Bu hafta ağımıza takılanlar

• 1492´den bu yana dile kolay 500 yılı aşkın süredir birlikte, omuz omuza yaşadığımız, Cumhuriyeti ve kurtulış mücadelemizi yan yana verdiğimiz Musevi yurttaşlarımızın TBMM´de temsilinin unutulmasından üzüntü ve kaygı duyuyorum. Şalom Gazetesi´nin değerli yazarı İvo Molinas´tan öğrendiğimize göre Türk Yahudileri Cumhuriyet tarihinin çeşitli dönemlerinde meclise altı Yahudi vekil gönderebilmişler. Samuel Abravaya, Avram Galante, Salamon Adato, Hanri Soryano, İsak Altabev ve son olarak da Cefi Kamhi. On altı senedir mecliste hiçbir Yahudi vekil görev almamış durumdaymış... ENGİN BALIM – www.mansethaber.com

Bu hafta ağımıza takılanlar
  • TÜRKİYE YA BUGÜNE KADARKİ BEKLENTİLERİNDE ISRARCI OLACAK VE BU İKİ ÜLKENİN BUNLARI KARŞILAMAMALARI HALİNDE MEVCUT DURUMU DEĞİŞTİRMEK İÇİN BİR ADIM ATMAYACAK, YA DA SON 5 YIL İÇİNDE ORTA DOĞU JEOPOLİTİĞİNDE MEYDANA GELEN DEVASA DEĞİŞİMLERİ GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURARAK, BU ÜLKELERE YAKLAŞIMINDA KONSOLİDASYONA GİDECEK

İsrail’in Mavi Marmara saldırısının üzerinden yaklaşık 5 yıl, Mısır’da Mursi’ye karşı yapılan darbenin üzerinden ise yaklaşık 21 ay geçti. Söz konusu olaylardan bu yana Türkiye’nin Mısır ve İsrail ile büyükelçilik düzeyinde diplomatik ilişkileri bulunmuyor. Ankara’nın Kahire ve Tel Aviv’le ilişkileri zaman zaman karşılıklı olarak yapılan açıklamalarla gerginleşebiliyor.

Her ne kadar farklı sebeplerle yıpranmış olsalar da, Türkiye’nin Mısır’la ve İsrail’le ilişkilerinde şayet normalleşme süreçleri yaşanacaksa, bunların birbirlerine paralel cereyan edeceği kanaatindeyim. Türkiye ya bugüne kadarki beklentilerinde ısrarcı olacak ve bu iki ülkenin bunları karşılamamaları halinde mevcut durumu değiştirmek için bir adım atmayacak, ya da son 5 yıl içinde Orta Doğu jeopolitiğinde meydana gelen devasa değişimleri göz önünde bulundurarak, bu ülkelere yaklaşımında konsolidasyona gidecek.

(…) Diğer yandan Türkiye’nin İsrail’le ilişkilerini normalleştirmek için 5 yıl önce ileri sürdüğü 3 ön şarttan ikisi halen mevcudiyetini sürdürmekte. Başbakan Netanyahu’nun Mavi Marmara saldırısı sebebiyle evvelce Türkiye’den özür dilediği hatırlanırsa, normalleşme için İsrail’in tazminat ödemesi ve Gazze ablukasını kaldırması şartlarının karşılanması yeterli olacak. Bir süredir kesintiye uğramış olsa da, tazminat konusundaki görüşmelerde iki ülkenin hatırı sayılır bir ilerleme kaydettiklerini biliyoruz. Gazze ablukasının kaldırılması konusunda ise hiçbir emare söz konusu değil. Aksine İsrail çeşitli bahanelerle Gazze’yi bombalamayı sürdürüyor.

Türkiye Gazze ablukası konusundaki ısrarından vazgeçerek, tazminat şartının da karşılanmasından sonra İsrail’le diplomatik ilişkilerini yeniden büyükelçi seviyesine çıkartırsa, Filistin halkının izolasyonunun aşılmasında daha etkili bir rol oynayabilir mi? Bu sorunun da, bölgedeki tüm faktörler dikkate alınarak Ankara tarafından gerçekçi biçimde cevaplanması icap ediyor.

Mısır ve İsrail’le ilgili değerlendirmeleri ne olursa olsun Ankara’nın, 7 Haziran’dan sonra tüm Orta Doğu politikasını gözden geçireceği yönünde bir beklentinin akademisyenler ve bölge uzmanları arasında giderek daha fazla rağbet gördüğünü söyleyebiliriz.

Çağrı Erhan

http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-cagri-erhan/585910.aspx

 

  • GEÇEN GÜN BİR ARKADAŞIM BENİ ARADI. “SİZDE ÖNCE ET Mİ SÜT MÜ YENİYOR? HANGİSİ YASAKTI ?” DİYE SORDU. BİR SEFARAD OLARAK CEVAP VERDİM “ÖNCE SÜT, SONRA ET GELİR, İKİSİ AYNI ANDA YENMEZ. ETTEN SONRA DA SÜT OLMAZ.”

Geçen gün bir arkadaşım beni aradı. “Sizde önce et mi süt mü yeniyor? Hangisi yasaktı ?” diye sordu. Bir Sefarad olarak cevap verdim “Önce süt, sonra et gelir, ikisi aynı anda yenmez. Etten sonra da süt olmaz.”

Zor tabi. Uygulama çok zor. Helal yemek kurallarına uyan bir Müslüman, Yahudi kaşerut (bir nevi helal) kurallarını bilir. Domuz yememek gibi bazı kurallarımız Müslümanlarla benzer. Detayları bilmeyen için Yahudilerin yemek kuralları zordur yine de. Etle süt aynı anda yenmez, pulları ve yüzgeçleri olan balıklar yenir, Kabuklu deniz hayvanları yenmez, geviş getiren hayvanlar yenir, sakatat yenilmez ve et özel olarak tuzlanıp öyle yenir gibi. Telefonda hevesle kaşerut kurallarını öğrenmeye çalışan Nuruosmaniye’deki Nar lokantasından Banu Özden’di. Osmanlı mutfağının kayıt alınma çalışmalarından biri olarak Sefarad yemeklerini de sunmaya karar verdiklerini belirtti. Mutfak Kültürü Araştırmacısı Nedim Atilla'nın da sunumuyla mutfakla tarihin iç içe olduğu bir program hazırlamışlar. Bunu da yaparken Sefarad yemeğinin ana kuralı olan etle sütü karıştırmamaya özen göstermişler.

Kendisinden daveti alınca, rahmetli büyük annemin yemeklerini yiyeceğim için uçarak gittim tabi ki. Bir yemek, bir tat elli bin anıyı canlandırır. Ben de yemeklerle çocukluğumu hatırlamak, eskiyi yad etmek istedim. İşte bu sebeple, Türk Kültür Vakfının Osmanlı mutfağının kayıt altına alınması etkinliğine böylelikle Sefarad kontenjanından katılmış oldum.

Riva Hayim

http://www.posta.com.tr/yasam/HaberDetay/Osmanli-Sefarad-Yemekleri.htm?ArticleID=279247

 

  • 2. DÜNYA SAVAŞI’NDAN SONRA AVRUPA’DA BU ANLAMDA YENİ BİR KÜLTÜR DOĞDU. BU KÜLTÜRÜN OLUŞMASINA KATILAN HOLOKOST HAKKINDAKİ BİNLERCE KİTABIN TÜRKİYE’DE NE KADAR YANKISI OLDU? BUNLARDAN TERCÜME EDİLENLER YÜZDE BİRİ BİLE BULMAZ. EĞİTİM PROGRAMLARINDA HATIRI SAYILIR BİR YER TUTUYOR SOYKIRIMLAR VE HOLOKOST HAKKINDA BİLGİ VERMEK

Herhalde önce “hafıza politikası”  derken neyi kastettiğimi açıklamam gerek.

Burada özel hafızalardan, yani kişisel, ailesel ya da cemaatsel belleklerden, kollektif/toplumsal hafızaya, sonra da kamusal hafızaya geçiş sürecini kastediyorum. Bu kavram aynı zamanda kamu görevlilerinin belli zamana kadar reddettiği sorumlulukları baskılar sonucunda nihayet yüklenip pişmanlık sembolleri, anma günleri ve hafıza mekanları oluşturmasına, mağdurların hatırasına abide inşa etmeye, zulümleri hatırlatan plaket vs’yi kent mekanına yerleştirmesine varan süreci de kapsar.

Hafıza politikaları kavramının ilginç yanı şu ki çeşitli toplumların “acılı hafızalarıyla” yüzleşmesinde hangi aktörlerin, ne tür eylemler ve etkinliklerle rol oynadığını incelemeye yaraması. Yüzleşme deneyimlerini karşılaştırma imkanı yaratan bir kavram “hafıza politikaları”.

Yüzleşme Serüveni konferanslar serisinin diğer amacı şu saptamaya bağlı:

Türkiye’nin aday olduğu Avrupa kurumları ve hassasiyeti, 2. Dünya Savaşı sonrasında savaş ve Yahudi Soykırımı hafızalarının doğurduğu “bir daha asla”yı temel alan bir şekilde ve “barış”ı, her şeyden üstün tutarak yeniden yapılandı. Hem kurumları, hem toplumsal bilinci ve bilinçaltını kapsayan bir yapılanmadan söz ediyorum. Savaşı “nötr” ülke olarak geçiren Türkiye, kurumları ve entelektüelleriyle, düşünce ve sanat dünyasıyla bu yeniden şekillenmenin dışında kaldı. Avrupa’nın, boyutlarını savaş sonrasında keşfettiği dehşetine, kendinden ve medeniyetinden şüphe etmesine, “bunlar bir daha olmasın” diye kendine karşı önlem aldıran hassasiyetine yabancı olarak yoluna devam etti. Oysa bu hassasiyettir Avrupa’ya ille de barış ve demokrasi dedirten. Bu hassasiyettir totaliter eğilimleri ta uzaktan görüp geçit vermemeye çalışan.

2. Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’da bu anlamda yeni bir kültür doğdu. Bu kültürün oluşmasına katılan Holokost hakkındaki binlerce kitabın Türkiye’de ne kadar yankısı oldu? Bunlardan tercüme edilenler yüzde biri bile bulmaz. Eğitim programlarında hatırı sayılır bir yer tutuyor soykırımlar ve Holokost hakkında bilgi vermek.

Benim açımdan en önemli olan şu: Totaliterliği, bu eğilim henüz oluşurken haberdar eden işaretleri uzaktan tanımayı, önlem almayı, geçit vermeme prensibinden şaşmayan deneyimleri ve bilgiyi Türkiye entelijensiyasi da paylaşamadı. Bu “dışardanlığın” Türkiye demokrasisi için hiç de iyi olmadığını düşündüğüm gibi kendi çevremden dostlarımın da bu dışardanlığı beni yaraladı. Herhalde bunda öznel sebeplerin de rolü mevcuttur. Bu da bu konferansları planlamak için beni hareket geçiren ikinci ve bir derece kişisel “motivasyon”.

Nora Şeni

http://bianet.org/bianet/insan-haklari/163984-hafiza-politikalarinin-disinda-kalan-turkiye-ve-gecmisle-yuzlesmek

 

  • NÜFUSUNUN EN AZ YÜZDE 10-15’İ GAYR-I MÜSLİMLERDEN MÜTEŞEKKİL BU ŞEHRİN, ONLARIN ANCAK “MOSTRALIK”(!) VE SEMBOLİK ADDEDİLDİĞİ BİR KENTE DÖNÜŞÜMÜNÜ YAŞADIM

Velev ki biri iktidar, diğeri muhalefet olan bu iki siyasi kurum yukarıdaki semtlerde yaşayan gayr-ı Müslim ekalliyetin belirli bir potansiyele sahip olduğunu bildiği ve seçim öncesi de onları cezbetmek istediği için Hıristiyanların ve Yahudilerin yortusunu kutlasın…

Ne değişir?

NE değişir, çünkü ben aynı yerlere asılan “Vatandaş Türkçe Konuş” pankartlarıyla aynı ekalliyete gözdağı verildiğini ve şamar indirildiğini yaşamış bir kuşağa mensubum.

6- 7 Eylül 1955’te yağmalanmış Rum dükkânlarının malları üzerinden yürüdüm.

Baskıya ve ayırımcılığa dayanamayan Ermeni, Yahudi, Levanten arkadaşlarımın önce teker teker, sonra palas pandıras diasporaya kaçmak zorunda kaldığına bizzat şahit oldum.

Nüfusunun en az yüzde on- on beşi gayr-ı Müslimlerden müteşekkil bu şehrin, onların ancak “mostralık” (!) ve sembolik addedildiği bir kente dönüşümünü yaşadım.

Zaten bundan ötürüdür ki, aslında İstanbul için sonsuz normal, sıradan ve lalettayin bir durum olan azınlıklarla harmanlanmış semt hayatını artık lüks ve şans addediyorum.

Hadi Uluengin

http://www.taraf.com.tr/yazarlar/azinliklar-ve-baharlar/

 

  • 1492'DEN BU YANA DİLE KOLAY 500 YILI AŞKIN SÜREDİR BİRLİKTE, OMUZ OMUZA YAŞADIĞIMIZ, CUMHURİYETİ VE KURTULIŞ MÜCADELEMİZİ YAN YANA VERDİĞİMİZ MUSEVİ YURTTAŞLARIMIZIN TBMM'DE TEMSİLİNİN UNUTULMASINDAN ÜZÜNTÜ VE KAYGI DUYUYORUM

Bana göre sayın Cumhurbaşkınımızın uzun süredir İsrail ile Filistin nedeniyle sürtüşmesi ve Yahudilere yönelik sarf ettiği ağır ifadeler, yurtdışında yıllardır Diaspora'ya karşı Türkiye lehine lobicilik faaliyetleri yürüten Yahudilerin desteğini önemli ölçüde kırdı. 1915 olaylarının 100. yıl dönümünde de ülke olarak aldığımız yara gayet net ortadadır. Millet olarak çok sevdiğimiz Filistin'in bizden yana olmayan tavrını da göz önüne aldığımızda, dış politikamızı artık yeniden konumlandırma ihtiyacımız ortadadır...

1492'den bu yana dile kolay 500 yılı aşkın süredir birlikte, omuz omuza yaşadığımız, Cumhuriyeti ve kurtulUş mücadelemizi yan yana verdiğimiz Musevi yurttaşlarımızın TBMM'de temsilinin unutulmasından üzüntü ve kaygı duyuyorum.

Şalom Gazetesi'nin değerli yazarı İvo Molinas'tan öğrendiğimize göre Türk Yahudileri Cumhuriyet tarihinin çeşitli dönemlerinde meclise altı Yahudi vekil gönderebilmişler. Samuel Abravaya, Avram Galante, Salamon Adato, Hanri Soryano, İsak Altabev ve son olarak da Cefi Kamhi. On altı senedir mecliste hiçbir Yahudi vekil görev almamış durumdaymış...

Engin Balım

http://www.mansethaber.com/yazarlar/engin-balim/yahudilerin-basi-kel-mi/269/

 

  • İSRAİL’İN ERMENİ SOYKIRIMINI TANIMA VEYA TANIMAMA POLİTİKASININ ASIL SEBEBİ DE İŞTE BURADA YATIYOR. SEBEP TÜRKİYE DEĞİL, İRAN

İsrail Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nden Gallia Lindenstrauss, İsrail’le bugün en yakın ilişkilere sahip Müslüman ülkenin Azerbaycan olduğuna dikkat çekiyor. İki ülkenin ticaret hacmi 5 milyar doların üzerinde. İthal ettiği petrolün yüzde 40’ını Azerbaycan’dan alan İsrail, Azerbaycan’a daha çok silah ve gelişkin savunma sistemleri satıyor. İsrail’in İran’ı vuracağı söylentisinin doruğa çıktığı 2012 yılında Foreign Policy dergisi, bir ABD yetkilisinin biraz da mübalağalı şu sözlerine yer verdi: “İsrail kendine bir hava üssü satın aldı (…) ve bu hava üssünün adı Azerbaycan.”

İsrail Savunma Bakanı Moşe Ya’alon, Azerbaycan’a ilk resmi ziyaretini yaklaşık altı ay önce yaptı. Dışişleri Bakanı Avigdor Liberman ise başkent Bakü’ye birkaç defa gitti. Azeri yetkililer her iki bakana Azerbaycan’ın da tıpkı İsrail hükümeti gibi İran’ın nükleer kapasitesini varoluşsal bir tehdit olarak gördüğünü söyledi.

Azerbaycan’ın İran’la 611 kilometrelik bir sınırı var. Bu uzunluk Türk-İran sınırının 499 kilometrelik uzunluğundan bile fazla. Ermenistan’ın İran’la sınırı ise sadece 35 kilometre. Söz konusu ülkelerle ilişkilerin önemi bu sınır uzunluklarına göre ölçülecek olsa en önemsiz ülke Ermenistan. Ayrıca Ermenistan, genel olarak Başbakan Benjamin Netanyahu’nun Hitler Almanyası’na benzettiği İran’ın müttefiki olarak görülüyor.

İsrail Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün resmi açıklamasına geri dönersek bu açıklamada “yeni insani trajedilerin önlenmesi” yönünde uluslararası topluma yapılan çağrı, sadece İslam Devleti’nin Yezidiler, Hristiyanlar, Aleviler gibi kendisinden olmayanlara karşı her gün işlediği toplu katliamları kastetmese gerek. Bu çağrı her şeyden önce Netanyahu’nun 16 Nisan’da Yad Vaşem’de Holokost kurbanlarını anma töreninde kullandığı deyimle “Yahudi devletini açıkça ortadan kaldırmak isteyen” İran’ı kastediyor. İsrail’in Ermeni soykırımını tanıma veya tanımama politikasının asıl sebebi de işte burada yatıyor. Sebep Türkiye değil, İran.

Arad Nir

http://www.al-monitor.com/pulse/tr/originals/2015/04/israel-armenian-genocide-ajerbaijan-world-war-i-delegation.html#ixzz3YZtNKCsl

 

  • BATI YARIM KÜREDE EN HIZLI DOĞUM ORANINA SAHİP ÜLKE OLAN İSRAİL, EN FAZLA BİLGİSAYARA SAHİP DÜNYANIN BİRİNCİ ÜLKESİ, KİŞİ BAŞINA DÜŞEN YENİ KİTAP SAYISINDA DÜNYANIN İKİNCİ ÜLKESİ, İLERİ AKADEMİK ÜNVANLARDA DÜNYANIN ÜÇÜNCÜ ÜLKESİ, BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK BAŞARILARIYLA TANINIYOR VE ORTADOĞU'DAKİ EN GELİŞMİŞ EKONOMİYE SAHİP

- Birçok İsraillinin Türkiye ile akrabalık bağı mevcut. Sizin de var mı?

Sefarad bir aileden geliyorum. Baba tarafımdan ailemiz 100 yıl kadar önce Gaziantep'ten eşek üstünde İsrail'e göç etmiş.

- Biraz Yahudi diasporası bahsetmek istiyorum. Dünyada en çok Yahudi hangi ülkelerde yaşıyor? Son dönemde Türkiye'ye bakışları değişti mi?

Amerika'da 5 milyon, Fransa'da 600 bin Yahudi var. Bu iki ülke en yoğun Yahudi nüfus barındıran yerler arasında. Yahudi lobilerinin politik duruşları ve tercihleri hakkında topyekün bir fikir yürütmek mümkün değil. Hepsinin farklı bir pozisyonu ve ajandası var. Ancak bu örgütlerin ve kurumların geneli Türkiye'nin bölgesinde demokratik ve önemli bir ülke olarak pozitif bir rol oynamasını isterler. İsrail- Türkiye ilişkilerinin güçlü olmasından da memnuniyet duyarlar.

(…)

- Nisan ayının İsrail için özel bir önemi mi var?

Çok doğru. 22 Nisan'da İsrail savaşta ve terör saldırısında ölen kayıplarını anıyor. Yahudi halkının varlığı, tarihin en başından beri savaşlar, zayiat ve evlatlarımızın anma törenleri içinde süregelmiştir. En coşkulu anlarımızda bile merhumlarımızın hatırası ile derin kedere boğuluyoruz. 23 Nisan'da ise özgürlüğümüzün 67. yılını kutluyoruz. İsrail dünya üzerinde savaşlarda galip gelen ama yine de barış isteyen tek ülkedir. Batı yarım kürede en hızlı doğum oranına sahip ülke olan İsrail, en fazla bilgisayara sahip dünyanın birinci ülkesi, kişi başına düşen yeni kitap sayısında dünyanın ikinci ülkesi, ileri akademik ünvanlarda dünyanın üçüncü ülkesi, bilimsel ve teknolojik başarılarıyla tanınıyor ve Ortadoğu'daki en gelişmiş ekonomiye sahip.

Shai Cohen (Hakan Çelik Röportajı)

http://www.cnnturk.com/yazarlar/guncel/hakan-celik/tel-avivin-ermeni-soykirimi-iddiasiyla-ilgili-karari

 

Netten okumalar

  • BABALAR VE OĞULLAR HAKKINDA – OHAD KAYNAR

http://israilblogu.com/2015/04/23/babalar-ve-ogullar-hakkinda/

 

  • ANNE VE BABASININ DÜĞÜN FOTOĞRAFINI SİNAGOGDA BULDU

http://www.radikal.com.tr/edirne_haber/anne_ve_babasinin_dugun_fotografini_sinagogda_buldu-1343980

 

  • YAHUDİLER İLE TÜRKLERİN DOSTLUK VE AKRABALIĞI

http://blog.radikal.com.tr/dunya/yahudiler-ve-turklerin-dostluk-ve-akrabaligi-98206

 

  • ONLARIN BABALARI HİTLER'İN ADAMLARI – ELİF KEY

http://www.haberturk.com/dunya/haber/1070188-onlarin-babalari-hitlerin-adamlari

 

  • KUDÜS’E UMRE MÜJDESİNE UMULMADIK TEPKİ – FEHİM TAŞTEKİN

http://www.al-monitor.com/pulse/tr/contents/articles/originals/2015/04/startling-reaction-to-turks-on-umrah-pilgrimage-to-jerusalem.html

 

  • GERÇEK BAĞIMSIZLIĞA HENÜZ KAVUŞMADIK - YAAKOV AMİDROR (TERCÜME: SELİM AMADO)

http://www.hasturktv.com/israili_taniyalim/6949.htm

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın