Şam’dan Antakya’ya bir göçün hikâyesi

Bundan elli üç sene önce Suriye’nin Şam şehrinde dünyaya gelen Olga Cemal Antakya’ya ailece yaptıkları bir ziyaret sırasında tanıştığı eşi ile 15 gün içinde evlenir ve artık yaşamını orada sürdürmeye başlar. Cemal, Şam’da başlayan, Antakya’da devam eden hayat öykünü bizlerle paylaştı

Kendinizi tanıtır mısınız?

İsmim Olga Cemal. Elli üç yaşındayım. Şam’da doğdum. Yirmi üç yaşında ailemle birlikte Antakya’ya dostlarımızı ziyarete geldik ve orada eşimle tanıştım. İki hafta sonra da evlendik. Şam’dan çıkarken bize sadece bir aylık vize verdikleri için, evlendikten sonra Antakya’da kaldım, ailem ise iki hafta sonra geri döndü. Üç oğlum oldu. Şam Üniversitesi pedagoji bölümünden mezun oldum. Ardından Şam’daki Musevi Orta Okulunda İbranice ve Arapça öğretmenliği yaptım. Daha ileriki yıllarda da, müdür yardımcısı oldum. Yirmi yıldan beri de, Antakya çarşısındaki Bebe/Çeyiz mağazamızda, eşimle birlikte çalışıyoruz.

 Olga Cemal Şam'da Yahudi okulunda öğrencisi ile 


Antakya çarşısında çalışmaya başlayan ilk kadınsınız…

Antakya’nın en eski çarşısı olan Uzun Çarşı, Ulu Cami’nin arka kapısından Kurtuluş Caddesi’ne kadar uzanır. 1980’li yıllardan sonra, fırıncı, bakkal, kasap, manav, şekerci, künefeci, peynirci, çökelekçi gibi esnafın yer aldığı Uzun Çarşı’ya, farklı iş kolları da katıldı. Bazı iş kolları ise güncelliğini kaybettiğinden, sadece isimleri kaldı. Örneğin, ne Odun Pazarı’nda oduncu, ne de Abacılar Çarşısı’nda aba dokuyan kimse var artık. Yaşam tarzı değiştiğinden, artık ihtiyaçlar da farklılaştı. Şimdilerde, çarşıda tuhafiyekKonfeksiyon mağazaları çoğunlukta.

Ben de, çocuklarım büyüdüğünde, evdeki işlerim azalınca, eşime iş yerinde yardımcı olmaya karar verdim. Öğlen saat on ikiye kadar ev işlerimi bitirdikten sonra, çarşıya giderim. Evden getirdiğim öğlen yemeğini eşimle birlikte yedikten sonra, saat beşe kadar iş yerinde çalışır, sonra da evdeki görevlerimi yerine getirmek için eve dönerim. Part-time çalışıyor sayılırım. Yirmi yıl önce çalışmaya başladığım zaman, çarşıda benden başka kadın yoktu. Diğer kadınlar benden kuvvet aldılar, onlar da zamanla çarşıda çalışmaya başladılar. Yani, onları çalışmaya teşvik etmiş sayılırım. Bir zamanlar ‘erkek egemen’ çarşıya, artık kadın eli değdi. Bugün, çarşıda oldukça fazla sayıda kadın çalışıyor. Bunların içinde, konfeksiyon dalında eşleri ile birlikte çalışan Yahudi kadınlar da var.

 Şam’da yaşadığınız yıllardaki Yahudi yaşantısından bahseder misiniz? Bugün Şam’da Yahudi kaldı mı?

Otuz yıl önce, Antakya’ya geldiğimde, Şam’da 500 kişi kalmıştık. On yıl sonra, Amerika bütün Yahudileri çekti ve yaşantılarını New York’ta devam ettirebilmeleri için destek oldu. Sıcak havaya alışık olan ve New York’un soğuk havasından rahatsızlık duyan yaşlıların bir kısmı, oradan İsrail’e göç ettiler. Gençler ise New York’ta yaşantılarını sürdürmeye devam ettiler. Bugün, Şam’da sadece on Yahudi kaldı. Dini bayramlarda, Antakya’dan onlara kaşer et, Sukot’ta limon, Pesah’ta da matsa yolluyoruz.

Yahudiler, Şam’da Babtuna mahallesinde yaşarlardı. Polisler bizi korurdu. Polislerden izin almadan mahalleden çıkamazdık. Savaş dönemleri dışında, geniş toplumla ilişkilerimiz iyiydi. Savaş zamanlarında antisemitizm artardı. Bayramlarda geniş toplumla karşılıklı birbirimizi ziyarete giderdik. Yahudilerin çoğu varlıklı kişilerdi. Erkeklerin büyük bir kısmı sarraftı. Ayrıca öğretmen, eczacı, terzi, kasap ve mefruşat ticareti yapanlar da vardı. Büyük bir kısmı meslek sahibi olduklarından, Amerika’ya göç ettikleri zaman, mesleklerini orada devam ettirdiler. Çekirdek aile halinde yaşardık. Akrabalar çok yakın oturduklarından sık sık birbirlerini ziyaret ederlerdi. Kadınlar, genellikle ev hanımı idiler. Ancak maddi durumu iyi olmayan ailelerde, kadınlar da çalışırdı. Dikiş dikmeyi bilenler, terzilik yapmak üzere zengin evlere giderlerdi. Bazı kadınlar evlerinde triko örer, sonra da bu trikoları belirli kişilere satarlardı. Kadınların bir kısmı ise, iğne yapmayı öğrendikten sonra, sağlık memurlarının yanında iğneci olarak çalışırlardı. Ben, bir dönem daktilo kurslarına da katıldım ve Şam Hahambaşısı’nın özel kalemi görevini üstlendim.

 

Olga Cemal'in Antakya'daki düğünü


Gençlerin eğitimine önem verilir miydi? Şam’da Yahudi Okulu var mıydı?

Şam’da Yahudi aileler, çocuklarının eğitimine çok önem verirlerdi. İki tane Yahudi okulumuz vardı. Bu okullarından birini Fransa, diğerini Amerika desteklerdi. Bu sebeple, okullardan biri Fransızca, diğeri İngilizce ağırlıklı eğitim verirlerdi. Erkek ve kız öğrenciler ayrı ayrı okurlardı. Yahudi okullarında, orta üçe kadar eğitim verildiği için sonra, gençler lise ve üniversite eğitimlerini geniş toplumla aynı okullarda devam ettirirlerdi. Yahudi okullarında Arapça, İbranice (gizli), Fransızca ve İngilizce olmak üzere dört lisan öğretilirdi.

Ben, beş sene boyunca, birinci sınıflara Arapça ve İbranice öğretmenliği yaptım. Öğretmenlik yaptığım okul, oldukça büyüktü. Pazar günleri okulda, erkek öğrencilerin bar-mitsvalarını ve tefillinlerini kutlardık. Tefillin sahipleri okula pastalar, tatlılar getirir, öğretmenlere dağıtırlardı. Sonra da, sınıfça onların evine gider, öğlen yemeğini orada yedikten sonra da, hep birlikte gezmeye veya sinemaya giderdik. Tüm masrafları da gencin ailesi karşılardı.

 Gençler nasıl tanışır ve nasıl evlenirlerdi? Asimilasyon var mıydı?

Muhafazakâr ve dindar bir toplum olduğumuz için asimilasyon olmazdı. Sadece, hatırladığım kadarı ile benim orada yaşadığım dönemde, bir genç kız Arap delikanlısına kaçmıştı. Bunun üzerine, kızın ailesi, kızlarını saçından çekip geri getirmiş ve sonrasında Yahudi bir gençle evlendirmişlerdi.

Kızlar on dört, on beş yaşında evlendirilirdi. Amerika’da yaşayan Suriye Yahudileri halen kızlarını bu yaşlarda evlendiriyorlar. Çoğunlukla akraba evliliği yapılırdı. Gençler akraba ziyaretlerinde veya sinagoglarda tanışırdı. Sinagoglar sosyal bir ortamdı. Kızlar gece saat ondan sonra sokağa çıkamazlardı. Bir genç kız, ancak nişanlandıktan sonra nişanlısı ile gezebilirdi.

Düğünler pazar günleri en büyük sinagog olan Rakki Sinagogu’nda gerçekleşirdi. Ayrıca, düğünden önce belediye nikâhı yapılırdı.

 Biraz dini bayramları kutlama şeklinizden ve geleneklerinizden bahseder misiniz?

Cuma günleri öğlen saat on ikide Yahudi okulları kapanırdı. Erkekler de iş yerlerini kaparlar, öğleden sonra saat dörtte yıkanıp traş olduktan sonra duaya giderlerdi. Cuma akşamı için hanımlar özel yemekler pişirirlerdi. Kepeşmiye (Şam kubbesi, oruk), bezelye, pilav, balık, tabule (kısır) pişirilirdi. Şabat günü, erkekler kiduş’tan sonra sinagoga giderlerdi. Beyler Şabat çıkışından sonra, tekrar dükkânlarını açarlar, saat dokuza kadar çalışırlardı. Şabat gününü tam manası ile korurduk. O gün, televizyon açılmazdı. Aile fertleri toplanır, birbirlerine dini hikâyeler anlatırlardı. Babam hahamdı. Aynı zamanda okulumuzda da din öğretmenliği yapardı.

Dini bayramlar, aile büyüklerinin evinde kutlanırdı. Purim bayramında, ilk gün küçükler büyükleri, ikinci gün büyükler küçükleri ziyaret ederlerdi. Bu ziyaretlerde, herkes birbirine, ihtiyaçları olan şeyleri hediye götürürlerdi.

Roş Aşana ve Kipur’da kızlar beyaz giyinirdi. O günlerde, kızlar bütün sinagogları tek tek dolaşır, erkek anneleri de, beğendikleri kızları oğullarına gelin alırlardı.

Şam’da yirmi tane sinagog vardı. Şimdi hepsi camii oldu. Abraham Hamra, okul müdürlüğü, cemaat başkanlığı ve hahambaşılık görevlerini üstlenirdi. Hamra, şimdi yetmiş yaşında ve İsrail’de yaşıyor. Kardeşi Jozef Hamra, ağabeyi ile birlikte evlendirme işlerini yürütürlerdi. Her ikisi de Amerika’da, şohetlik, sünnetçilik ve evlendirme törenini yürütme eğitimlerini aldılar. Jozef Hamra, bugün New York’ta Suriye cemaatinin başında, bu görevlerini yapmaya devam ediyor. Selim Bussu da, Batyam’da Suriye cemaatinin başında, halen aynı görevleri icra ediyor.

 

Antakya’da İbrahim (Şaul) Cemal ile birlikte Medeniyetler Korosu’nda görevlisiniz. Bize biraz Medeniyet Korosu’ndan ve bu görevinizden bahseder misiniz?

Medeniyetler Korosu’nun şefi Yılmaz Özfırat, dünyanın en güzel ve en zengin mutfağına sahip olan Antakya’nın markasının hoşgörü olduğunu söyler. Özfırat, “Biz, Allah’tan başka, hiç kimsenin canının alınmaması gerektiğine inanan bir toplumuz. Dünyanın neresinde dini, etnik bir savaş varsa, orada olmak, müziğimiz yoluyla barış mesajı yaymak istiyoruz” diyor.

Ben de bir Yahudi olarak Medeniyetler Korosu’nda yer almaktan, barış misyonu taşımaktan, insanlığa ve barışa hizmet etmekten dolayı çok gururluyum. Dostlarımız, koroda yaptığımız işlerden dolayı bize sürekli teşekkür ediyorlar. Bizim zenginliğimiz, farklılığımızdır. Antakya’nın hoşgörüsünü ve barış içinde yaşama kültürünü bütün dünyaya göstermeye çalışıyoruz.

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın