Batya Natan

İstanbul’un Beş Asırlık Lisanı LADİNO

Emperyal bir yerleşke olan İstanbul pek çok farklı kültüre ev sahipliği yapmış bir şehir. Bunun bir sonucu olarak tarihsel süreçte bu kentte pek çok dil konuşulmuş. Lakin bu dillerin bir kısmı ölmüş, bir kısmı can çekişiyor, bir kısmı ise en azından daha bir süre konuşulacak gibi. Judeo Espanyol ya da yaygın kullanımıyla Ladino da bu dillerden biri. Ladino’nun geleceğini merak edenlere Rita Ender tarafından hazırlanan Las Ultimas Palavras’ı (Son Sözcükler) adlı belgeseli hararetle tavsiye ederim.

İstanbul’un Beş Asırlık Lisanı LADİNO

Ladino, İstanbul’un en eski dillerinden biri. Bu dilin İstanbul’da neredeyse 550 yıllık bir mazisi var. Şüphesiz ki dil zaman içinde değişen, gelişen bir kültürel varlık. Haliyle Ladino da bu gelişimden payını almış. Nitekim İspanyol Yahudileri vatanlarını terk etmeden önce modern İspanyolcanın temelleri dahi atılmamıştı. 1492’de sağlanan siyasi birlik bu yolda atılan ilk adımdı. Ladino’nun omurgasını ağırlıklı olarak bir çeşit Kastilya İspanyolcası oluşturuyordu.

Judeo Espanyol ya da Ladino’nun Osmanlı topraklarındaki hikâyesi genellikle 1492 ile başlatılır. Bilindiği üzere bu tarihte Katolik Ferdinand ve karısı İsabella, Granada’yı alarak İspanya’yı bir Katolik devletine dönüştürme projesinin önündeki son engeli ortadan kaldırırlar. Sonrasında ülkede yaşayan Yahudi ve Müslümanları birkaç ay içinde İspanya topraklarını terk etmek ya da Hıristiyanlığa geçmek seçeneklerimden birine zorlarlar. Bunun neticesinde İspanya’da yaşayan çok sayıda Yahudi İngiltere, Hollanda, İtalya gibi ülkelere gitmiş; önemli bir bölümü de II. Bayezid zamanında Osmanlı topraklarına gelip yerleşmişti. İşin ilginç yanı Osmanlı ülkesi dışındaki Yahudiler kısa süre içinde yerleştikleri yeni vatanlarının dilini benimserken Osmanlı Yahudileri beraberlerinde getirdikleri Ladino’yu (her ne kadar bazı değişimlere uğramış olsa da) bugüne kadar yaşatmışlardır. ‘Türkçenin İspanyolca Üzerine Tesiri’ adlı çalışmasında Avram Galanti, bu durumun gerekçelerini şu şekilde açıklar: Evvela Osmanlı ülkesinde matbaa yoktur, oysa Yahudiler İspanya’dan göç ettiklerinde kendi dillerinde yayıncılık faaliyetinde bulunabilecekleri matbaa aksamını beraberlerinde getirmişlerdi. Böylelikle İbrani yazısından devşirilen Raşi harfleri ile yayıncılık yapabiliyorlardı. Ancak göç edilen diğer ülkelerde zaten faaliyet gösteren yerel matbaalar olduğu için zaman içinde Yahudiler ilgili ülkenin lisanını benimseye başlayacaklardır. Bir diğer önemli etken de Osmanlı ülkesindeki millet sistemidir. Bu sistem çerçevesinde Osmanlı İmparatorluğu’ndaki farklı etnisiteler kendi gelenek göreneklerini, hukuk sistemlerini, eğitim ve kültürel faaliyetlerini kendileri organize edebiliyor, bu sayede özgünlüklerini koruyabiliyorlardı.

Osmanlı egemenliği altında Yahudiler 

Osmanlı egemenliği altında yaşayan Yahudiler arasında Rumca, Arapça, Yidiş gibi diller kullanılmaktaydı. Sefarad göçünden önce Osmanlı ülkesindeki en kalabalık Yahudi topluluğunu oluşturan Romaniotlar Rumca konuşuyorlardı. Sefarad göçlerinden sonra Ladino, zaman içinde Yahudi toplumu arasındaki en etkin dil haline geldi. 16. yüzyıldan itibaren bazı dini eserler İbraniceden Ladino diline çevrildi ve bu durum cemaatin ruhani liderleri arasında ciddi tartışmalara hatta herem yani aforoz tehdidine kadar gitti. Ladino çevirileri savunanlar İbranicenin sadece ruhaniler arasında hakkıyla biliniyor olmasını gerekçe olarak gösterirken, çevirilere karşı olanlar dinsel metinlerin tahrif edilmesini ve çeviri yapanların maddi beklentileri sebebiyle dini konulara maddiyatın karıştırılmasını öne sürdüler. Bununla birlikte pek çok sinagogda vaaz doğal olarak Judeo Espanyol dilinde verildi. Zira cemaate başka şekilde ulaşmanın imkânı bulunmamaktaydı. Doğal olarak temel eğitim de bu dilde veriliyordu. Yine bu yüzyıldan itibaren Judeo Espanyol lisanı içindeki Türkçe kelimeler de ciddi oranda artmaya başladı. Başlangıçta vergi adları ile ticari alanla sınırlı olan etkileşim, zamanla yiyecek-içecek, çeşitli hayvan isimleri, kıyafet, mobilyalar, gündelik eşyalar ve mesleki tabirlere de yansıdı. 17. yüzyıla kadar Rumca konuşan Bizans Yahudileri yani Romaniotlar da öyle anlaşılıyor ki bu yüzyıldan itibaren yavaş yavaş Ladino konuşmaya başladılar. 

Ladino’ya giren kelimeler 

Ladino dinsel terimlerin önemli bir kısmını İspanyolcadan aldı. Ancak bunu yaparken de Yahudi inancına uydurmayı ihmal etmedi. Bu anlamda en ilgi çeken örneklerden biri İspanyol dilinde Tanrı anlamına gelen ‘Dios’ kelimesinin sonundaki ‘s’ takısının çoğul kullanımı çağrıştırmasından dolayı atılmak suretiyle kullanılmasıdır. Bunun dışında ilişki içinde oldukları toplumların dillerinden de Ladino’ya bazı kelimeler girdi. Türkçeden çarık /çarukas, fistan /fostan olarak geçerken Rumca piruni/piron yani çatal olarak Ladino’ya geçti. Öte yandan Ladino’da kullanılan bazı kelimeler de doğal olarak Türkçeye geçti ki bunların en bilinenleri arasında kaşar (‘kaşer’den), pandispanya, boyoz ve palavra sayılabilir. Yine Yahudiler güzel sesli hazanları Türkçeye Farsçadan geçen bülbül kelimesiyle nitelendiriyor ve onlara ‘bilbil’ diyorlardı. Türkçe fillerde kullanılan -mek -mak ekleri de İspanyolca karşılığı olan -er, -ar, -ir takıları kullanılarak Ladino diline alınmıştır. Mesela acımak acidear, aksamak aksadear, beklemek bekliyar, bozmak bozdear olarak kullanıldı. Yapmak, etmek anlamına gelen ‘azer’ takısı kullanılarak da bir takım kelimeler elde edilmiştir. Bunlar arasında azer zapt (zapt etmek), azer şaka (şaka yapmak), azerse bayat (bayatlamak) sayılabilir.

Yahudi halk kültürü, Türkçe ile yaşanan etkileşimin bir diğer kanalını teşkil ediyordu. Nitekim Yahudiler kuklacılık, dans, çalgıcılık, tiyatro gibi alanlarda faaliyet gösterdiği için folklor sahasında etkileşim görece daha kolay oluyordu. Nasrettin Hoca fıkraları Yahudi kültürüne ‘Coha hikâyeleri’ olarak geçti.    

Ladino iki önemli gelişme karşısında ciddi sarsıntı geçirecektir. Bunlardan ilki Alliance İsraelite okullarının açılmasıydı. Fransız Yahudilerinin Fransızcayı merkeze alarak açtığı bu okullardan yetişen öğrenciler için ana dil Fransızca oldu. Esasen bu durum Yahudi toplumu açısından olumlu bir gelişmeyi de beraberinde getirir. 17. yüzyıldan itibaren gittikçe içine kapanan ve Osmanlı Devleti içindeki prestijli konumunu Ermeni ve Rumlara kaptıran Yahudi Cemaati, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren önemli bir fırsat yakalar. Bu tarihten sonra Rum ve Ermeni cemaati içinde beliren milliyetçi temayüller Yahudi Cemaati’nin tekrar ön plana çıkmasına sebebiyet verir. Fransızcaya hâkim ve bir kısmı da yurt dışında eğitimini tamamlamış toplum mensupları tekrar Osmanlı Devleti nezdinde saygın bir mevki elde ettiler. Alliance okullarından yetişenler Fransızcayı ana dilleri gibi konuşmakla kalmıyor, günlük konuşma dili olarak kullanıyorlardı. Fransızcayı konuşamayanları da ‘Basse classe’ yani aşağı sınıf olarak görüyorlardı. Hatta bu durumun da etkisiyle Fransızca, Yahudi basınının en etkili dili haline geldi. Yahudi gençleri iş bulma konusunda zorluk yaşamamaya başladılar. Yine Fransızca eğitimin bir sonucu olarak bu okullardan mezun olan pek çok isim edebi, siyasi, felsefi metinleri takip edebilme imkânı buldu. Belki de bu durumun etkisiyle Osmanlı Devleti’nin son demlerinde gerek İttihat Terakki Cemiyeti içinde, gerek matbuat âleminde ve Darülfünun yani İstanbul Üniversitesi bünyesinde Yahudi kökenli Osmanlı yurttaşlarına sıklıkla tesadüf edilmeye başlanacaktı. Bununla beraber Ladino’nun ilginç bir şekilde bu dönemden sonra Fransızcadan da çok sayıda kelime aldığını belirtmekte fayda var. Ladino’nun etkilendiği bir diğer önemli Batı dili İtalyanca idi. Ancak hemen belirteyim ki Selanikli Yahudilerin kullandığı Judeo Espanyol lisanında bu etkiler çok daha baskın bir şekilde kendini gösterir. Bu durumun en temel sebebi Selanik’e yerleşen Yahudilerin önemli bir kısmının Livarno’da bir süre yaşadıktan sonra bu şehre gelip yerleşmesidir. Nitekim Selanik ve İstanbul Judeo Espanyol dilinde pek çok farklılık da bulunmakta. Mesela Selanik’te balığa peche denirken, İstanbul’da pişkado ya da peşkado denilmekte. Bu konuda daha fazla bilgi edinmek isteyenler yazımın kaynakçasında yer alan Haim Vidal Sephiha’nın makalesine bakabilirler.

TÜRKÇELEŞTİRME POLİTİKALARI

Cumhuriyet döneminde ise Türkleştirme politikalarının etkisiyle Türkçe, cemaatin en yaygın dili konumuna geldi. Özellikle Alliance okullarının Türk eğitim sistemindeki değişikliklere adapte olmayarak eğitim hayatından çekilmesi bu süreci daha da hızlandırdı. Ayrıca Cumhuriyetin ilk yıllarında yürütülen “Vatandaş Türkçe Konuş” kampanyaları da bu durumun oluşumunda hayli etkili oldu. Yeni rejimin destekçisi olan Moiz Kohen ya da sonradan aldığı isimle Munis Tekinalp ve Avram Galanti gibi isimler de cemaatin bir an önce Türkleşmesi gerektiğini söylüyorlardı. Bunun için çocukların Türk okullarına gönderilmesini, evde Türkçe konuşulmasını, çocuklara Türkçe isimler konulmasını öneriyorlardı.

Dil ve kültürdeki bu değişim haliyle matbuat alanına da yansıdı. Cumhuriyetin ilk yıllarında çıkan El Telegrafo ve El Tyempo gazeteleri İbrani harfleri ile Judeo Espanyol dilinde yayınlanırken, 30’lu ve 40’lı yıllarda yayınlanan La Boz de Oriente yarısı Latin harfli, yarısı İbrani harfli Judeo Espanyol dilinde tasarlandı. Bir süre sonra çıka La Boz de Türkiye ise İbrani harflerini kullanmayarak yarısı Türkçe yarısı Judeo Espanyol hatta zaman zaman Fransızca olarak yayınlandı. Hali hazırda Türkiye Yahudilerinin tek gazetesi olan ve haftalık olarak yayınlanan Şalom, bir sayfasını Judeo Espanyol diline ayırmakta. Ayrıca ayda bir El Amaneser adıyla Judeo Esponyol dilinde bir ek vermekte. “Bu dili etkin biçimde kullanan insan sayısının azalması Judeo Espanyol’u nasıl etkileyecek?” sorusunun cevabını ise zaman gösterecek.

 

KAYNAKÇA

Samuel Ben Naeh; Sultanlar Diyarında Yahudiler (çev: Nita Özkatalan), İstanbul 2009

Mahir Ünsal Eriş; “Kültürel Müslümanlığın Türkiye Yahudiliği Üzerindeki Etkilerine Dair Bir Deneme”, Kırkbudak, yıl: 3, sayı: 10, Bahar 2007, s. 94-105

Mahir Ünsal Eriş; “Türk Toplumsal Yaşantısının Ladino Üzerindeki Etkileri”, 38. ICANAS Dil Bilimi, Dil Bilgisi ve Dil Eğitimi, I, Ankara 2011, s. 549-560

Avram Galanti; Türkçenin İspanyolca Üzerine Tesiri, İstanbul 1948

Önder Kaya; İmparatorluk’tan Cumhuriyet’e Azınlıklar, İstanbul 2017

Yasin Meral, İbrahim Müteferrika Öncesi İstanbul’da Yahudi Matbuatı (1493-1729), Ankara 2016

Haim Vidal Sephiha; “Ladino ve Judezmo”, Selanik 1850-1918 (ed.: Gilles Veinstein), İstanbul 2011, s. 85-102

Karen Gerson Şarhon; “Judeo-Espanyol Dil ve Kültürü”, Görüş Dergisi, sayı: 56, Türkiye Yahudileri 500 Yıllık Geçmiş Özel Sayısı, Eylül-Ekim 2003, s. 24-25

Karen Gerson Şarhon; “Judeo-Espanyol/Ladino: Türkiye Yahudilerinin Dili”, Antik Çağ’dan XXI. Yüzyıla Büyük İstanbul Tarihi, cilt: VII, İstanbul 2015, s. 122-125

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın