HERKESİN ANLATACAK BİR ÖYKÜSÜ VARDIR: Roz Kohen ile anılara yolculuk

Şalom Gazetesinin Judeo Espanyol dilindeki eki, El Amaneser’i takip edenlerin tanıdıkları Roz Kohen daha önce yayınladığı anılarını bir kitapta topluyor. Yakın bir tarihte çıkacak olan kitap Judeo-Espanyol ve İngilizce olarak iki dilde yayımlanacak

HERKESİN ANLATACAK BİR ÖYKÜSÜ VARDIR: Roz Kohen ile anılara yolculuk

Kendinizi tanıtır mısınız?

Çocukluğum Şişhane’de geçti. Ailem 1968’de Şişli’ye taşındı. Ortaokulu Musevi Lisesinde tamamladıktan sonra o zamanki adı ile Amerikan Kız Koleji, Arnavutköy’deki Robert Kolej’de okumaya başladım ve 1969 yılında mezun oldum. Liseden sonra üniversite öğrenimim için İsrail’e gittim ve 1975 yılına kadar da Kudüs’te yaşadım. Bir yandan Bezalel Sanat Akademisine devam ederken diğer yandan arkeoloji ve mimari çizim bürolarında çalıştım. İstanbul’a döndükten sonra da mimari bürolarda çalışmaya devam ettim. 1981 yılından beri Amerika Birleşik Devletlerinin dört ayrı eyaletinde yaşadım. Son on yedi yıldır St. Louis Missouri’de yaşıyorum. Bu arada psikoloji ve sosyolojide lisans tahsili yaptıktan sonra kütüphanecilikte de lisansüstü eğitim aldım. Önce Washington Üniversitesinde sonraları St. Louis’in kütüphanesinde ve 2004 yılından beri de St. Louis County sisteminin halk kütüphanesinin müdürlüğünü (Branch Manager) sürdürüyorum. Halen de on dokuz kişiden sorumluyum. Tüm bu çalışmalarımın yanı sıra 2000 yılından beri Judeo-Espanyol dilinde kısa anılarımı yazıyorum.

Ayrıca Judeo-Espanyol dilinde yazan diğer yazarların yazılarına illüstrasyonlar çiziyorum. Bu anılarımı değişik yayınlar ve İstanbul’da Şalom Gazetesinin çıkardığı El Amaneser Dergisi yayınlanmaya devam ediyor.

Bugünlerde daha önce yazmış olduğum bu kısa anıları, Judeo-Espanyol ve İngilizce lisanlarında yayına hazırlanmakla meşgulüm. Kısmetse tamamlandığında kitabım İstanbul’da yayınlanacak.

  Çocukluğunuzda Kuledibi’nde yaşayan Yahudilerin yaşantı şekillerinden bahseder misiniz? 

1950’li yıllarda Kuledibi çevresindeki Yahudilerin yaşantıları çok mütevazi idi. Ailem Şişhane’de yaşar, alışverişlerimizi de Kuledibi’nden yapardık. Annemin bir teyzesi ve birkaç kuzeni Kuledibi’nde otururdu. Galata Kulesi sanki kaderine terk edilmişti; varlığından habersizmişiz gibi hiç sözünü etmezdik. Musevi Lisesi öğrencisi olduğumdan her gün Kuledibi’nin önünden geçer, ziyaretimizde annemin akrabalarına ve arkadaşlarına uğrar, kapı önlerinden geçerken kendilerine seslenilir, hal hatır sorardık. En eski hatıralarımdan biri Apollon Sinagogunun önündeki Yahudi dilencilerdi. Bu dilenciler mahallenin bir parçası gibiydiler. Sinagogun yanında oturan kuzenim Beki geçenlerde bana ailesinin ve diğer cemaat üyelerinin bunlar gibi ihtiyaçlı kişilere her türlü yardımda bulunduklarını, yedirip giydirdiklerini anlattı. 60’lı yıllarda yakın akrabalarımızın ve tanıdıklarımızın büyük bir kısmı İsrail’e göç etti, bir kısmı da Tozkoparan, Asmalımescit, Beyoğlu, Taksim ve Şişli yörelerine taşınmaya başladılar. Kuledibi’ndeki evler artık ihtiyaçları karşılayamayacak duruma gelmişti. Bu evlerde banyo ve kalorifer yoktu, odalar küçüktü.

Bina sahipleri ise evlerin tamiratları ile uğraşmıyordu. Geçim şartları kısıtlı olan aileler Kuledibindeki evlerin kiraları düşük olduğundan bu yörede yaşamaya devam ettiler. Böylece Kuledibi ve Şişhane’nin eski binaları 60’lı yıllarda değer kaybetmeye başladı. 

Kaşer et satan Dalva’nın bu yıllarda Şişli’ye taşınması, Kuledibi’nde Yahudi varlığının azaldığının göstergesidir.  

   Gençliğinizde yaşadığınız çevrede gençlerin sosyal yaşantıları ve eğlence şekilleri neydi?  Bir dernek var mıydı?  

Musevi Lisesinden bazı sınıf arkadaşlarım Mahazike Tora’ya devam ederlerdi. Annemler ise bu derneğe katılmamız konusunda rıza göstermediler. Ailemiz 1968 yılına kadar Şişhane’de kaldığından Şişli’deki derneklere de uzak kalıyorduk. Gençler gruplar halinde gezmelere ve sinemalara giderlerdi, babam ise tutucu olduğundan ablamla benim Yahudi gençlerin birlikte oldukları sosyal gruplara katılmamızı hoş karşılamıyordu. Bir yandan Robert Kolej gibi bir liberal okula devam ederken evdeki tutucu yaklaşım, bende zamanla epey sıkıntılara yol açtı. Yirmili yaşlarımda İsrail’de okumaya gitmeme neden olan sebep bu oldu.

   O dönemde Yahudi bayramları nasıl kutlanırdı? Dini vecibelerden, geleneklere bağlılıklarından ve cemaatin bayramları kutlama şeklinden bahseder misin? 

Roş Aşana, Purim ve Hanuka’yı aile içinde kutlardık. Aile büyüklerimiz biz doğmadan önce vefat etmişlerdi. Bir kısmı ise İsrail’e göç etmişlerdi. İstanbul’da sadece çekirdek aile kalmıştık. Sadece Pesah bayramlarını yakın dostlarımızla birlikte kutlardık. Lezzetli geleneksel yemeklerimiz her zaman bu kutlamaların merkezi olmuştur. Babam İbranice lisanını iyi bilirdi. Bayramlarda da dini vecibeleri yerine getirirdi. Ayrıca cuma akşamları, cumartesi sabahları ve diğer dini bayramlarda, Selihot, Şavuot dahil sinagoga giderdi.  

   O yıllarda Yahudilerin geniş toplumla iletişimleri nasıldı? Asimilasyon var mıydı?

60’lı yıllarda değişim başladığından, Yahudi toplumu ile iletişimimiz azalırken geniş toplumla iletişimimiz artmaya başlamıştı. On dört yaşında Robert Kolej’e başladıktan sonra Yahudi arkadaşlarımız iyice azaldı. Annem babam da kabuklarına çekildiler. Türkçeleri bozuk olduğundan geniş toplumla entegre olamıyorlardı. Ancak yine de özellikle yaz aylarını Bostancı, Suadiye, Caddebostan gibi semtlerde geçirdiğimizden, Yahudi olmayan komşularımızla çok sıkı arkadaşlıklar kurabiliyorlardı. Ablam üniversite çağında doktor olunca Yahudi toplumundan oldukça uzaklaştı.

Evliliğini de Yahudi olmayan eniştemle yaptığı zaman, babam harap olmuştu fakat kısa süre sonra bu durumu kabullenmek zorunda kaldı. O zamanlar bu tür evlilikler, ya hali vakti yerinde olan entelektüel Yahudiler arasında ya da bizler gibi malı mülkü olmadığından kızlarına drahoma veremeyen tek tük Yahudi ailelerde görülmeye başlamıştı.  

  Bugünkü yaşantınızdan farklı olan ve en çok özlemini çektiğiniz şeyler nelerdir?

Aslında İstanbul’u özlüyorum. Her ne kadar eski püskü binaları, küf kokulu pasajları özlesem de, yine de bugünkü yenilenmiş Şişhane ve Galata semtlerini görünce, memnuniyet duyuyorum. 1950’li yıllarının Beyoğlu semti en büyük özlemimdir. Zaman zaman keşke birisi çıksa da o yılların filmini çekse diye düşünürüm. Kol kola dolaşan şık giyinmiş çiftler, hafta sonları gidilen yabancı filmler, kırk yılda bir de olsa alışveriş ettiğimiz pastaneler unutulmaz. Gerçi mekânlar duruyor ama oralarda dolaşanlar farklı. Bugün artık istediğimiz filmleri yatak odalarımızda pijamalarımızla istediğimiz zaman izleyebilirken, o zamanlar birkaç gün önceden sinemaya gidip istediğimiz filmlerin aldığımız biletlerin, şık şık giyinip gittiğimiz Beyoğlu’ndaki tiyatroların yerini tutmuyor. Bir de yaz aylarındaki deniz sefalarımızı çok özlerim. 

   Bugün medeniyetin eşiğinde yaşıyorsunuz. Bir karşılaştırma yapmanız gerekirse, yani artıları ve eksileri düşünerek neler söyleyebilirsiniz?

Maalesef iş hayatlarımız ve gereksinmelerimiz çok arttığından, yavaşlayıp çevremizden zevk alamaz duruma geldik. Maalesef bilgisayarların, cep telefonların ve arabaların esiri olduk. Ancak bir şeyi de inkâr etmemek lazım. Teknoloji bize tahayyül edemeyeceğimiz imkânlar sağlıyor. Dünyanın bir ucundaki ahbaplarımızla anında haberleşip bilgi alışverişinde bulunabiliyoruz. Bu değişimler sayesinde de geçmişi en iyi biçimde belgeselleştirebiliyoruz.

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın