Türkiye’nin aydın sorunu ve 28 Şubat!

“Biz tarihimiz dolayısıyla büyük bir milletiz. Büyük millet nedir? Büyük millet, tarihinde yaşamış olduğu iyi ve kötü şeyleri unutmayan millettir.” (Aziz Nesin)

“Yarın bugünden daha kötü olacak, çünkü dün, bugünden daha iyiydi!”

Sözlerin sahibi Aziz Nesin. Ölmeden önce yaptığı son konuşması böyleydi. Çeşitli yerlerdeki kadrolaşmalara dikkat çekerek, sol düşüncenin bile bir gün darbeye alkış tutabileceğine ilişkin endişesi vardı. Haklı çıktı. Sivil topluma bırakılması gerekenler, 28 Şubat 1997’de planlı olarak hortladı. Ankara sokaklarında tanklar yürüdü, bir çok gazeteci art niyetli ve bilinçli bir şekilde yaftalandı. Rahmetli Mehmet Ali Birand da iftiraya uğrayan o gazetecilerden biriydi…

Basın, 28 Şubat’ın karşısında dik durabildi mi? Hayır. Matbuat tarihimizin, güçle olan problemli ilişkisi, etkisini son hızla sürdürmeye devam etti. Tıpkı her dönem yaptığı gibi… Zamansız bir güç anlayışı vardı, medyanın ve geleneksel hale dönüşen tavrını kendi çocuklarını yiyerek sürdürdü.

Dönemin merkez cenahından bir tek, gazeteci Ufuk Güldemir, iftiraya uğrayan gazeteciler hakkında çirkin bildiriyi, çalıştığı kanalında okutmadı, direndi. Dönemin askeri sekreteryasının telefonlu tacizlerine boyun eğmeden telefonu, arayanların suratına kapattı. Gariptir, bugün sistemde olmayan Uzan ailesi de, gazetecilerinin yanında olmayı seçti.

Amaç askeri vesayeti kırmak ve daha ötesinde yıkmaktı. Askerin kışlasına çekildiği, siyaset sahnesinde söz almadığı yerde, medya bağımsız, siyaset ise asıl görevini icra edebilecekti. Niyetler böyleydi ama gerçekler hep başka güçlerce el değiştirdi. Ya da güçler hep başka gerekçeleri seçti. Rahmetli Aziz Nesin’in herkesi yerinden zıplatan analizleri vardı, malum. İşte onlardan ikisi “aptallık ve korkaklık” çok defa çarpıtıldı, özünden koparıldı.

Çünkü Aziz Nesin’in öne çıkardığı bu iki kelime büyük fırtınalar koparmıştı. Biri, Türk halkının yüzde 60’ına aptal demesi üzerineydi ki, aslında 1982 Anayasa referandumu yüzde 92 oranında Kenan Evren lehine çıkınca, Aziz Nesin kibarlık ettiğini belirtip oranı düşürdüğünü söylemişti.

Diğer yandan korkaklığı ise aydınlara mal etmiş, Türkiye’deki aydın kesimin, en bunalım zamanlarda seslerini çıkarmaktan korktuğunu belirtmişti. 

Bugün, alkışlasak da, kızsak da yeni bir tartışmamız var. Ve bu tartışma doğrultusunda toplumun bir çok açıdan kendine yeni sorular yöneltmesi gerekiyor. Tasfiye edilmesi değil. Çünkü son yıllarda beğenmediğimiz her görüşü, fikri, kişiyi tasviye ederek ilerliyoruz... Hürriyet Gazetesi, Genelkurmay Başkanı’yla yapılan röportajı “Karargah Rahatsız” manşetiyle attığında, ilk taş sosyal medyadan atıldı. Bazı kurumların bir anda gazeteci yaptığı ve aniden ortada beliren kimi şahıslar, Hürriyet’in manşetine itiraz kampanyası başlattı. Röportajı yapanın da, manşeti atanın da yargılanmasını talep etti. Halbuki röportajı yapan haftanın iki-üç günü külliyeden çıkmadığı iddia edilen bir isimdi. 15 Temmuz gibi felaketin ardından adı önemli görevler için tavsiye edilmişti. Dolayısıyla röportajın değişikliğe uğradığı gibi bir algıyla olan Hürriyet’in en tepe ismine oldu. Hürriyet’ten yapılan açıklamada, manşetle ilgili bir kastın bulunmadığı ancak editoryal bir hata olduğu vurgulandı. Siyasi cepheden sert açıklamalar yapılmıştı. Fakat ilginçtir ki; tüm bunlar 28 Şubat’a denk geldi. Hayatın böyle garip tesadüfleri sevmesi, mesajı kendi içinde vermeyi tercih etmesinden olsa gerek… Kimileri 28 Şubat zihniyetinin tasviyesi olarak bakabilir, kimileri ise tersine bir hesaplaşmadan söz edebilir…

Fakat Aziz Nesin der ki; “Biz tarihimiz dolayısıyla büyük bir milletiz. Büyük millet nedir? Büyük millet, tarihinde yaşamış olduğu iyi ve kötü şeyleri unutmayan millettir.”

Peki biz yaşadıklarımızı, tekrarlamamak için mi yoksa hesaplaşmalardan hesaplaşma beğenmek için mi hatırlıyoruz? Sivas katliamını anlamadan 28 Şubat’a gerçekten bakabildik mi?

Evet 28 Şubat’ın, Türkiye’nin en büyük yol kazalarından biri olduğu gerçek. Balans ayarı yapmaya çalışanların da ülke kavramlarının kabuğunu kırdığı gibi…

“Laiklik elden mi gidiyor, ülke bölünüyor mu?” gibi soruları milletin böğrüne saplayan insanların açtığı karanlık bir kapıydı. Bu da doğru.

Fakat 1990’larda arka arkaya gelen suikastlar ne oldu?

Atatürkçü Düşünce Derneği kurucusu Prof. Dr. Muammer Aksoy, Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Çetin Emeç, araştırmalarıyla tanınan Turan Dursun, İlahiyat Fakültesi eski Dekanı Bahriye Üçok hayatını kaybetti. Uğradığı saldırı sonucu canını zor kurtaran Jak Kamhi… Evinin önündeki patlamayla can veren Uğur Mumcu. Ve buradan ismini sayamadığım niceleri… Bu cinayetlerin hiçbirinin failleri bulunamadı.

Evet, bugün 28 Şubat ancak bizim geçmişimiz hâlâ kopuk, hafızamız kırgın.

 

********************************************

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın! Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın