İstanbul´u mekan edinen batılılar-2

18. ve 19. yüzyılda batılı pek çok âlim, sanatkâr ve askere ev sahipliği yapmış bir şehir İstanbul. Bazıları şehre âşık olmuş, defalarca gelerek farklı semtlerde uzun süreli ikamet etmiş, yazdıkları romanlara, şiirlere, çizdikleri tablolara bu şehri taşımışlar. Geçtiğimiz hafta birinci bölümünü verdiğimiz yazının bu haftaki son bölümünde şair Adam Mickiewicz, yazar Claude Farrer ve devrimci Troçki’den söz edeceğim

MAZLUM ULUSLARIN ŞAİRİ: ADAM MİCKİEWİCZ

Bazı şairler vardır ki yaşadıkları devirlerde maruz kaldıkları zorbalık, şiirlerine güç olarak yansır. Polonya’nın milli şairi olarak kabul edilen Mickiewicz de böylesi bir dönemde şiirlerini kaleme almıştır. Mickiewicz, 1798 yılında Napolyon savaşlarının süregeldiği bir devirde doğmuştu. Doğduğunda mensubu olduğu Polonya ulusu özgürlüğün ne olduğunu neredeyse unutmuştu. Bu nedenle Polonyalılar, Napolyon’un 1812’de topraklarından geçişini büyük bir coşkuyla karşıladılar. Ancak ertesi yıl Napolyon önce Leipzig’de iki yıl sonra da Waterloo’da yenilince İngiltere, Prusya, Avusturya ve Rusya’dan oluşan koalisyon güçleri Polonya’nın kaderini Viyana Kongresi’nde belirlediler. Galip devletlerinin üçünün ortasında yer alan Polonya’nın akıbeti daha baştan belliydi. Rusya, Avusturya ve Prusya Polonya’yı kendi aralarında paylaştılar. Bu felaketler devri Mickiewicz’in düşünce yapısının oluşumunda önemli rol oynadı.

Mickiewicz’in çağdaşları Almanya’da Goethe ve Schiller, İngiltere’de Lord Byron, Fransa’da Victor Hugo gibi güçlü edipler idi. Bunlar, dönemin ihtilallerle geçen siyasi çalkantılarında romantik ve milliyetçi eserleri ile önemli katkılarda bulunan isimlerdi. Mickiewicz de bu ediplerden bir kısmı ile doğrudan görüşmüş ve fikirlerinden etkilenmişti. 1817’de daha öğrencilik yıllarında, Polonya bağımsızlık hareketi için bazı örgütlere üye olmuş, 1824’de de Çarlık hükümeti tarafından tutuklanarak Rusya’ya sürgün edilmişti. Genç Polonyalı Saint Petersburg, Moskova ve Odessa gibi Rusya’nın kültürel merkezlerinde geçen bu devreyi en iyi şekilde değerlendirmiş, Puşkin başta olmak üzere dönemin pek çok aydınıyla temas kurmuştur. Sonrasında Rusya’daki dostlarının da yardımıyla 1829’da Çekoslovakya ve Almanya üzerinden İtalya’ya geçti. Almanya’da Weimar kentinde ünlü şair Goethe ile tanışma şansı buldu. Tüm Avrupa’yı kasıp kavuran 1830 ihtilallerini Mickiewicz, İtalya’da karşıladı. En kanlı çatışmalar bilhassa Polonya’da gerçekleşti ve isyancıları Rus ordusuna karşı en çok motive eden güç onun şiirleriydi. Ancak isyan Rusya tarafından şiddetle bastırıldı. Liberalizm ve işçi hareketlerinin etkisiyle patlak veren 1848 ihtilallerinde de Mickiewicz aktif rol aldı. O sıralarda İtalya’da bulunduğu için Avusturya’ya karşı mücadele eden Garibaldi’nin ordusunu destekledi. Yine burada kaleme aldığı yazılarda despotizm altında inleyen Polonyalı, Alman, Macar ve İtalyanlara birleşme çağrısı yaptı. İhtilaller Almanya ve İtalya’da görece sonuç elde ederken Doğu Avrupa halklarının kaderinde köklü bir değişime yol açmadı.

1853’de Osmanlı ile Rusya arasında çıkan savaş, bir süre sonra İngiltere ve Fransa’nın Osmanlı ile ittifak kurarak Kırım’a saldırması, Mickiewicz’e yeni bir umut ışığı sundu. Eylül 1855’de büyük despotun sonunu daha yakından görmek ve mücadelede daha aktif rol almak için İstanbul’a geldi. Bilindiği üzere Kırım Savaşı’nda 1848 ihtilalleri çerçevesinde ayaklanan ancak özgürlüklerini elde edemeyen Macar ve Polonyalılar da müttefik ordular safında yer almışlardı. Mickiewicz’in yapmak istediklerinden biri de mücadeleye katılan vatandaşlarına dizeleri ile destek vermekti. Kendisinin İstanbul’da Sen Lazar Manastırı ile Lüksemburg otelinde bir müddet kaldıktan sonra bugün Kasımpaşa semti sınırları içinde kalan ve 1955’de yani şairin 100. ölüm yıldönümünde müzeye dönüştürülen üç katlı bir evde kaldığı biliniyor.  Burada geçen bir kaç ayın sonunda muhtemelen savaş nedeniyle İstanbul’a yaralı müttefik askerler tarafından taşınan koleraya yakalanarak ansızın öldü. Hayata gözlerini yumduğu üç katlı evin bodrumunda temsili bir mezarı bulunmaktadır.   

İSTANBUL SEVGİSİ İÇİN ORDUDAN ATILAN YAZAR: CLAUDE FARRER

Claude Farrer, isimleri İstanbul’la özdeşleşerek şehrin caddelerine nam olmuş iki Fransız yazarlardan biridir. Diğeri olan Pierre Loti içinse, elinizdeki çalışmada ayrı bir yazı yer aldığından bu makaleye dâhil edilmemiştir. Farrer de tıpkı Loti gibi denizcidir. İstanbul’u defalarca ziyaret etmiş ve her ziyaretinde başka mekânlarda ikamet ederek şehri tanıma yoluna gitmiştir. İstanbul’a karşı o denli yoğun duygular beslemiştir ki I. Dünya Savaşı yıllarında kendisi gibi bahriye subayı olan Pierre Loti ile beraber savaş halinde oldukları Osmanlı Devletini savunan, Fransa’nın Osmanlı karşısında yer almasını büyük bir tarihi hata olarak niteleyen yazılar kaleme aldığı için 1919’da subaylık mesleğinden erken emekliliğe sevk edilmiştir. Bu aslında Farrer’e edebiyatla daha yakından ilgilenme ve daha çok gezme imkânı vermiştir. Yeri gelmişken hemen belirtelim ki Farrer’in emekli olmadan önce görev yaptığı gemilerden bir tanesi de Çanakkale savaşları sırasında sulara gömülerek batan meşhur Fransız zırhlısı Bouvet’dir.

Farrer’in İstanbul’a ilk gelişi 1902, son gelişiyse 1950’ydi. 1903’de ise Pierre Loti’nin idaresinde olan La Vautour gemisi ile İstanbul’a gelmişti. Farrer, bilhassa I. Dünya savaşında Osmanlı Devleti lehine kaleme adlığı yazılardan ve bunun karşılığında ödediği bedelden dolayı Türk halkının yoğun sevgisine mazhar olmuştu. Nitekim Fransız hükümeti Milli Mücadele yıllarında onun bu popülaritesinden istifade etmeye çalışmış ve kendisi İstanbul’a davet olunmuştu. Sakarya Savaşı’nın kazanıldığı günlerde İstanbul’a gelen yazar, buradan Adapazarı’na geçerek Mustafa Kemal Paşa ile görüşmüş, onun niyetlerini öğrenmeye çalışmıştı. Esasen bilindiği üzere Fransa, bilhassa Ortadoğu’daki nüfuz alanlarının paylaşımı meselesinden dolayı İngiltere ile ters düşmüş ve kamuoyunda da zaten I. Dünya savaşında toprakları Almanlar tarafından harabe haline getirilen Fransa’nın ana kara dışında macera aramaması konusunda bir dizi propaganda faaliyetinin sürmesi nedeniyle Anadolu’yu terke hazır bir hale gelmiştir. İlginçtir ki İstanbul ve Türk aşığı olarak bilinen Farrer’in M. Kemal ve kafasındaki tasarılar hakkındaki düşünceleri pek müspet değildir. Farrer modernize olmaya başlayan Türkiye’ni Şark’a mahsus gizemini yitireceğinden endişe eder. Buna rağmen kendisinin çeşitli defalar Ankara ve İstanbul’a gelmeye devam ettiği biliniyor. Yazar bu gezilerdeki gözlemlerini yazılarına ve romanlarına da taşımıştır. Bugün Divanyolu’nda bir cadde, 1935’de Fransız akademisine de seçilmiş olan İstanbul sevdalısı bu yazarın adını taşır.       

SOVYET DEVRİMİ SÜRGÜNÜ BİR BÜYÜKADALI: TROÇKİ

1917’de gerçekleşen Rus devrimi tüm dünyada büyük bir heyecana yol açmıştı. İşin ilginci bu devrim Marx’ın öngördüğü gibi işçi sınıfının en kuvvetli olduğu İngiltere, Fransa ya da Almanya gibi bir sanayi ülkesinde değil de Rusya gibi despotik bir tarım ülkesinde gerçekleşmişti. Devrim sonrasında sosyalistlerin Bolşevik kanadı, daha ılımlı olan Menşevik kanadını tasfiye etmeye kalkmış bu da Rusya’yı bir iç savaşın içine sürüklemişti. İç savaş döneminde bilhassa iki isimin, Bolşevik hareketin lideri Lenin ile Kızıl Ordu’nun kurucusu ve Lenin’in halefi olarak gösterilen Troçki ön plana çıkmışlardı. Lenin’in ardı ardına geçirdiği felçler sonrasında ise iktidar beklenildiği gibi Troçki’nin değil, komünist parti içerisinde ciddi bir yandaş desteği toplamayı başaran Stalin’in eline geçecekti. Troçki’nin Lenin’in bazı eylemlerini tasvip etmemesi ve Stalin’le de bazı konularda çatışması ona sürgün yolunu açacaktı. 1879’da orta halli bir Yahudi ailenin çocuğu olarak Ukrayna’da doğan ve devrimciler safına katılan Troçki, ilk sürgününü bu nedenle 1898’de Çarlık rejimince Sibirya’ya sürülerek yaşamıştı. 1928’de önce ülke içinde Alma Ata’ya sürülecek ancak eleştiri ve faaliyetlerine devam edince de bir yıl sonra bu kez Sovyet hudutlarının dışında yaşamaya mahkûm edilecekti. Sovyet hükümeti, sürgün konusunda batılı bazı ülkelerle yazışmaya girişmiş, lakin hiçbir ülke bu ateşli devrimciyi kabul etmeye yanaşmamıştı. Ancak Sovyetlerin aradığı olumlu yanıt Türkiye’den gelecekti. Türk hükümeti, Troçki’nin ikameti için Büyükada’yı tahsis etmiş ve dilediği kadar burada ikamet edebileceğini Sovyet yetkililere bildirmişti. Türkiye’nin Troçki’yi kabul etmesinin en temel nedeni ise hiç şüphe yok ki onun ‘Savaş komiserliği’ görevinde bulunduğu yıllarda Türk milli davasına silah temini konusunda göstermiş olduğu kolaylıklar etkili olmuştu. Her ne kadar Bolşevikler bu yardımı, Sovyet devrim ilkelerinin Türkiye’de de tutunacağı umuduyla yapmış olsalar da o yokluk günlerinde gelen destek TBMM için hayat iksiri vazifesi görmüştür.

Türkiye tarafından Büyükada’nın tercih edilmesinin en temel nedeni adanın İstanbul’dan uzak olması ve küçük olduğundan dolayı da kontrolünün kolay sağlanması olsa gerek. Talihin garip bir cilvesidir ki ada, aynı zamanda Bizans İmparatorluğu zamanında da sürgün yeri vazifesi görmekteydi. Troçki’nin ikametine Arap İzzet Paşa köşkü olarak da bilinen İlyasko Köşkü tahsis edilir. Köşkün önüne de bir karakol kurulur. Zira Troçki’nin Stalin ya da hâlihazırda Rusya’daki iç savaşı kaybettikleri için İstanbul’a kaçmak zorunda kalan Beyaz Ruslar tarafından bir suikasta maruz kalmasından endişelenilmektedir. Esasen bu endişe tamamen yersiz de değildir. Zira ikamet ettiği köşk 1931’de kundaklanır.

Troçki, açısından ada günleri fırtınalı yaşamının en sakin safhalarından birisini teşkil eder. Bu devrede ‘Hayatım’ adlı otobiyografisinin yanı sıra pek çok yazı kaleme alır. Ayrıca sandalla denize açılarak balık avlamak suretiyle de zihnini dinlendirme yoluna gider. Adada zaman zaman George Simenon ve Emil Ludwig gibi edebiyat dünyasının ünlü isimlerince de ziyaret edilen Troçki, 15 Temmuz 1933’de adadan ayrılır. Fransa ve Norveç’in ardından bir sürede Meksika’da yaşayan Troçki, 1940’da burada hayatını kaybedecektir.

Yazının birinci bölümü:

http://www.salom.com.tr/newsdetails.asp?id=92159

 

 

KAYNAKÇA

Celal Esad Arseven; Eski Galata ve Binaları, İstanbul 1989.

İsaac Deutscher; Troçki: Silahsız Sosyalist (çev: Rasih Güran), İstanbul 1970  

Çelik Gülersoy; “Farrere, Calude” mad. Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, cilt: 3, İstanbul 1994, s. 77258-259.

Alpay Kabacalı; “İstanbul’da Ad Bırakan Beş Batılı Yazar”, Liderler, sayı: 3, 1997.

Önder Kaya, Tarihin Gör Dediği, İstanbul 2006.

Masis Kürkçügil; “Troçki’nin İstanbul Günleri” Popüler Tarih, sayı: 3, İstanbul 2000

Pars Tuğlacı; Tarih Boyunca İstanbul Adaları, I, İstanbul 1995.

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın