Alüminyum Hurda Geri Dönüşüm

Bu hafta ağımıza takılanlar

Yıllardır kimin Yahudi olduğu meselesiyle yatıp kalktık. Şimdi kimin Yahudi olduğu sorusu ortadan kalkmayacak. ‘Yahudi ulusunun devleti’ nedir? Arap vatandaşlarından daha çok diyasporadaki Yahudilere mi aittir? Ülkenin kaderine onlar karar verecek ve buna demokrasi mi diyeceğiz? Yahudi nedir? Koşer yasaları mı konacak? Yeterince yokmuş gibi din müessesesinin ağırlığı daha artıp demokrasiyi çarpıtacak mı şimdi? Yahudi devletine sadakat yemini etmek bu devletin kaderini tayin edecek. Gideon Levy

Bu hafta ağımıza takılanlar

Güncel

BİR ÜLKEYİ BİR DİNİN MEMLEKETİ OLARAK TANIMANIN DAYATILMASINI NE AKIL KABUL EDER, NE HUKUK

İsrail'in kendisini genelde bütün Filistinlilere, özelde de Hamas'a bir Yahudi Devleti olarak tanıttırma gayreti zaten baştan beri yanlış ve anlamsız. Yahudilerin İsrail'i ‘kendi milletlerinin bir vatanı’ olarak görmesi meşru olabilir; ama bunu bile Yahudilerden talep etmek kabul edilemez. İşte Naturei Karta grubu Yahudileri -hani şu New York'ta Cumhurbaşkanımızı ziyaret eden lüleli dindar Yahudiler- İsrail'i bir Yahudi Devleti olarak kabul etmiyorlar. Ancak İsrail Filistinlilerle giriştiği her barış görüşmesinin ön şartı olarak kendisinin bir Yahudi Devleti olarak tanınması şartını ileri sürüyor. Güvenlik talebi tamam; sınır korumada işbirliği talebi tamam; bayrağına, milli marşına, parasına saygı beklemek tamam; ama bir ülkeyi bir dinin memleketi olarak tanımanın dayatılmasını ne akıl kabul eder, ne hukuk.

Ama Netanyahu diyor ki: "Madem biz bunu Filistinlilerden talep ediyoruz; o zaman vatandaşımız olmak isteyenlerden de talep etmeliyiz." Bunun daha Türkçesi, "Madem bu saçmalığı Filistinlilere dayatıyoruz, o zaman herkese dayatalım," demektir. Bunun İsrail'de yaşamak isteyen papazlara, Hayfa ve Akko'yu kutsal şehir bilen Bahai din adamlarına, Cevlân (Golan) bölgesinde kutsal mekanları olan Dürzîlere dayatıldığı bir gelecekte bakalım Netanyahu ne yapacak?

Kerim Balcı

http://zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1037479&title=israile-baglilik-yemini-ve-lieberman-irkciligi

“GERÇEKTEN DE YAHUDİLERİN BÜYÜK ÇOĞUNLUĞU ARASINDA HAKLI OLDUKLARINA DAİR BİR İNANÇ VAR”

On yıllardır içinde çalıştığım bu dünyayı (haber medyası, yayıncılık, akademi ve düşünce kuruluşu endüstrisinin kesişen ve birbirinin üzerine binen dünyası), liberal Amerikalı Yahudilerin varlığı olmadan hayal edebilmek mümkün mü? Cevap kesinlikle mümkün olmadığı yönünde. Dahası, bunun biraz olsun geçerli olduğu bir başka ‘azınlık’ da düşünemiyorum, tabii benim de ait olduğumu iddia edebileceğim Britanya veya Anglofil kökenlileri azınlık saymadığımız sürece.

Peki, bu yaygaranın sebebi ne? Sanırım bu gerçekleri dile getirirken kullanılan ses tonuyla ilgisi olmalı. Sözgelimi Karel de Gucht sözlerinin başında şu ifadeleri kullandı: “Gerçekten de Yahudilerin büyük çoğunluğu arasında haklı olduklarına dair bir inanç var - durumu başka türlü tanımlamak zor.” Ne kadar da yanlış. Yahudiler arasında din ve devlet idaresi meselelerindeki özeleştiri, aksine gayet dikkat çeken bir tutum. Fakat kutsal devletin bazı sözcüleriyle tartışmış olan herkes, muhtemelen ara ara bir kendini her daim haklı görme kokusu almıştır.

Christopher Hitchens

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetay&Date=&ArticleID=1022291

YOL YAKINKEN YENİ KRİZLERE MAHAL VERMEDEN ANKARA İLE TEL AVİV’İN RASYONEL HAREKET EDEBİLECEKLERİ BİR ZEMİNDE BULUŞMALARI GEREKİYOR

Art arda yaşanan büyük krizler akabinde Türkiye, barış görüşmelerinde iyi niyet temennileri haricinde sürece bir katkıda bulunamıyor. En son ‘Mavi Marmara’ eylemi sonrasında kopan hatlar, Ankara ile Tel Aviv’in bölgede birlikte neler kaybettiklerini barış görüşmelerine paralel olarak bir kere daha ortaya koymuştur. BM raporu neticesinde suçlu bulunan İsrail zaman geçirmeden uygun bir üslupla geri adım atarak artık Türkiye’nin taleplerini yerine getirmeli ve kelime oyunu yapmaksızın özür dilemelidir. Ortadoğu’da barış bu iki demokratik ülkenin tam mutabık olduğu bir konseptle çok daha kolay tesis edilebilir. İkili ilişkilerin rayına oturması için belki de Türkiye’de iktidarın değişmesini bekleyen Tel Aviv, yanlış ve çok uzun soluklu bir hesabın içine girmiş olabilir. Yol yakınken yeni krizlere mahal vermeden Ankara ile Tel Aviv’in rasyonel hareket edebilecekleri bir zeminde buluşmaları gerekiyor. Ne Türkiye’nin bölgede yoğun İsrail karşıtlığı üzerinden elde edebileceği kazanım kaldı ne de İsrail’in Türkiye’yi görmezden gelerek Ortadoğu’da atabileceği adım. Geçmişe yönelik kötü izlerin silinmesi için Netahyahu hükümetinin bir adım atması gerekiyor, geri dönme planı olmayan, ikinci bir hesabı bulunmayan ve Türk halkının gönlünü kazanabilecek sağlam bir adım.

Savaş Genç

http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/newsDetail_getNewsById.action?newsId=27749

ŞU AN İÇİN GÖZÜKEN DURUMDA ORTADOĞU RÜZGÂRLARI TÜRKİYE'YE CEPHEDEN ESİYOR

Türkiye İsrail gerilimi Türkiye'nin Filistinli gruplar arasındaki çatlakta ve İsrail-Filistin görüşmelerindeki tıkanıklıkta arabulucu rolü oynayamamasına neden oluyor. Bu gerilim aynı zamanda Türkiye'deki antisemitist duyguları arttırmasının yanında Türkiye'deki Yahudilerin de durumunu olumsuz etkiliyor. Bu, AKP yöneticilerinin iddia ettiği Osmanlı'nın kültürel mirasına da ters bir durumu işaret ediyor.

Türkiye'nin içinde bulunduğu koşuları tekrar gözden geçirip bu noktaya nasıl gelindiğini incelemesi gerekiyor. Ortadoğu Birliği gibi bir yapının konuşulduğu bir dönemde Türkiye'nin bölgede bazı sorunlara olumlu katkı sağlaması için önce bölgedeki kendi sorunlarını çözmesi gerekiyor. Ama şu an için gözüken durumda Ortadoğu rüzgârları Türkiye'ye cepheden esiyor.

Emre Çalışkan

http://www.t24.com.tr/content/authors.aspx?article=2591&author=54

TÜRK VE İSRAİLLİ LİDERLER KAMUOYU BASKISINDAN UZAK BİRARAYA GELEREK SAKİN KAFAYLA BİR ÇÖZÜM FORMÜLÜ ÜZERİNDE ANLAŞABİLİR

Heyetin geçen hafta görüştüğü Florida’dan Demokrat Partili eski Kongre üyesi Robert Wexler İsrail ve Türkiye ilişkilerinin Amerika için öneminin 10 üzerinden 10 puan olduğunu söyledi.

Wexler ani bir kararla Temsilciler Meclisi’ndeki görevinden bu yıl başında istifa etti ve Ortadoğu İçin Barış Merkezi adlı düşünce kuruluşunun başkanlığını üstlendi. Musevi asıllı olan Wexler Washington’daki Yahudi toplumu liderleri arasında etkili bir isim.

Wexler ile Türk milletvekilleriyle yaptığı toplantıdan hemen sonra görüştüm. Türk ve İsrail tarafının aralarındaki sorunları çözmekte kararlı olduklarını söyleyen Wexler ‘üst düzey Türk ve İsrailli yetkililerin kamuoyundan habersiz görüşmeleri gerektiği’ tavsiyesinde bulunuyor.

Yani Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile İsrailli Bakan Ben-Eliezer arasındaki gizli görüşmelerin kamuoyuna sızdırılması hatası tekrarlanmamalı. Türk ve İsrailli liderler kamuoyu baskısından uzak biraraya gelerek sakin kafayla bir çözüm formülü üzerinde anlaşabilir. Wexler bunun için BM komisyonunun Mavi Marmara raporunu beklemenin şart olmadığını savunuyor ama bu raporun taraflar için bir çözüm platformu oluşturma ihtimalinin yüksek olduğu da bir gerçek. Bu durumda basın ve kamuoyu gelecek yıl başına kadar İsrail ve Türkiye ilişkilerinde gözle görülür bir ilerlemeye şahit olamayabilir.

Evrim Bunn

http://www.taraf.com.tr/evrim-bunn/makale-talihsiz-ziyaret.htm

TAM SONUÇ ALINACAKKEN “ONE MİNUTE” KRİZİ ÇIKAR, ANTEP YİNE FİLSİZ KALIR

Bedava filden umut kesilince bu sefer parasını ödeyip fil getirmeye kalkışılır, devreye Alman elçisi bile girer, ama bir türlü fil bulunamaz. Günlerden bir gün İsrail’de erkek fil nüfusunun çok olduğu, İzmir’e İsrail’den fil geldiği öğrenilir. Acilen İsrail ile yazışmalar yapılır.

Tam sonuç alınacakken ‘One Minute’ krizi çıkar, Antep yine filsiz kalır.

Ortalık yatışınca yazışmalar tekrar başlar. Üstelik Nasreddin Hoca’ya nispet İsrail’den bir değil iki fil gelecektir. Gabi ve Pili adındaki filler tam gemiye bindirilecekken haydaaa, bu kez de Mavi Marmara olayı yaşanır.

Aradan aylar geçer... Hafta başında Gaziantep’e gittiğimde filler Mersin Limanı’na varmak üzereydiler. Ancak Başkan Güzelbey, filleri hayvanat bahçesindeki evlerine sokmadan bu işe bitmiş gözüyle bakmıyordu.

Zeynep Göğüş

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/15998619.asp?yazarid=93&gid=61

YAHUDİ KATLİAMLARINI ANLATAN, KAMPLARI, GAZ ODALARINI ANLATAN FİLMLERE GİTTİLER. VE O SİNEMALARA, BİR KİLİSEYE GÜNAH ÇIKARTMAK İÇİN GİDER GİBİ GİTTİLER

Berlin! Şimdi bakıyorum. Sokaklarında yürüyorum. Ve görüyorum ki...

Artık kurtulmuş o utançtan. Tüketmiş o ezikliği. O yıllanmış utanç, vicdanlarındaki yaralı mazgallardan akıp gitmiş. Şimdi sokaklarında özgürlük var. Mesela Bach yürüyor. Mozart bir köşebaşından çıkmış yine.

O kanlı örtü kalkınca Berlin’in üzerinden Alman tarihinin, estetiğinin, müziğinin, resminin, felsefesinin dayanılmaz aktörleri yeniden almışlar sahnelerini. Şimdi festivaller kenti Berlin! Utanmıyor artık. Peki, ne oldu?

Nasıl kurtuldu vicdanındaki o kanlı zabıtlardan? Dün bu değişimi konuştuk Fatih Akın’la.

- Almanlar boyunlarına birer pranga gibi asılan o acılı tarihten nasıl kurtuldular?

“Yüzleştiler” dedi Fatih Akın.

“Evet kendi tarihleriyle yüzleştiler. Yahudi katliamlarını anlatan, kampları, gaz odalarını anlatan filmlere gittiler. Ve o sinemalara, bir kiliseye günah çıkartmak için gider gibi gittiler. Eğildiler kendi vicdanlarının önünde. Kaçmadılar, üstünü örtmediler. Mesela ben lisede günlerce o filmleri izledim. Okullarda izlettiler bize.”

İşte böyle kurtuldu o kanlı zabıtlardan Berlin. Bir toplumun kendi tarihini korkmadan, çekinmeden sorgulayabilmesi ne kadar büyük bir derinlik.

Demek ki böyle yıkıldı duvar. Böyle birleşti Doğu’nun ve Batı’nın acılı hatıraları.

Fatih Çekirge

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/15998607.asp?mnID=15998607

‘TANRI’NIN HALKI’ VEYA İSRAİL HALKI İÇİN İSRAİL AJANLARINDAN BASİT BİR ŞEY BEKLENİYOR: KENDİLERİNİ FEDA ETMELERİ

Hahamların eski/yeni fetvasına göre, arananları (wanteds) yakalayabilmek ve imha edebilmek için MOSSAD ajanları bu vasfı taşıyanlarla yasak ilişkiye girebilir ve Arapların deyimiyle giramiyat (maceralar) yaşayabilir. Hahamların bu eski/yeni ultra fetvasına göre, kadın ajanlar göyimlerle (Yahudi olmayanlar) hatta teröristlerle dahi yasak aşk yaşayabilir ve bu suretle onları enseleyebilirler. Hatta hahamların bu fetvasına göre, ajanlar, arananlarla yasak aşk yaşayabilmek için muvakkaten kocalarını terk ederler ve onlardan boşanırlar ve görev tamamlandığında yeniden eski eşlerine dönebilirler. Terörist veya goyim, kim olursa olsun arananları hulleci olarak kullanabilirler ve hulle faslı bitince kocalarına geri dönerler.

 ‘Tanrının halkı’ veya İsrail halkı için İsrail ajanlarından basit bir şey bekleniyor: Kendilerini feda etmeleri. Fetva yeni olsa da gelenek oldukça eskidir. Hatta eskiler, İsrail halkı ve hayati çıkarları ise meselenin ihtiyari düzeyde bir fedakârlığı aştığı ve dini kural ve farz haline geldiğini düşünüyorlar. Ester ve Yail, eskiden bu mesleği icra edenler arasında bulunuyor. Ester, İran kralı ile yatarak İsrail halkını felaketten kurtarıyor. Bal tuzağı için adaylarda aranan özellik tercihen bekar olmalarıdır. Lakin seçenek yoksa Ari Shvat’ın araştırmasına göre, bal tuzağı için evli kadınlar da kendilerini pekala feda edebilirler.

Mustafa Özcan

http://dunyabulteni.net/?aType=yazarHaber&ArticleID=14754

YAHUDİ DEVLETİNE SADAKAT YEMİNİ ETMEK BU DEVLETİN KADERİNİ TAYİN EDECEK

Netanyahu-Lieberman ikilisini anlamak zor değil. İflah olmaz milliyetçiler olarak demokrasinin sadece çoğunluğun iktidarı değil, en başta azınlıkların haklara sahip olması anlamına geldiğini idrak etmelerini kimse beklemiyor. Anlaması güç olan, kitlelerin memnuniyeti. Meydanlar, azınlıkların ezildiği bir ülkede yaşamak istemeyen vatandaşlarla dolmalıydı, fakat neredeyse kimsenin etkilenmiş görünmemesi şaşırtıcı.

On yıllardır nafile yere kimin Yahudi olduğu meselesiyle yatıp kalktık. Şimdi kimin Yahudi olduğu sorusu ortadan kalkmayacak. ‘Yahudi ulusunun devleti’ nedir? Arap vatandaşlarından daha çok diyasporadaki Yahudilere mi aittir? Ülkenin kaderine onlar karar verecek ve biz buna demokrasi mi diyeceğiz? Yahudi nedir? Yahudi tatilleri nedir? Koşer diyeti yasaları mı konacak? Sanki yeterince yokmuş gibi din müessesesinin ağırlığı daha da artıp demokrasiyi çarpıtacak mı şimdi? Yahudi devletine sadakat yemini etmek bu devletin kaderini tayin edecek. Ülkeyi, Suudi Arabistan gibi bir teokrasiye dönüşme yoluna sokacak. Tasarı İsrailli Arapların yabancılığını artırmaktan ve nihayetinde kamuoyunun daha da geniş kesimlerini yabancılaştırmaktan başka hiçbir işe yaramayacak.

Gideon Levy

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetay&Date=11.10.2010&ArticleID=1023097

BUGÜN İSRAİL SİYASETİNİN BİR NUMARALI SORUSU BUDUR: NETANYAHU LİEBERMAN'DAN NASIL KURTULACAK?

Elbette bu kambur Binyamin Netanyahu'yu da zora sokuyor. Netanyahu bir sonraki seçimlerde, bir zamanlar Kudüs İbrani Üniversitesi'nin gece kulübünü işletirken bulup partiye aldıkları Avigdor Lieberman'a "Sayın Başbakanım" demek zorunda kalabileceğini de biliyor. Peki Netanyahu Lieberman'dan vazgeçebilir mi? Tzipi Livni'nin ülke selameti ve barış sürecinin devamı için koalisyona katılmayı kabul etmesi durumunda Yisrael Beyteinu'nun hükümet dışında bırakılacağı bir formülü kabullenebilir mi? Yoksa Lieberman'ı Netanyahu için vazgeçilmez kılan Rus oylarının ötesinde bir şeyler mi var?

Bugün İsrail siyasetinin bir numaralı sorusu budur: Netanyahu Lieberman'dan nasıl kurtulacak? Çünkü diğer bütün sorular ancak bu sorunun cevabına bağlı olarak cevaplandırılabiliyor.

Kerim Balcı

http://zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1038563&title=netanyahu-liebermandan-nasil-kurtulacak

İlginizi çekecek yazılar

Selim Gabay yazıları

http://gazetemen.com/cok-sey-gerekmez-mutlu-olmak-icin-24885n.htm

Netten okuyun

Neo Kemalistler ve Oda TV'nin Sabetaycılığı-Baran AYDIN

http://www.hakimiyetimilliye.org/index.php/hm-yazarlari/baran-aydin/1076476-neo-kemalistler-ve-oda-tv-nin-sabetayciligi-baran-aydin.html

Mavi Marmara raporuna güvenin

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetay&Date=09.10.2010&ArticleID=1022787

TEŞEKKÜRLER BAY VE BAYAN PİNHAS

http://www.corlupinhas.com/

Azınlık edebiyatının çağdaş ismi Stella Aciman

“Nedense ‘azınlık’ kelimesi ve bu kelimenin çağrışımları, son yıllarda sorgulanır ve tartışılır oldu. Ben Yahudi’yim ve ‘Neden Yahudi’yim’ diye 50 yaşından sonra düşünmeye başladım. Halbuki bizim geçmişimizde böyle bir şey yok. Yani Türk, Rum, Ermeni, Yahudi iç içe yaşadık. Kimse bize ‘sen o sun, sen busun’ diye bir ayrımcılık yapmadı.

İnsanları milletleriyle, ırklarıyla, dinleriyle etiketlemek ve hepsini aynı potada değerlendirmeye kalkmak tavrını hiçbir zaman anlamadım. Çünkü hiçbir insana bu gözle bakmadım. Yahudi dediğin zaman bütün bir milleti, üzerlerine yapışmış olan ‘cimri’ ve ‘korkak’ gibi sıfatlarla değerlendirmek çok yanlış. Her milletin cimrisi de var korkağı da, iyisi de kötüsü de. Ama nedense hep dinden dolayı insanları etiketlemeye bayılıyoruz. Son derece yanlış ve çok da saçma. Ayrıca çok da tehlikeli...”

http://beatricedidante.blogspot.com/2010/02/stella-aciman-ile-soylesi.html

BARKAT: KUDÜS BÖLÜNMEMELİ – Tülin Daloğlu

http://www.hasturktv.com/homepage_articles/73.htm

NAMIK TAN’A CEVABIMDIR – Rafael Sadi

http://odatv.com/n.php?n=namik-tana-cevabimdir-1110101200

Netteki ‘sözlük’lerden “Türkiye’de Yahudi Olmak”

Türkiye sınırları içinde Yahudiliği benimsemiş insanların yaşaması durumu...

Zor değildir, keza sayamayacağımız kadar sinagog mevcuttur. Sadece İzmir’de 10.000 Musevi vardır ki tanıdığım birçoğu önemli yerlerde yaşamını gayet rahat sürdürmektedir.

Şabat kuralları yüzünden dalga konusu olmaktır. "siz şimdi cumartesileri ceple konuşamıyo musunuz hehehehe"

http://www.uludagsozluk.com/k/t%C3%BCrkiye-de-musevi-olmak/

- Adın ne senin?

- Alber

- Niye?

- Ne demek niye?

- Niye Ahmet, Mehmet gibi değil?

- Nasıl yani? Senin neden Ahmet?

- hmm

...

http://www.nedir.net/turkiye-de-yahudi-olmak.html

Türkiye’de Yahudi olmak; dünya siyasetine ilişki komplo teorilerinin, neredeyse %90’ının odağı olmaktır. Her gün alışveriş yaptığın bakkal, kasap ve manav tarafından, dünyayı yönettiği ve manipule ettiği sanılan grubun bir üyesi olduğunun zannedilmesidir. Vatandaşı olduğun ülkeyi ele geçirmeye çalışmak ile suçlanmaktır. Lanetli kavim olduğuna ilişkin sohbetlere sıkça kulak misafiri olmaktır. Evinin bahçesinde gargat ağacı yetiştirdiğinin düşünülmesidir. İsrail'in diplomatik temsilcisi bir ajan sanılmaktır. Arada sırada ‘siz’ diye hitap edildiğin zaman, bunun bir saygı kelimesi değil, ‘İsrail Devleti’ anlamına geldiğini bilmektir. Ve nihayetinde, laik bir devlette yaşayıp, tüm gayr-i müslimler gibi yüksek mertebeden öteki olmak ikilemini içselleştirmektir. Ama gene de, Türkiye’de Yahudi olmak; 1930’ların Almanya’sında Yahudi olmaktan iyi, İngiltere'de Yahudi olmaktan kötü bir yerdedir.

http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=t%C3%BCrkiye'de%20yahudi%20olmak

Bence bir nimettir. Türkler Yahudilere hiçbir zaman başka ülkelerde gördükleri zulmü reva görmemişlerdir. Hiçbir yerde buradaki kadar rahat etmemişler. Bunlar her yerde söylendiği için atmasyon gibi duruyor. Oysa hayır. Yahudiler gerçekten rahat burada. Onlar Türklerin başka ülkelerde yaşadığı sıkıntıları da yaşamadılar hiç. Az evvel habertürk’de bir profesörümüz, Türkiye’den İsrail’e göç etmiş Yahudilerin burda daha güvende olduğunu, israil’in onlar için burdan daha tehlikeli olduğunu söyledi... Haklı da bence...

http://www.itusozluk.com/goster.php/t%FCrkiye+de+yahudi+olmak/sayfa/2

Bi Yahudi arkadaş var bizim, zacariah. Bi gün Geniş Aile'yi izliyoruz. Dedim ben buna "Hey Zac, Türkiye’de Yahudi olmak çok zor değil mi?" "Yok ya" dedi. "Para bende" dedi. "s……..de değil" dedi. "olm yapma, İkinci Dünya Savaşı’nda da böyle umursamaz oldunuz, yaktılar sizi" dedim. "S….. et" dedi yine. Böyle işte Türkiye’de Yahudi olmak.

http://www.meydansozluk.com/bak/turkiye+de+yahudi+olmak

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın