Bir zamanlar Ankara’da Yahudiler yaşardı

1971’de İsrail’e göç eden Leyla Ağlamaz çocukluğunu geçirdiği Ankara’daki Yahudi yaşamını, geleneklerini, dini uygulayışlarını, toplumla ilişkilerini bizlerle paylaştı

Bir zamanlar Ankara’da Yahudiler yaşardı

 Kendinizi tanıtır mısınız?

1940 yılında Ankara’da doğdum. Baba tarafım Almaleh (sonradan Almelek olarak değiştirilen) ve Albukrek ailelerinden gelir. İstanbul’a yerleşen Albukrek ailesinin doktor olan babaları babaannemin kardeşiydi. Babaannemin ablalarından biri Alaton ailesine gelin gitti. Annem Çanakkale’den Abelda (daha sonra değiştirilen Altınyuva) ailesinden gelir. 1934’de hem annesini hem de babasını kaybettiği için, ağabeylerinden biriyle Ankara’ya gelip yerleşti. Eşim Yosef Ağlamaz’ın babası, soyadı kanunu çıkmadan evvel Araf idi. Annesi Bilman ailesinden gelir.

 Ankara’da Yahudiler nerelerde yaşar, hangi okullarda okurlardı?

Doğduğum yıllarda Ankaralıların büyük bir kısmı, merkezinde sinagogun bulunduğu Yahudi Mahallesi’nde otururdu. Yahudi okulu ise artık kaldırılmıştı. Bu yüzden benim yaşımda olan herkes Türk okulunda okudu. Ankaralıların düzgün Türkçe konuştukları herkesçe bilinir. Ama büyüklerimiz her zaman kendi aralarında İspanyolca konuşmaya devam ettiler.

İlkokulu mahalledeki maarif okulunda okuduktan sonra TED Ankara Koleji’ne yazıldım. Daha sonra bir şirkette sekreter olarak çalıştım. Beş yıl sonra Etibank’a girdim ve İsrail’e göç ettiğimiz 1971 yılına kadar orada çalıştım.

1957 yılında Yosef ile evlendim ve üç çocuğumuz oldu. Ankara’da Yusuf olarak tanınan eşim babasıyla birlikte Güler tuhafiye mağazasını işletirlerdi. Bense bir anne olarak çalışmaya devam ederek bir ilk oluşturdum o yıllarda.

 Gençlik yıllarınızda sosyal yaşantınız nasıldı

Büyüdüğüm yıllarda herhangi bir derneğimiz yoktu. Gençler kendi aralarında eğlenme yolları ararlardı. 12 yaşıma kadar oturduğumuz evin çok büyük bir avlusu vardı. O günlerde mahallede oturan gençler orada parti yapmak için babamdan ve amcamdan izin isterlerdi. Onlar da memnuniyetle kabul ederlerdi. Bütün gün beton olan yerlere su dökülerek yıkanır, sandalye ve masalar getirilir ve yiyecekler hazırlanırdı. Biz çocuklar bunları pencereden seyrederdik. Gece elektrik kordonu gerilerek yakılan ampullerin ışığında ve tabii gramofonda çalınan müzikle gençlerin eğlendiğini seyretmek çok hoş bir şeydi. O zamanın en popülerlerinden olan Foks trot ve Çarleston’u dans edenlerin yüzlerini hatırlamıyorum ama müzik hâlâ kulağımda.

Çocukluğumda evli çiftler de her zaman birlikte eğlenirlerdi. Evlerde yapılan yemekli toplantılar ve daha sonra kart oyunları, hanımların gündüz yaptıkları günler. Evin bütün eşyaları yer değiştirirdi. Perdeler bile değişirdi o gün için. Tabii hazırlanan envai çeşit yiyecekler... Arada mutlaka muziplik yapan biri çıkar herkesi güldürürdü. Yerli kıyafetler giyip danslar yaparlardı. O günlerde gramofon dinlemek yerine kendileri şarkı söylerlerdi.

Gündüz annelerimiz iş arasında mutlaka bir kahve molası verip otururlardı. Geceleri ise yine birkaç komşu bir araya gelerek eğlenirlerdi.

Annelerimiz çalışmazdı. Yalnız eşlerinin dükkânına ara sıra yardıma gidenler olurdu. Birkaç hanım da terzilik yapardı. Evlere gündelik dikişe gidenlere diğer hanımlar gidip yardımcı olurdu. Ev işleri bitince annelerimiz hemen ellerine birer el işi alırlardı. Sökükler dikilir çoraplar yamanırdı. Çocuklara kendi diktikleri pijama ve entarileri giydirirlerdi.

Bir de topluca gidilen piknikler vardı. Atatürk Orman Çiftliği, Mamak, Baraj gibi mesire yerleri vardı. Ankara yakınlarında bulunan Ayaş içmeleri, Kızılcahamam, Haymana da gidilen yerlerdi. Büyükler kaplıca sularında ağrılarını gidermeye çalışırken çocuklar oyun oynarlardı. Çok eğlenceli olan bu geziler tüm Ankaralıların hatıralarında yaşar.

Anne babalarımızın eğlence şekli danslı müzikli eğlence yerleriydi ve oralara hep Avrupa’dan sanatçılar gelirdi. Dario Moreno ilk kariyerini Bomonti Gazinosu’nda yapmıştır. Ankara’da Opera, Bale, Devlet Tiyatrosu her zaman vardı ve anne babalarımız bizleri de küçük yaştan oralara götürürlerdi. Tabii Gar Gazinosu, Karpiç, Ankara Palas gibi ünlü restoranlara da her zaman rağbet ettiler.

İlk göç ne zaman yaşandı

1948’de İsrail’in kuruluşuyla birçok aile göç etti. İstanbul’a gidenler de çok oldu. Ankara’da ilerleme şansı olmayacağını düşünenler İstanbul’a, mali durumu kısıtlı olanlar, hele de evlendirecek kızları varsa İsrail’e gitmeyi yeğlediler. Mahalledeki evler artık çok eskidiğinden1950’lerde Yenişehir’e doğru bir akım oldu. (Sıhhiye ile Kızılay arasındaki bölge)Daha sonra Kavaklıdere, Çankaya da popüler olmaya başladı. Zamanla Yahudi aileler de farklı yörelere dağılmaya başladılar. Nadiren aynı apartmanda birkaç Yahudi aileye rastlanıyordu.

 Ankara’da dini yaşam hakkında neler söyleyebilirsiniz

Ankara’da pek dindar yoktu; hepimiz kendimize göre bazı kuralları yerine getirirdik. En önemli gelenek bugün sinagog, ama bizim ‘kal’ dediğimiz ibadethaneye gitmekti. Cumartesi günleri çalışmak zorunda olunsa da erkeklerin çoğu önce ‘kal’a, sonra da işlerine giderlerdi. Cuma akşamları da işten gelen erkekler çabucak üstlerini değiştirip ibadete giderlerdi. Tabii cuma akşamı sofrası her günkünden başka olurdu. Güzel yemekler, özenle hazırlanmış sofra. Her kadın kocası ‘kal’dan dönerken yanında bir misafirle gelebileceğini bilirdi. Ankara’ya iş icabı veya askerlik nedeniyle gelenler o gece sinagoga gittiklerinde birisi çıkışta mutlaka onu evine davet ederdi.

Her zaman kaşer et bulmak mümkün değildi. Olduğu zaman gidip uzaklardan satın alınırdı ama yoksa başka et de yenirdi. Tabii bütün bayramların icapları yerine getirilirdi. ‘Kal’ın civarından uzaklaşan Yahudiler arabayla gelmek zorundaydılar. Ama Kipur gecesi ne kadar uzak olursa olsun hep birlikte yürünürdü. ‘Kal’ çıkışlarında avluda herkesin birbirini tebrik etmesi, hasret gidermesi bambaşkaydı.

 Düğün, Bar-Mitsva ve Brit adetleri nasıldı?

Düğünler her zaman sinagogda hep pazar günü öğleden sonraları olurdu. Perşembe günü ailenin bütün hanımları gelini hamama götürürlerdi. Peştemallar, ziller… Tabii düğün şarkıları söylenirdi. Şengül Hamamı erkekler ve hanımlar için ayrı kapılardan girilen bir binaydı. Bugün tarihi değeri olması gereken bir bina. Yerler beyaz mermer kaplıydı ve çok güzel kurnaları vardı. Sinagog 1905 yılında inşa edilmişti. İçinde her zaman kapalı tutulan yalnız Yahudi hanımlara açılan bir mikve vardı. Anahtarı Madam Viktorya adında bir hanımda olurdu.

Düğün olacağı zaman bayramlarda da olduğu gibi gönüllü hanımlar gelerek sinagogu temizler pırıl pırıl yaparlardı; gümüş ve kristallere varana kadar. Düğün için bütün ışıklar yakılırdı. Rav uzun beyaz elbisesini giyerdi. Hanımlar bir tarafa erkekler diğer tarafa otururdu. Merasimden sonra gelinle damat ve ebeveynler tevanın önünde dururlar tebrikleri kabul ederlerdi. Çıkışta iki genç kız bonbonyerleri dağıtırdı. Akşam bir otelde danslı yemek olurdu. 1960’lardan evvel henüz mahalle boşalmamışken çeyiz asma (aşugar) adeti yerine getirilirdi.

 Gelinin evinde tüm giysiler, yatak takımları, masa örtüleri, çamaşırlar iplere asılır, damat tarafı başta olmak üzere tüm akrabalar davet edilir, gelenler hayranlıklarını belli ederlerdi. Tabii envai çeşit tatlılar, üstü altın varaklı baklavalar eksik olmazdı. Büyük avluları olan evlerde masalar birleştirilir, örtüler serilir ve üzerlerine damat tarafı hanımların, komşuların iş birliğiyle hazırlanmış yemekler konurdu. Sonra tabii çalgılı şenlik. Şabat Hatan da ihmal edilmezdi. ‘Kal’ çıkışı evden hazırlanmış sabah kahvaltısı (dezayuno) olurdu.

Brit’ler sinagogda veya evde yapılırdı. Mohel İstanbul’dan gelirdi. Hamileliğin 3. veya 5. ayında faşadura kesilirdi.

Bar-Mitsva da sinagogdaki törenle yapılırdı. Daha sonra salonda da kutlamak Ankara’da da adet oldu.

Bayramlar ve Şabat günleri nasıl kutlanırdı?

Bütün Yahudi toplumlarında olduğu gibi bayramlara çok önem verilirdi. Pesah ve Roş Aşana iki gece kutlanırdı. Seneler geçtikçe ilk gün bile dükkânları kapama âdetinin kalkmakta olduğuna şahit oldum. Belki biraz da zorunluluktan.

Cumartesi ve bayram günlerinde ateş yakmama gibi bir âdet olmasa da o günlere özel değer verilirdi. Normal günlerden başka türlü hareket edilirdi. Bayram sabahı ziyaretleri, el öpmeler gibi. Pesah’ın son günü (yervas) yeşillik günü ancak pazar gününe rast gelirse olurdu. Eve dönerken yolduğumuz çimleri ve biraz da pirinç bereket getirmesi için salonun ortasına dökülürdü.

Bir de ihtiyaçlı olanlara yardım etmek, hele hastaları ziyaret etmek, hatta ölüm döşeğinde olanları sabaha kadar ikişer kişilik nöbetlerle beklemek, ölüleri yıkamak yine bu gönüllülerin göreviydi. Bunlar sosyeteye mensup hanımlardı. Bu görevi çok büyük bir içtenlikle yaparlardı.

 

 Ankara Yahudilerinin özel yemekleri var mıydı?

Yemek kültürüne gelince: Ankara’ya özel yemekler de vardı (Ankara tavası) gibi ama başka cemaatlerden aktarılmış olanlar çoğunluktaydı zannederim. Her zaman İstanbul – İzmir – Edirne gibi kentlerle yemek tarifi değiş tokuşu olmuştur. Daha çok İstanbul yemeklerine benzediğini tahmin ediyorum.

Ankara’da olmayan tek eksik denizdi bence. Herkes yaz aylarında deniz kenarında tatil yapma çaresi bulurdu. Hele İstanbul’da ailesi olanlar yaz tatilinde çocukları kaptıkları gibi Adalar’ın veya Caddebostan’ın yolunu tutarlardı. Birçok aile de yaz ayları için oralarda ev kiralardı.

 

Geniş toplumla ilişkileriniz nasıldı?

 

Geniş toplumla her zaman çok iyi geçindik. Mahallede evlerini terk eden Yahudilerin yerine gelen Müslümanlar aramızda yaşamaktan çok memnundular. Çok iyi komşuluklara şahit olduk. Bazılarıyla halen yazışıyoruz. Bizi görmek için buraya gelenler oldu. Alışveriş için de Yahudi dükkânlarını tercih ederlerdi. Okullarda çoğu zaman bir tek Yahudi talebe olurdu. Zaten konuşmamız onlardan farklı olmadığı için çocuklar farkına bile varmazlardı. Bizim çocuklar da kendilerini onlardan farklı görmezlerdi. Tabii bazı istisnalar olmuştur ama yaşamımızı etkileyecek ölçüde değil.

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın