Cemile

Cemile

At yetiştiricisi Törekul Aytmatov devrime ihanet ettiği gerekçesiyle ölüm cezasına çarptırıldığında, babasız bırakacağı dokuz yaşındaki oğlu Cengiz Aytmatov’un bir gün dünyanın en güzel aşk öyküsünü yazacağını düşünebilir miydi? Törekul ölmüştür ama Manas Destanı ölmemiştir; masallar-efsaneler-türküler, tarlada-harmanda-yollarda ter dökenler, minik elleriyle tezek yapan kız kardeşler, selvi boylar-al yazmalar-toprak analar-öğretmen Duyşen’ler ölmemiştir. Ne güzeldir, “Gün gelir…” demek, “Bir gün…” demek, ne ölümsüzdür…

 “Bir sürünün kuzuları gibi birbirine benzeyen mektuplar” gelir askerden, annelerin tekrar tekrar okutup, “dilim dilim çatlamış elleriyle ve inanç dolu bir şefkatle sımsıkı tuttukları, bir kuş misali uçup gidiverecekmiş gibi avuçlarında sakladıkları, sertleşmiş parmaklarını güçlükle oynatarak üç köşe katladıkları” muskalar…Cemile, savaştaki kocası Sadık’tan gelen mektupların sonuna eklenivermiş kısacık cümlede, çeyiz sandığının dibindeki küçük, ipek bir mendilin unutulmuşluğu: “Ve karım Cemile’ye de selam ederim.” Bir başka kısacık cümleyle uçurumda açan çiçek: “Hey Danyar, sen hiç âşık oldun mu?” Sık örgülü gür saçlı, ince, uzun, dal gibi. Cepheden dönen erkeklerin gözlerinde kamaşma, yüreklerinde ürperti, Cemile.

Cengiz Aytmatov, dünyanın senfonisini, aşkı yazıyor; doğanın verdiği her şeyi, yıldızları, kâinatı içeren aşkı. Kazak bozkırları gibi dalga dalga, Kırgız dağları gibi karlı morlu, taze sağılmış süt sıcaklığında, elma kokulu. Dalgın, hülyalı, med cezirli;  masum, günahkâr, doğayla ahenkli; bir şeylere için için sevinip kederlenmeyi. Gövdenin görünmez bir yerlerinde olgunlaşıp acıtan, acılaşan suyun; âşıklığın, vurulmuşluğun, kalbe giden yeni damarlar açışını…Merhameti yazıyor Aytmatov, gösterişsiz direnci. Sakat ayağına aldırmadan ağır çuvalı sırtlanan Danyar’ın şişmiş damarlarında toplanmış kan, kan oturmuş gözlerinde ateş, usul usul yürüyüşünü.

“Onun mutluluğu ve kederi Cemile’nin güzelliğinde, bir arada bulunuyordu.” Âşık erkek budur.

“Danyar’dan uzak duruyor, onun gözlerine hiç bakmıyordu. Ama bir gün, harman yerinde, sakin görünmeye çalışarak, yine de heyecanını gizleyemeden: ‘Şu gömleğini çıkar da yıkayayım!’ dedi. Gömleği derede yıkadıktan sonra kuruması için güneşe serdi. Daha sonra da onu elinin ayasıyla ve itina ile uzun uzun düzeltmeye başladı. Ara sıra kaldırıp iyice yıpranmış omuzlarına bakıyor, üzüntülü bir şekilde başını sallıyor, sonra sessizce ütüler gibi düzeltmeye devam ediyordu.” Böyledir âşık kadın…

Aragon’un, “Dünyanın en güzel aşk öyküsü” diyerek selamladığı ‘Cemile’, “Mutlu aşk yoktur” dizesinin şairini yanıtlar: “Bozkır birden çiçeklenmiş, kımıldamış, karanlıkları kovmuştu sanki. Ve bu engin bozkırda ben iki âşık görmüştüm…Bambaşka iki insan olmuşlardı. Harikulade mutlu iki insan…Onları, bu mutlulukları içinde, tam şu saatte oldukları gibi mutlu gösterecektim. Bu saati gösterecektim!”

Cemile: Mutluluğun resmi…

“Hürriyet sözcüğünün resmi, ama yalansızının…”

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın