail'de bu durumu kabullenmeyen Yahudi muhalifler olmak üzere, dünyanın özgürlüksever halkları. Kendi halklarına iyi hayatlar sunamayan (ve çoğu ABD desteğiyle ayakta duran) Arap diktatörlüklerinden, Filistin duyarlığı beklemek, bu duyarlılığı göremeyince de öfkelenmek; pek anlamlı değil.

Oral Çalışlar

http://www.posta.com.tr/yazarlar/oral-calislar/araplar-ve-filistin-davasi-2002377

 

  • ÖZETLE; İKTİSADİ İLİŞKİLERİ ZAYIFLATARAK, ONLARI SİYASİ İLİŞKİLERLE BÜTÜNLEŞTİRMEK PEK MAKUL BİR YAKLAŞIM OLMAYABİLİR

‘Şu anda elimizde İsrail'in davranışını etkileyebilecek ne var?’ sorusunun yanıtı ‘çok fazla bir şeyin’ olmadığıdır. Türk hükümetinin ne yaptığına bakarsanız diplomatları geri çağırma gibi klasik bir yönteme başvuruyor. Türkiye Cumhurbaşkanı diğer dünya liderleriyle görüşüyor ama ortaya birleşik bir cephe çıkmıyor. Alınan önlemlerin herhangi birinin etkili olup olmadığı sorgulanabilir. Türk hükümeti İsrail büyükelçisini geri gönderdi. Ancak böylesi durumlar ülkeler arasında daha fazla iletişime ihtiyaç duyulduğu zamanlardır. Bir hükümet temsilcisini ülkesine göndermek iletişimi kolaylaştırmıyor. Buna karşılık, İsrail artık Türkiye'den tarım ürünleri almayacağını söylüyor. Tarım Bakanımız ise buna İsrail'le ticaretimizin çok da önemli olmadığını söyleyerek mukabele etti. Bunun yanlış bir yaklaşım olduğu kanaatindeyim. Şimdiye kadar, İsrail ve Türkiye iktisat ve siyaset alanlarını ayrı tutmayı başardı. İktisadi ilişkilerin siyasetin tıkandığı dönemlerde bile devam etmesine ve genişlemesine müsaade edilerek bunların ilişkileri yumuşatan bir bağ oluşturması öngörüldü. Özetle; iktisadi ilişkileri zayıfl atarak, onları siyasi ilişkilerle bütünleştirmek pek makul bir yaklaşım olmayabilir.

İlter Turan

https://www.dunya.com/kose-yazisi/gazzenin-bitmeyen-trajedisi/416357

 

  • SİYASAL İSLAM’IN FİLİSTİN VE O BAĞLAMDA İSRAİL İLE KURDUĞU İLİŞKİ İŞTE BU DERECEDE DİN EKSENLİDİR

Siyasal İslamcı geleneğin Filistin meselesine dâhil olması ise ağırlıklı olarak Müslüman Kardeşler kökenli Hamas örgütü ile ortaya çıkar. Bu anlamda gerek Hamas’ın gerekse de siyasal İslamcı geleneğin Filistin bağlamında yürüttüğü ve sürdürdüğü mücadele “din üzerinden” ses verir. Bu mücadele de başat vurgu din üzerinden şekillenir; öne çıkarılan ve geride bırakılan temalar buna göre belirlenir. Zira Filistin’de mücadele veren Filistin Kurtuluş Örgütü ile Hamas arasındaki ana ayrım tam da buradan ortaya çıkar: Devletin kimliği ne olacaktır; laik mi, din devleti mi!

Geçtiğimiz “Kanlı Pazartesi”nin hemen sonrasında Filistin için Taksim’de yapılan yürüyüşte de bu vurgu öne çıkıyordu. Örneğin o yürüyüşün konuşmacılarından Anadolu Gençlik Derneği İstanbul Şubesi Başkanı Ali Uğur Bulut şöyle diyordu: "Yapmamız gereken Allah'ın emrettiği, Resulullah'ın yapın dediğini yapmaktır. En kısa sürede 1 milyon kişilik bir İslam ordusu kurulmalı ve derhal İsrail'e doğru yönlendirilmelidir" Şu ifadelerde İHH başkanı Bülent Yıldırım’a ait: “…Şimdi İslam Birliği kuruluyor. Sokaklarda, evlerde Kudüs konuşuluyor... Siyonizm'in zulmünden Filistin'i kurtarmaya hazır mıyız? Malımızı, canımızı, kanımızı Mescid'i Aksa için vermeye hazır mıyız?"

Siyasal İslam’ın Filistin ve o bağlamda İsrail ile kurduğu ilişki işte bu derecede din eksenlidir. Bu anlamda mesele salt Filistin meselesi değildir. Öte yandan hadise yalnızca din ile de sınırlı değildir. Hadise, kendi suretinde tasvir edilen din anlayışının hâkim olması ile ilgilidir. Eğer öyle olmasaydı, yıllardır Filistin konusunda en çok duyarlılık gösteren Suriye’ye sahip çıkılır, “hiç olmazsa bu nedenden dolayı Suriye’yi koruyalım” denilirdi. Lakin öyle olmadı. Bugün İsrail’e olmadık söz edenler, dün onunla kol kola girip, Suriye’de yüz binlerce insanın ölmesine neden oldular. Fakat ne gam. Dahası pek “duyarlı” medya için de Suriye’de yaşananlar sadece “istatistiki” bilgilerdi; hikâyeleri olmayan ve haber bültenlerinde yalnızca birer “veri” olarak kullanılan rakamlardı onlar.

Aydın Tonga

https://www.birgun.net/haber-detay/ticari-muttefiklikten-teror-devletine-israil-216548.html

 

  • PEKİ ŞAVUOT NEDİR. GENELDE MAYIS YA DA HAZİRAN AYINA DENK GELEN VE SİVAN AYININ 6. GÜNÜ KUTLANAN DİNİ BİR BAYRAMDIR. SİNA DAĞINDA TEVRAT’IN VERİLDİĞİNİN YILDÖNÜMÜ OLARAK ANILIR. ŞAVUOT AYNI ZAMANDA TAHIL HASADIYLA DA İLGİLİ BİR BAYRAMDIR

Hamsin Yortusu, Paskalya’dan sonraki 50. günde kutlanır. Onalara göre, Hz. İsa’nın çarmıha gerilip tekrar dirilmesi olan üçüncü gününden sonra gelen 50.gün, Hz.İsa’nın ruhunun ‘Havariler’inin üzerine indiği gün olarak kabul edilir. Bugün ‘kilisenin doğum günü‘ olarak da kabul edilir. Bazı şehir ve bölgelerde bugün ve içinde bulunduğu hafta ‘bahar bayramı‘ olarak da kabul edilir ve kutlanır. Ağaçların yeşillenmesinin sembolü olarak ağaç dalları ile süslenen alanlarda ateşler yakılarak kutlama yapılır.

Hamsin Yortusu’nun kökeni Yahudilik’teki Şavuot‘ a kadar dayanır.

Peki Şavuot nedir.

Genelde Mayıs ya da Haziran ayına denk gelen ve Sivan ayının 6. günü kutlanan dini bir bayramdır. Sina dağında Tevrat’ın verildiğinin yıldönümü olarak anılır. Şavuot aynı zamanda tahıl hasadıyla da ilgili bir bayramdır.

Bundan dolayı da Pfingsten (Hamsin Yortusu) zamanı gibi Şavuot da baharın gelişi, ekinlerin yetişmesi ve hasad zamanı olarak algılanır ve kimi kırsal yerlerde dini bir bayramdan ziyade yerel bahar bayramı olarak kutlanır.

Sizlere paylaşmak istediğim diğer bir konu da Stolpersteine adı verilen bir çalışma.

Alman asıllı sanatçı Gunter Demnig bütün Avrupa’da 60.000 civarında ‘hatırlatma taşı‘ hazırladı ve bunları kaldırımlara yerleştirdi. Demnig bu çalışmasıyla Nasyonal Sosyalistlerin kurban ettiği kişileri hatırlatmak arzusunda.

Hitler döneminde sadece yahudi oldukları için gaz odalarında öldürülen kişiler Almanya’nın ve Avrupa’nın her şehrinden toplanıp kamplara getirilmişlerdi. İşte zulme uğrayan bu kişiler için ilk ‘hatırlatma taşı‘ Köln şehrinde 1995 yılında kaldırıma monte edildi. Kaldırımda yürürken bakır renkli küçük ‘hatırlatma taşı’nı görmeden geçmek pek mümkün değil. Tabii görebilmek için ‘Stolperstein’nın ne olduğunu ve neden bu şekilde yerleştiğini de bilmek gerekiyor.

Sinan Eskicioğlu

http://www.ocakmedya.com/ocak_yazar/2018/05/21/pfingsten-hamsin-yortusu-savuot-ve-stolpersteine/

 

Netten okumalar

 

  • İSTANBUL HAYKIRDI, AMA İSRAİL UMURSAMAYACAK. MUSEVİ YARGICIN BAŞINA GELENE BAKIN SEBEBİ ANLARSINIZ… - FEHMİ KORU

http://fehmikoru.com/istanbul-haykirdi-ama-israil-umursamayacak-musevi-yargicin-basina-gelene-bakin-sebebi-anlarsiniz/

 

  • KUDÜS VE ADRESLER – GÜNERİ CIVAOĞLU

http://www.milliyet.com.tr/yazarlar/guneri-civaoglu/kudus-ve-adresler-2671918/

 

  • SİYONİZM NEDİR? – TAHA AKYOL

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/taha-akyol/siyonizm-nedir-40839155

 

  • İSRAİL’İN DAVASI – TAHA AKYOL

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/taha-akyol/israilin-davasi-40837960

 

  • KUDÜS ÜÇ DALLI BİR AĞACA BENZER – ABDULLAH KIRAN

http://www.serbestiyet.com/yazarlar/abdullah--kiran/kudus-uc-dalli-bir-agaca-benzer-1-846242

http://www.serbestiyet.com/yazarlar/abdullah--kiran/kudus-bir-agaca-benzer-2-846265

http://www.serbestiyet.com/yazarlar/abdullah--kiran/kudus-uc-dalli-bir-agaca-benzer-3-846323

http://www.serbestiyet.com/yazarlar/abdullah--kiran/kudus-uc-dalli-bir-agaca-benzer-4-846369

http://www.serbestiyet.com/yazarlar/abdullah--kiran/kudus-uc-dalli-bir-agaca-benzer-5-846426

http://www.serbestiyet.com/yazarlar/abdullah--kiran/kudus-uc-dalli-bir-agaca-benzer-6-846479

 

  • KELEK – BEKİR COŞKUN

https://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/bekir-coskun/kelek-2411676/

 

  • NAZİLERİN SIRADAN KÖTÜLÜĞÜ!  

https://www.gazeteduvar.com.tr/kitap/2018/05/17/nazilerin-siradan-kotulugu/

 

  • TÜRKİYE-İSRAİL GERİLİMİ İÇ POLİTİKADA NASIL ROL OYNUYOR? - ÖYKÜ ALTUNTAŞ

https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-44137196

 

  • FİLİSTİN SORUNU VE TÜRKİYE YAHUDİ TOPLUMU ÜZERİNE İVO MOLİNAS İLE SÖYLEŞİ – IŞIN ELİÇİN

http://medyascope.tv/2018/05/18/filistin-sorunu-ve-turkiye-yahudi-toplumu-uzerine-ivo-molinas-ile-soylesi/

 

  • FLİSTİN SORUNUNDA DÖNÜM NOKTALARI – OĞUZ ÇELİKKOL

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/oguz-celikkol/flistin-sorununda-donum-noktalari-40843113

 

  • YAZILANLAR VE YAZILAMAYANLAR- İSRAİL VE FİLİSTİN - SİNAN ESKİCİOĞLU

http://www.ocakmedya.com/ocak_yazar/2018/05/18/yazilanlar-ve-yazilamayanlar-israil-ve-filistin/

 

  • TÜRKİYE-İSRAİL İLİŞKİLERİNİN 68 YILI

http://bianet.org/bianet/siyaset/197226-turkiye-israil-iliskilerinin-68-yili

 

  • ABD İSRAİL BUYUKELÇİLİĞİNİ KUDUS’E TAŞIDI BARIŞ UZAK DİYARLARA HEPTE  GÖÇTÜ GİTTİ – TÜLİN DALOĞLU

http://www.halimiz.com/abd-israil-buyukelciligini-kuduse-tasidi-baris-uzak-diyarlara-hepten-goctu-gitti/

 

  • ‘KADÎM ADAM’ BERNARD LEWİS GİTTİ, TOPRAĞI BOL OLSUN! - MURAT BARDAKÇI

http://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/1976055-kadim-adam-bernard-lewis-gitti-topragi-bol-olsun

 

  • ANTİSEMİTİZM-İSLAMOFOBİ YARIŞINA VERİLEN SERT TEPKİLER – ELA BİLGEN

http://www.birikimdergisi.com/haftalik/8879/antisemitizm-islamofobi-yarisina-verilen-sert-tepkiler#.WwK20jSFPct

 

  • FOTOĞRAFIN İSRAİL ASKERİNİN FİLİSTİNLİ BİR GENCE ŞİDDET UYGULADIĞINI GÖSTERDİĞİ İDDİASI

https://teyit.org/fotografin-israil-askerinin-filistinli-bir-gence-siddet-uyguladigini-gosterdigi-iddiasi/

 

  • YENİ ŞAFAK YAZARI YUSUF KAPLAN'DAN IRKÇI KÖŞE YAZISI

https://www.evrensel.net/haber/352966/yeni-safak-yazari-yusuf-kaplandan-irkci-kose-yazisi

 

Takılan tweetler

 

Mühdan Sağlam‏ @muhdansaglam 14 May

Daha fazla

İsrail Halkı Netanyahu ve Trump kafasından oluşmuyor. Özellikle genç kuşak devlet politikasına karşı sokaklarda. ABD’de de İsrailli gençler protesto gösterisi yapıyor. Irkçı, nefret ve kan kusmaya fırsat aramayın. Hele bu ülkedeki Yahudileri tehditten vazgeçin.

 

ayşe acar‏ @ayseacar_ 14 May

Daha fazla

İsrail'in Filistine saldırmasının acısını Türk Musevilerden çıkarmaya çalışan zavallılara; Bu topraklara Yahudiler 2500 yıl önce geldi, en son gelenler 500 yıldır burada. İsrail onların memleketi değil, onların memleketi Türkiye. Artık bunu öğrenin!

 

Ada Nihan ن‏ @AdaNihan 15 May

Daha fazla

elinizi vicdanınıza, kendinizi de türkiyeli bir yahudinin yerine koyun: sizinle hiç alakası olmayan bir karar yüzünden, trump idiotu işleri karıştırdı diye, kendi ülkenizde tehdit & hakaret yağmuru altındasınız. komşularınızdan, okul & iş arkadaşlarınızdan korkar hale geldiniz.

 

Ahmet K. Han‏ @Ahmet_K_Han 16 May

Daha fazla

İsrail’de Filistin’lilere destek vermek ve savaşa hayır demek için yapılan protesto. Tel Aviv’deki gösteri toptancılığın ne kadar yanlış, yapısal ve kategorik olarak ırkçılığın sınırında, ve insanlığın ortak değerlerinin ne kadar güçlü bir birleştirici olduğunu gösteriyor.

 

İnan Rüma‏ @InanRuma 17 May

Daha fazla

Türkiyeli Musevîleri, sanki onlar Türkiye değil de İsrail yurttaşıymış gibi suçlayanlar, İsrail’in dünyadaki tüm Musevîleri temsil ettiğini iddia eden faşizan anlayışını desteklemiş oluyorlar+ Türkiye yurttaşlığını da benzer faşizan anlayışla tanımlayarak.

 

Murad Çobanoğlu‏ @muradcobanoglu 15 May

Daha fazla

İsrael'deki her olaydan yer yüzündeki 'her Yahudi' sorumlu', hemen "Hitler hatırlatması", yapılıyor ama İslamcı terör örgütlerinin katliamlarından "hiç bir Müslüman' kendisini sorumlu tutmuyor. İşte bu saklı antisemitizm!

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın