6. kuralı hatırla

İnanılmaz bir yolculuk bu! Bir hayat yolculuğu! Bazan şaşkın bir ördek yavrusu, bazan da tüm gücü elinde zanneden bir tiran!  Hepsi bir arada, ya da hiç biri.

Bir bebeğin enerjisi ile doluyor insan. Kucağına aldığı mini mini bir yavru. Sarıldığı bir köpeğin -mesela- yüreğinden yüreğine akıyor. Bu bahar ayında, ağaçların ve çiçeklerin yeniden dünyayı beslediği bir enerji ile fark ediyor, yaşamda neyin aslında önemli olduğunu. Yaşadığımız bir dolu deneyimde, acı veren ya da mutluluk, neyin önemli olduğunu fark ediyor. 

Nasıl da yanlış anladığını, nasıl da yanlış öğretilerle beslenip büyüdüğünü fark ediyor. Nice kurallarla nasıl da sınırlandığını fark ediyor. Kurallar bazan yasa olarak yazılmış, bazan ahlak adı altında sözlü, sıklıkla da içsel yargı olarak kazınmış kimliklerimize. Yasalar bir nevi adalet ve güven duygusu aşılamakta insana. Oysa bu adalet ve güven hissi bir kandırmaca. Kim biliyor ki yarın ne olacağını, kim biliyor ki, yasanın içindeki açıklardan kimler nasıl sızıp saldırıyorlar adalet dediğimize. Kim biliyor ki adalet sandığımız, bazan tam da öyle zannettiğimiz için adaletsizlik olmuyor? Ahlak diyoruz. Kime göre, neye göre? Ve hangi en içsel inançlarla beslenip büyümüşüz de, çıkıp gidemiyoruz kendimizden.

İşte bunları sorgulamaya başlayıp, cevaplarını kendi içinde buldukça insan, fark ediyor nasıl da inanılmaz bir yolculukta olduğunu. Büyüdükçe, bilgilerle donandıkça, nasıl kaybetmiş olduğunu kendisini. Ve nasıl, sorgulamalarla, kendi içinde yeniden bulduğunu kendisini. İşte tam da bu bahar ayında, bahar dallarının coşkuyla pembeye döndüğü, kirazların bembeyaz, önce gözümüzü, derken gönlümüzü doldurduğu ve güneşin, kış soğuğunun ardından, bedenimizi ısıttığı bu anlarda, yeniden doğuyor insan, doğa gibi, kendine. 

Öyle bir doğuş ki, bazan şırıl şırıl bir dere misali, bazan hoyrat, koparırcasına yüreğinden kendisiyle bütünleşmiş maskeyi; yok oluyor düne kadar yaşama ve yaşadıklarına kattığı tüm anlamlar.

Fark ediyor, yaşam dediğimizin başlı başına bir yolculuk olduğunu. Yolculukta durmak yok. Nefeslenmek yok. Her nefes anı bir deneyim, bir mucize, bir var oluş. Her nefes anı, bir taraftan sonsuza dek ölümsüzleşiyor varlıklarımızda, anı diyoruz biz o ölümsüzlüklere. Bir taraftan kayan bir yıldız gibi parıldayıp sönüyor her an. Yok oluyor sonsuza dek yaşamımızda. Var oldukça yok olan, yok oldukça var olan bir deneyim aslında yaşam. Ve önemli dediğimiz ne varsa, kimi zaman kişisel; kimi zaman -işte yaklaşmakta olan seçimler ve tartışa geldiğimiz olası sonuçları gibi- toplumsal, yitiriyor önemini. 

O noktada hatırlıyor insan,  Benjamin Zander’in Yaşam Sanatında Ustalaşmak isimli kitabında 6. kural olarak tanımladığı kuralı. 

6. kural ne mi?

“Kendini o kadar da ciddiye alma.”

 

Meraklısına not:  En zor deneyimlerde, 6. kuralı hatırlatabilirsen kendine; diyebilirsen, “canım kendim, kendini o kadar da ciddiye alma”, “o kadar da önemli değilsin”, o zaman hafifliyor bütün sorunlar, o zaman yepyeni bir pencereden bakabiliyor insan kendine ve o zaman bulabiliyor en zorun bile, içinde yatan çözümü. 

 

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın