Ne istediğini bilmek şans kendini onda bulabilmek daha da büyük şans

Aşkla bağlanmak nedir? Biz nelere aşkla bağlanabiliriz? Çoğumuzun aklına sevdiği gelir ilk, sevgilisi, eşi, ya da çocukları gelir. Ya da yaptığı işi aşkla tutkuyla yapmak, kendisi için yapmak ve kendini gerçekleştirmek. Tıpkı Ethel Mulinas’ın dediği gibi: “Amerikan psikolog A. Maslow’un ihtiyaç piramidinin en üstte kendini gerçekleştirmek vardır ve ben tiyatroda kendimi gerçekleştiriyorum”.

Ne istediğini bilmek şans kendini onda bulabilmek daha da büyük şans

İnsan sevdiği her neyse onu bulmalı. Bunun için çaba harcamalı. Ethel Mulinas'la yaptığımız keyifli sohbetin ardından bir kez daha bunu düşündüm.


Yeteneğin olduğunu nasıl keşfettin ve oyunculuğa nasıl başladın?

Küçük yaştan itibaren evde sahne kurar, anneme babama ya şarkı söyler ya da gösteri yapardım. Okulda da her zaman tiyatro kollarında çalıştım, her fırsatta sahneye çıktım, şiir okumak, koro, tiyatro...

Bir anımı anlatmak isterim.  St.Pulcherie’de yedinci sınıfta gramer ve dikte derslerimiz olurdu ve hep kırık not alırdım. Bir gün öğretmenimle konuştum; Molière’den bir parça hazırlayayım ve onu oynayayım beğenirseniz beni bu dersten geçirin dedim. Hiç bir garantisi olmadan kostüm hazırladım, balkabağını oydum, oyunu ezberledim, hem kadın hem erkeği oynadım ve sınıfı geçtim. O gün anladım ki kendimi ait hissettiğim yer: SAHNE!

Ama ailem bu duruma karşıydı başta; babam aile şirketimizde işini devralmamı, işletme okumamı istiyordu; fakat ben Saint Benoit lise son sınıfta okurken dershane kapısına bıraktıklarında taksiye binip tiyatro kursuna kaçıyordum.

Bir de bu konuda şanslı olduğumu düşündüğüm durum, çalıştığım dernekler, Amikal Derneği’nde yıllar sonra yeniden tiyatro  sahneye koyup ilk kez profesyonel bir yönetmenle çalıştım. Yıldırım Spor Kulübü ve Göztepe Kültür Derneği’nde de sahne aldım, tiyatro komisyonu başkanlığı yaptım.

Şehir Tiyatroları oyuncu ve yönetmenlerinden Can Doğan’la, Yıldırım Derneği’nin bir oyun çıkışında  konuştum: “Benim için dünyanın en mutlu olayı sahnede olmak” dedim. O da  bana bu işi dışarıda profesyonel olarak yapmak için bir teklifte bulundu. Ve ilk profesyonel oyunumu ‘Zerrin’ i oynadım. 75 dakika boyunca sahnede  tek  başıma şizofren bir kadını oynadım. İnanılmaz bir heyecandı bu benim için!

Demek ki bir şeyi çok isterseniz olur. Oyunun ilk gecesi bir  cast direktörü gelmişti oyunu izlemeye ve beni dizi görüşmesine davet etti. Ertesi gün ‘Çat Kapı’ dizisi için görüşmelere gittim ve beni seçtiler. Bir anda kendimi kamera karşısında buldum. Henüz ailemin haberi yoktu.

Şimdi ise başta karşı olan babam, bugün en büyük destekçim, en sadık seyircim! Bu yüzden de çok mutluyum!

Ama tiyatro eğitiminiz yoktu değil mi?

Ben amatör tiyatrodan geldiğim için çok gurur duyuyorum. Derneklerde kendimi geliştirme fırsatı buldum ve profesyonelliğe adım atınca yıllar sonra yeniden öğrenci oldum. Konservatuarda okumuş olan oyunculardan farkım; ben bilgiye açtım. Her oyun benim için bir okul oluyor.

29 yaşında yeniden öğrenci oldum. İş çıkışlarımda tiyatro eğitimi için Haldun Dormen’in yönetiminde Med Yapım Akademi’ye başladım. Diksiyon, şan, müzikal ve oyunculuk eğitimi aldım.

Dizi ve tiyatro oyunculuğu arasında ne gibi farklar var? Ya da oyunculuk mesleğini nasıl anlatabiliriz?

Oyunculuğun belirli kuralları vardır. Herkes çok eğlenceli işiniz var der. Doğrudur ama aynı zamanda disiplinli olmak önemli. Çalışma saatleri farklı. Oyuncu, oynayacağı rolü hakkında düşünmek, role iyi hazırlanmak zorunda. Her oyunun ortaya çıkışı doğum gibi sancılı; rolün oturması da zorlu bir süreç. Uzun süreli oynadığınız oyunlarda role  sadık kalarak oynamak önemli.

Nedim Saban’ın yönettiği ‘Leyla’nın Evi’ oyununda üç seneden uzun zamandır oynuyorum; 350 oyunu aştı. Orada da çok sevdiğim ‘Akrep’ karakterini dejenere etmeden oynamak benim için önemli. Uzun yıllardır özel tiyatrolarda en çok seyirciyle buluşmuş ve uzun süren oyun ve oyunun parçası olduğum için gurur duyduğumu da özellikle belirtmek istiyorum.

 “Sahne adamı kusar” diye bir laf vardır. Tiyatro affetmez, kamerada iş  daha kolay, bir sahneyi birkaç kez çekebilirsin, sesi kötü biriyse dublaj yapabilirsin. Hâlbuki tiyatro er meydanı!

Zor zamanları oluyor, hastanede babanı bırakıp sahne alman gerekiyor, arkadaşın vefat ediyor, ardından sahneye çıkman gerekiyor, zorluklar yaşadığın her dönemde yine de tutkuyla bağlanıp, ilerlemen ve sahneye çıkman gerekiyor!

Günümüzde mankenlerin de kolaylıkla oyuncu olması hakkında ne düşünüyorsun?

Bence Kıvanç Tatlıtuğ bunun bir örneği ve oyunculuk başarısını ‘Kelebeğin Rüyası’ filminde de gösterdi. Tabi ki mankenden oyuncu olur. Yeteneği, aşkı, çalışma disiplini olan herkes bunu yapabilir. Ben de amatör bir tiyatrocu olduğum için gurur duyuyorum; ekonomi eğitimi alıp; derneklerde tiyatro yaparak kendimi keşfetmiş olmak bana gurur veriyor.

Benim de önümde çok engel oldu; fakat gerçekten bunu çok istiyorsan başarıyorsun!

Günümüzde tiyatro nereye gidiyor, nasıl değerlendiriyorsun?

Haldun Dormen’in dediği gibi: “Tiyatro bitti derken, küllerinden yeniden doğdu.” Sadece İstanbul’da her gece 200 değişik oyun oynanıyor. Bu gurur verici. Küçük mekânlarda oynanan, genç girişimci tiyatrocuların oyunları çok iyi. Her kitleden seyircilerinin olması ve mekânların hep dolu olması gerçekten gurur verici. Alternatif tiyatro dediğimiz küçük  sahnelerdeki oyunlarda da oynamak isterim.

 

 

Projelerinden bahseder misin?

Hisseli Harikalar Kumpanyası benim bir rüyamın gerçekleşmesiydi. İlk büyük oyunum Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’nda oldu. Bu duyguyu başka hiçbir şeyle karşılaştıramam. Bir anda 4000 kişinin karşısında ‘Kuğu Gölü’ balesi yaparken buldum kendimi. Ondan önce Can Doğan’ın yönettiği  ‘Zerrin’ vardı. Yine Haldun Dormen’in  yönettiği ‘Dün Gece Yolda Giderken Komik Bir Şey Oldu’ müzikali, üç buçuk yıldır severek oynadığım Nedim Saban’ın yönettiği, son yılların en uzun sahnede kalan oyunu olan ‘Leyla’nın Evi’ ki hala oynuyoruz ve her oyunumuz full oluyor. Orada, küçük ama çok keyif aldığım bir rolüm var.

Şu an oynadığım diğer oyunlar ise Tarık Şerbetçioğlu’nun yazıp yönettiği ‘İstanbul ve Aşk’ müzikali ile  yine Tarık Şerbetçioğlu’nun yönettiği komedi ‘Karmançorman’: Karmançorman  benim ilk başrol oynadığım oyun. Oynadığım diziler ise ‘Emret Komutanım’, ‘Kaptan’, ‘Teyzanne’, ‘Huzur Sokağı’ Mayısta Ferhan Şensoy’un başrolünde olduğu Yüksel Torun’un ‘Muhalif Başkan’ filminde yer alıyorum. Vizyona gireceği için heyecanlıyım. Trilye’de çekimlerini üç haftada tamamladık. Çok eğlenceli bir kadrosu var. Daha evvel Arog, Yedi Kocalı Hürmüz ve Balıketi adlı filmlerde rol aldım. Bu yaz dönemi çekilecek bir sinema filmi için de yeni imza attım.

Geçen hafta 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’ydü. İnsanı, insana, insanla insanca anlatan mesleği yaptığım için şükrediyorum. Sahnede ve gerisinde çalışan tüm tiyatro emekçilerinin ve seyircilerinin Dünya Tiyatro Günü’nü kutluyorum.

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın