Bu yazımızda ele alacağımız kadın peygamber Dvora, aynı zamanda tek kadın yargıç olması açısından benzersiz bir konuma sahiptir. Hâkimler (şofetim), Vaat Edilmiş Topraklar’da Yeoşua’dan sonra Yahudilere liderlik etmek üzere Tanrı tarafından atanmış kişilerdi.

" />

Yahudiliğin Kadın Peygamberleri -5: Yargıç Dvora

Bu yazımızda ele alacağımız kadın peygamber Dvora, aynı zamanda tek kadın yargıç olması açısından benzersiz bir konuma sahiptir. Hâkimler (Şofetim), Vaat Edilmiş Topraklar’da Yeoşua’dan sonra Yahudilere liderlik etmek üzere Tanrı tarafından atanmış kişilerdi.

Yahudiliğin Kadın Peygamberleri -5: Yargıç Dvora

Şu soruyu sorduğunuzu duyar gibiyim: “Neden kral değil de hâkim?” Çünkü Yahudi halkının bir kralı vardı zaten: Yüce Yaratıcı’nın Kendisi. Halkın o dönemlerde ruhani seviyesi o kadar yüksekti ki, Tanrı’nın beklediklerini kendi başlarına yapabiliyor, toplum olarak bir yöneticiye gereksinim duymuyorlardı. Tanah’ın 7. kitabı olan Sefer Şofetim’e, Sefer aYaşar(Doğrunun Kitabı) da denmesinin nedeni budur. 

İnanışa göre Dvora, İbrani 2654 ile 2694 yılları arasında Efraim Dağları’nda yaşadı. O dönemde komşu Kenaan’da günah ve putperestlik çok yaygındı. Kenaanlılar, Yahudi halkına sürekli baskı ve zulüm yapıyor, onları kendi taraflarına çekmeye çalışıyorlardı. Ancak Dvora, Aşem’e ve O’nun Tora’sına gönülden sadıktı. İçinde Tanrı korkusu olan, bilge bir kişiydi. Açıkta, bir hurma ağacının (İbranice tomer) dibinde oturur, fikir ve yardımlarına ihtiyaç duyanlar ona danışırdı. Dvora halkı herkesin duyabileceği şekilde putperestlik ve kötü uygulamalar konusunda uyarır, onları Tanrı’nın Yolu’ndan ayrılmamaya ikna ederdi. Herkes ona büyük saygı duyardı.

Dvora, adı ‘meşaleler’ anlamına gelen Lapidot adlı bir kişiyle evliydi. Bilgelerimize göre Lapidot, Şilo’daki mabette (Mişkan) yakılacak fitillerin malzemelerini getirir, Dvora da malzemeleri işleyerek meşale gibi yanacakları bir kalınlığa getirirdi. Yine bilgelerimize göre Dvora’nın hem peygamberlik, hem de hâkimliğe layık görülmesinin nedeni, Mişkan için büyük hevesle hazırladığı ve -bir bakıma- Tora’nın ışığını yayan kalın fitillerdi. Hurma (ya da palmiye) ağacının altında oturmasının nedeni ise, Yahudi halkının birlik ve beraberlik içinde olduğunu ve tıpkı palmiye yaprakları gibi gözlerini gökyüzüne kaldırdığını bütün dünyaya göstermekti.

Kenaanlılar baskılarını giderek artırınca, ülkenin en güçlü ve etkili kişileri bile düşmana nasıl karşı koyacaklarını bilemez hale geldi. Bunun üzerine Dvora, Abinoam’ın oğlu Barak’ı yanına çağırdı ve Naftali ile Zevulun kabilelerinden 10.000 adam toplayarak, demirden yapılmış savaş arabalarıyla ünlü düşmanın üzerine yürümesini istedi.

Burada biraz sıkıntıdayım, sevgili okurlar. Bazı kaynaklara göre, Dvora’nın kocası, ruhanilikten yoksun, cahil bir adamdır. Ancak Dvora halinden yakınmak yerine, kocasının Gelecek Dünya’dan (Olam Aba) pay alabilmesi için onu Mişkan’da yakılacak fitilleri üretme görevine ortak etmiş, böylece sadece kocasına değil, Yahudi halkının tamamına liyakat sağlamıştır. Başka kaynaklara göre ise şimşek anlamına gelen Barak, Dvora’nın kocası Lapidot’un diğer adıdır. Barak, Dvora sayesinde yüksek ruhanilik, hatta peygamberlik seviyesine ulaşmıştır. Sonuç? Ders çıkarılacak bir öykü: Kişi hiçbir zaman ben çok sıradan, halkın içinden basit bir adamım, bu iş benim boyumu aşar dememeli. Bilgelik, ulaşılması imkânsız bir konum değildir. İnanç ve temiz kalplilikle çalışarak ve didinerek çıkılmayacak zirve yoktur.

Şimdi, Dvora’nın kocası ister cahil Lapidot olsun, ister bazı kaynakların belirttiği gibi Yisrael’in o dönem en etkin olan kişisi Barak, ya da Lapidot=Barak olsun; Barak, Dvora’nın talep ettiği 10.000 kişiyi toplamayı kabul etti ama Dvora’nın da kendisiyle birlikte savaşa katılmasını şart koştu. Dvora’nın peygamberlik özelliğinden kuşku duyduğundan ya da ona başkaldırdığından değil... Yanında o olmadığı takdirde 10.000 kişi toplayabileceğinden kuşkuluydu. Dahası, Sisera komutasındaki Kenaan ordusunu ancak bir mucize sonucunda yenebileceğini düşünüyor ve kendi liyakatinin buna yetmeyeceğini, Dvora’nın liyakatine ihtiyacı olduğunu hissediyordu. Dvora, Barak’ın bu isteğini kabul etti ama uyarmadan da edemedi: “Savaşa ben de gelirsem, zafer sana ait değil, bir kadına ait olacaktır.”

Anlaşılan Barak, kadın erkek farkı gözetmeyen, hatta pozitif ayrımcılık bile yapmayan, kendiyle barışık bir kişiydi, sevgili okurlar. Onun için önemli olan, zaferin kime ait olacağı değil, zaferin kazanılması ve Yisrael’in düşmanının bozguna uğratılmasıydı.  

Barak, Zevulun ile Naftali kabilelerinden 10.000 kişi topladı, yanına Dvora’yı da aldı ve yürüyerek (atsız ve savaş arabasız) yola koyuldu. Bunu haber alan Sisera, muazzam ordusuyla onları karşılamaya çıktı ve Yahudi ordusunun hakkından çok kısa zamanda gelecekti ki... Tanrı aniden Sisera’nın ordusunu darmadağın etti. Yağan yağmur, savaş alanını çamur deryasına dönüştürdü. Demir arabalar balçığa saplandı. Dehşete düşen düşmanlar dört bir yana dağıldı. Heyecan içindeki Yahudi askerler de onların peşine düştü.

Yenilginin kesin olduğunu gören Sisera arabasından indi ve yaya olarak kaçtı. Saklanacak yer ararken, Moşe’nin kayınpederi Yitro’nun soyundan gelen Heber’in çadırına girdi. Heber’in karısı Yael onu içeri buyur etti, yiyecek ve içecek verdi, Sisera kendinden geçtikten sonra da, Yahudi halkına çektirdiklerinin cezasını vermek için onu öldürdü. Barak göründüğünde, Yael yoluna çıktı ve “aradığın adam burada” diyerek, Sisera’nın cesedini ona teslim etti.

Dvora’nın kehaneti böylece gerçekleşti. Savaşın zaferi Barak’a ait değil bir, hatta iki kadına aitti: Dvora ile Yael’e. Ve bu durum, “Dvora’nın Şarkısı” ile ölümsüzleşti. Düşman bozguna uğratıldı. Yahudi halkı hayatını artık dilediği gibi yaşamakta özgürdü; takip eden yirmi yılı Dvora ile Barak’ın koruması altında rahat ve huzurlu bir şekilde geçirdiler.

Farkına vardınız mı, sevgili okurlar? Metnin hemen başlarında şöyle yazmıştım: “Dvora, Abinoam’ın oğlu Barak’ı yanına çağırdı...” Mademki Barak kocasıydı, yanına çağırmasına ne gerek vardı? Akla ilk gelen, Dvora’nın peygamberlik vasıfları (nevua) kazandıktan sonra kocasıyla bir arada kalmayı doğru bulmadığıdır.

Hatırlıyor musunuz? Miriam, kardeşi Moşe’yi, eşi Tsipora’dan ayrıldığı için eleştirmiş, Aaron’a “Biz de peygamberiz, eşlerimizden ayrılıyor muyuz?” diye sormuş, bu yüzden de tsaraat (bir tür cüzam) hastalığı ile cezalandırılmıştı. Demek oluyor ki, bir kadın ya da erkeğin peygamber olması, eşinden ayrılması için geçerli bir neden değil.

Rabi Hayim Yosef David Azulay’a (1724-1806) göre Dvora’nın peygamberlik seviyesinde kaldığı sürece Barak’tan ayrılmasına gerek yoktu. Ancak halk ona hâkim sıfatıyla danışmaya başladığı zaman (bir yandan kocasına sıradan bir kadın gibi hizmet etmesi, bir yandan da yargıçlık yapması, Yisrael ve Tora açısından çelişki yaratacağından) kocasını kendisinden uzaklaştırdı. Günümüzde, meslek sahibi kadınlar kocalarına hizmet etmiyor mu, diye soracak olursanız... Peygamberlikten ve Tanrı ile doğrudan iletişimden söz ediyoruz, sevgili okurlar.

Kabala’ya göre insan, Aşem’in kendisi için amaçladığı mükemmelliğe ulaşıncaya kadar bu dünyaya defalarca, başka başka enkarnasyonlarda gelir. Daha önceki yazılarımızdan hatırlayacaksınız: örneğin Ester’in Aman’ın heykelinin önünde eğilmeyi reddeden kuzeni Mordehay, altın buzağının yapılmasına güçlü bir şekilde itiraz edemeyen Aaron’un enkarnasyonuydu. Bu hatasını Mordehay olarak telâfi etmişti. Ari aKadoş’un öğrencisi ünlü Kabalist Hayim Vital, Şaar aGilgulim (Reenkarnasyonlar Kitabı) adlı eserinde konuyu ayrıntılı bir şekilde ele alır. Galgal sözcüğü, İbranice tekerlek anlamına gelir. Aynı köke sahip olan gilgul sözcüğü, hayatın döne döne tekrarlanması anlamında, reenkarnasyon için kullanılır.

Dvora kimlerin gilgul’uydu peki? İtalyan Rabi, Talmud âlimi ve Kabalist Rabi Azarya Mipano’ya (1548-1620) göre Dvora, Yeuda’nın dul gelini Tamar’ın (ki, Kral David’in atalarından biridir) enkarnasyonudur. Tomer sözcüğünün tıpkı Tamar gibi yazılması, bunun ipucu olarak kabul edilir. Dvora’nın tomer’in altında oturması, Tamar’ın dört yol ağzında oturması ve bu yüzden fahişe sanılmasının tikun’udur. Hani size Tora olayları mutlaka meydana geldikleri sıra ile anlatmaz, bazen bambaşka bir öyküye atlar demiştim ya? Yeuda ile Tamar’ın öyküsü de öyle sırasız gelir. Bir başka yazımda bu konuya derinlemesine değinirim. Söz... Aşem kısmet ederse.

Bir başka kaynağa göre ise Dvora, Moşe’nin karısı Tsipora’nın reenkarnasyonudur. Bunun ipucunu nerede buluyoruz? Dvora’dan eşet lapidot (ateşin kadını) olarak da söz edilir. Tanrı, Moşe’ye ilk kez yanan çalılıktan göründü. Tora, Sinay’da alevler, gökgürültüsü ve şimşekler eşliğinde verildi. “Ateşin kadını”nın kocasının adının şimşek (Barak) olması doğal değil mi?

Tsipora, babası Yitro’nun yanında kaldığından, Yam Suf’u Bene Yisrael ile birlikte geçmemiş ve Miriam’ın Şarkısı’na katılamamıştır. Moşe ile birlikte şarkı söyleyememek, Tsipora için büyük üzüntü kaynağı olmuştur. Ancak zaferden sonra Dvora’nın ağzından şarkı söylemek, acısını hafifletmiştir.

Dvora’nın, şarkısını Gan Eden’de her gün söylemeye devam ettiğine inanılır. 

Kaynaklar:

1)The Navi Journey – Sefer Shoftim

Rabi İlan Ginian, Kol MeHeichal Publishers, Jerusalem, 2010

2) www.chabad.org – The Prophetess Deborah

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın