Nolan’ın en duygusal filmi

Bilim-kurgu, fantastik ve gerilim türlerini birleştiren ‘yıldızlararası’nın başrolünde kuantum fiziği var

Nolan’ın en duygusal filmi

Kariyerinin bu en iddialı ve narsistik filminde Christopher Nolan, dünyadan umudunu kesen insanlığın uzay boşluğunda yeni yerleşim yerleri aramasını anlatıyor. Filmi izlerken kendini fizik dersinde hissetmekten şikâyet edenler, ‘Yıldızlararası’nın görkemli görselliği ile avunma fırsatını buluyorlar. Bu teknolojik ve görsel zenginliği, Oscarlı besteci Hans Zimmer’in müthiş müzik partisyonu tamamlıyor. Aile ilişkileri ve aile bağları temalarını film içimizi ısıtan bir duygusallıkla anlatıyor. Filmin kullandığı argümanların çoğu klişe, bu çok uzun filmin son bölümünde tempo düşüyor. Oyuncu kadrosunun başarısına rağmen, ‘Yıldızlararası’ ‘Başlangıç’ın seviyesinde değil.

Bilim-kurgu türündeki ustalığını ‘Başlangıç/Inception’ (2010) ile kanıtlayan İngiliz yönetmen Christopher Nolan, ‘Yıldızlararası/Interstellar’da bilim-kurguya fantastik gerilim türlerini ekliyor.

Kariyerinin bu en gösterişli ve en duygusal filminde, dünyadan umudunu kesen insanlığın uzayın boşluğunda yeni yerler aramasını anlatıyor.

Kardeşi Jonathan ile müştereken yazdıkları iddialı senaryo, insanoğlunun merak duygusuna hitap eden zengin ayrıntılar ve çarpıcı öğelerle dolu.

Filmi izlerken her ne kadar kendimizi fizik dersinde hissediyorsak da bu iyi işlenmiş senaryo, fizikçi Kip Thorne’un uzmanlığından yararlanarak, bilimsel verilere uygun olarak yazılmış.

Kuantum fiziğinin modern bilim tezleri ve Einstein’ın ‘İzafiyet Teorisi’ne sırtını dayayan bu senaryo, metafizik, zaman mevhumu ve insanlığın geleceği gibi temaları da işlemek iddiasını taşıyor. Filmin bu yönüyle narsistik bir bilim-kurgu olduğunu söylemek mümkün.

İnsanlığın kaderini değiştirmek üzere uzayın derinliklerinde arayışa çıkan dört astronotun uzayda geçirdikleri her bir saatin dünyamızdaki yedi yıla bedel olduğunu öğreniyoruz.

Satürn gezegeni yakınlarındaki bir ‘Solucan Deliği’nden geçen kahramanlarımız başka bir galaksiye gidiyor. ‘Solucan Deliği’ modern fizikte kabul gören bir teori.

Zorlu fizik teorileri üzerindeki bu fikir jimnastiği, bu uzun filmde(2 saat 50 dakika) izleyiciyi yoruyor, ama Christopher Nolan filmin görkemli görselliği ile kendini affettiriyor.

IMAX sisteminin yarattığı teknolojik ve görsel zenginlik, görüntü yönetmeni Hoyte Van Hoytema’nın nefes kesici fotoğrafları ve nefis kadrajları izleyiciyi etkiliyor.

Christopher Nolan ile evvelce ‘Başlangıç’.’Kara Şövalye’ ve ‘Batman Başlıyor’ filmlerinde çalışan Oscarlı Alman besteci Hans Zimmer’in müzik partisyonu filme çok şey katıyor.

Nolan Kardeşler 2-3 filme yetecek malzemesi olan senaryolarında aile ilişkileri ve aile bağlarını da inceleme konusu ediyorlar. Kızının muhalefetine rağmen NASA’nın teklifi ile uzay yolculuğuna çıkan eski pilot Cooper ile dünyada kalan kızı Murph arasındaki sevgi ilişkisini film duygusal bir tonda işliyor.

Nolan’ın kariyerindeki en duygusal film diyebileceğimiz ‘Yıldızlararası’ evlatlarla anne-babanın sürekli çekişmesinin ardında sevgi bağlarının yattığını yineliyor.

Filmin Künyesi: 

Yön: Christopher Nolan

Sen: C.Nolan-Jonathan Nolan

Müz: Hans Zimmer

Gör: Hoyte Van Hoytema

Oyuncu: Matthew Mc Conaughey-Anne Hathaway-Jessica Chastain-Matt Damon-Michael Caine-John Lithgow-Ellen Burstyn-Casey Affleck-William Devane


SEVGİ VE FEDAKÂRLIK DOLU BİR BABA-KIZ ÖYKÜSÜ

Geleceğin dünyasını kurmak için uzayın boşluğunda uzun bir yolculuğa çıkan deneyimli bir pilotun yeryüzünde bıraktığı dargın kızıyla olan bağlarını hep sıcak tutması içimizi ısıtan bir duygusallıkla anlatılıyor.

Kalbe dokunan bu sevgi ve fedakârlık dolu baba-kız öyküsü, kuantum fiziğinden anlamayan, ama duygusal filmlerden tat alan benim gibi izleyicilere ilaç gibi geliyor.

Christopher Nolan’ın parlak kariyerinde ‘Akıl Defteri/Memento’, Başlangıç/Inception,’Takip/ Following’, ‘Uykusuz/Insomnia’, ‘Prestij/The Prestige’, ‘Batman’ üçlemesi gibi başarılar var.

Bilim-kurgu türünde mükemmeli yakalamak iddiasıyla yola çıkan ‘Yıldızlararası’nın Nolan’ın en iyi filmlerinden biri olduğunu söylemek güç. Sinemada kilometre taşı değerindeki, yenilikçi ‘Başlangıç’ ile ‘Akıl Defteri’ başyapıtları çok daha olgun ve başarılı filmlerdi.

‘Yıldızlararası’nın kullandığı argümanların çoğu klişe; hem bu çok uzun filmin son bölümünde tempo düşüyor.

Yine de film, Stanley Kubrick’in ‘2001: Uzay Macerası’, Andrei Tarkovski’nin ‘Solaris’, Alfonso Cuaron’un ‘Yerçekimi/Gravity’, Robert Zemeckis’in ‘Mission to Mars’, Paul Anderson’un ‘Ufuk Faciası/Event Horizon’ gibi bilim-kurgu klasikleri zincirine son bir halka olarak eklenecek.

Filmin konusuna gelince: Yakın bir gelecekte Amerikan kırsalında, bir çiftlik evinde açılan filmde, teknik becerisi yüksek bir eski pilot olan Cooper’ın(Matthew Mc Conaughey) iki çocuğu ve yaşlı babasıyla (John Lithgow) yaşadığını ve geniş mısır tarlalarında çiftçilik yaparak geçindiğini görüyoruz.

Babasını taparcasına seven 10 yaşındaki Murph(Mac Kenzie Fox) şaşırtıcı bir zekâya sahiptir. Dünyanın sunacağı nimetler tükenirken bilim adamları uzayda yeni yerleşim yerleri bulmanın peşindedir. Zira insanlar toz bulutları ve kuruyan ürünlerle gelen açlık tehdidi altındadır.

Mısır tarlalarında çalışan baba-kızın yolu uzay araştırmaları yapan NASA yetkilileriyle kesişiyor. Araştırmanın başındaki Profesör Brand(Michael Caine) Cooper’a bir uzay mekiğiyle dünyadan uzaklaşmasını teklif eder.

 

DOKUNAKLI BİR AİLE DRAMASI

Kızının muhalefetine rağmen teklifi kabul eden Cooper, içlerinde Brand’ın fizikçi kızı Amelia’nın(Anne Hathaway) da bulunduğu üç kişilik bir ekiple yola çıkar.

Dörtlü önce uzay istasyonu Endurance’a ulaşıyor, sonra adını Rabelais’nin dev görünümündeki şişman kahramanı Gargantua’dan alan kara delikli dev bir uçurumdan geçiyor.

Bir önceki araştırma projesinin pilotu Dr. Mann(Matt Damon) ile yolları kesişen grubun iki elemanı önlerine çıkan engellerde hayatını kaybeder.

Amelia iyice yaşlanan babasıyla, Cooper da büyüyen kızı Murph (Jessica Chastain) ile sürekli temas halindedir. Uzay mekiği ile yeryüzü arasındaki görüntülü temaslar filmi bir aile dramasına dönüştürür.

Baba-kızı oynayan Matthew Mc Conaughey-Jessica Chastain canlandırdıkları karakterleri mükemmel yorumlarıyla inandırıcı kılıyorlar. Bu yıl ‘Dallas Buyer’s Club’daki kompozisyonuyla En İyi Erkek Oyuncu Oscar’ına uzanan Mc Conaughey, Altın Küre ve Emmy ödüllerini hak ettiğini gösteriyor. ‘Miss Julie’ ve ‘Aşkın Halleri’ndeki başarılarından sonra Jessica Chastain, Hollywood’un yükselen değeri olduğunu kanıtlıyor.

Anne Hatheway son derece yumuşak başlı, uysal bir uzay yolcusu olmuş. Kısa rolünde Matt Damon, eski tüfeklerden Michael Caine oyuncu kadrosunun başarısını tamamlıyorlar.

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın