Alüminyum Hurda Geri Dönüşüm

yanetki’de Yalnız Batı

Yalnız Batı ‘yalnızlık’ teması üstünden, insani değerleri hızla kaybolmaya başlayan, bu boşluğun yerini hiçbir şeyle dolduramayan, sevgi gibi en temel duygularından dahi uzaklaşmış sıradan diyebileceğimiz günümüz insanlarının hikâyesini anlatıyor.

yanetki’de Yalnız Batı

Bahçeşehir Üniversitesi’nde öğrenciyken bile tiyatronun hayatlarının bir parçası olacağını bilen, aralarında Faruk Barman’la Serkan Üstüner’in de bulunduğu bir grup öğrenci, mezun olduktan sonra 2008’de Tiyatro Gramofon’u kurmuşlar. 2009-2010 sezonunda Serkan Üstüner’in Tanzimat Dönemi İstanbul’una uyarlayarak yönettiği ve Comedia dell’Arte ile Geleneksel Türk Tiyatrosu unsurlarını bir arada başarıyla kullandığı Goldoni’nin İki Efendinin Uşağıile adlarını duyurmuşlar. Tiyatro Gramofon serüveni pek uzun ömürlü olmayınca Faruk Barman, günümüz insanının hikâyesini anlatmak, seyircisine düşünme ve sorgulama imkânı sağlamak amacıyla 2011 yılında yanetki’yi kurmuş.

Sanat yönetmeni olarak, artık Bahçeşehir Üniversitesi’nde öğretim görevlisi genç bir akademisyen olan Serkan Üstüner’den başkasını düşünmemiş tabii ki. Başka bir genç akademisyenin, Elif Baş’ın da proje ekibine katılmasıyla, günümüz insanının yaşadığı güncel ve toplumsal konuların işlendiği, çağdaş tiyatronun en iyi oyunlarınıseyirci ile buluşturabilmek için modern tiyatro metinleri üzerinde uzun ve hummalı bir araştırma süreci başlamış.(Barman, çağdaş metinlerde ısrar edilmesinin nedenini, “bizim gördüğümüz dünyayı gören, bizim yaşadığımız dünyanın güzellikleri ve sorunlarıyla yaşayan yazarların oyunlarını oynama isteği”ne bağlıyor.)

Sürecin sonuna gelindiğinde, Elif Baş’ın çevirip dramaturjisini yüklendiği, Serkan Üstüner’in yönettiği İrlandalı yazar Martin McDonagh’ın Yalnız Batıisimli kara komedisiyle başlamaya karar vermişler. Yakında, Sami Berat Marçalı’nın yönettiği ve ülkemizde daha önce Kürklü Merkür, Korku Tüneli, Kâinatın en Hızlı Saati gibi oyunları sahnelenmiş olan Philip Ridley’nin Camdan Yapraklar’ını da sahneleyecekler.?İş bulmak için İngiltere’ye yerleşen İrlandalı bir inşaat işçisi ile temizlikçi eşinin iki oğlundan biri olarak 1970’de Londra’da doğan Martin McDonagh, hep bu kentte yaşamış ama, çocukluk ve ilk gençlik yıllarında yazlarını ailece, İrlanda’nın Connemara bölgesinde geçirmiş. Oyunlarında çoğunlukla bu bölgede duyduğu öyküleri kullanmış.

Yaşayan en önemli İrlandalı yazarlardan biri kabul edilen McDonagh, İstanbul izleyicisinin yabancısı değil. Bol ödüllü The Beauty Queen of Leenane / Leenane’in GüzellikKraliçesi 2000’lerin başlarından itibaren yıllarca Devlet Tiyatrosu’nda oynanmış. The Lieutenant of Inishmore / Inishmore’lu Teğmen, -her ne hikmetse terfi ettirilip- Inishmore’lu Yüzbaşı adıyla 2003’de Kenter Tiyatrosu’nca sahnelenmiş; Six Shooter adlı kısa filmiyle 2005’de Oscar ödülü almış;yazıp yönettiği ilk uzun metrajı In Bruges gerek izleyicilerin gerek eleştirmenlerin beğenisini kazanmış ve festivallerde ödüller almış.

McDonagh, 16’sına geldiğinde, aynı yaşta yazar olmak için okulunu bırakan ağabeyi John Michael’ın izinden evi terk etmiş. İki kardeş bir süre yaşamlarını sosyal yardım kurumlarının desteği ile sürdürmüşler, ebeveynleri İrlanda’ya döndükten sonra tekrar doğdukları eve yerleşmişler.Küçük yaşlardan beri acayip, komik ve ürkünç öyküler yazmaya meraklı olan Martin, önce sinemaya yönelmiş ve yazdıklarını film şirketlerine göndermiş. Ancak 1994’de John Michael, Kaliforniya’ya senaryo eğitimi almaya gidince oyun yazmaya yönelmiş ve 9 ayda 7 oyun yazmış.

1990’ların başında İrlanda’nın Connemara bölgesinde Leenane köyünde geçen TheBeauty Queen of Leenane,  A Skull in Connemara ve TheLonesome West, hem aynı yörede geçtikleri, hem de kimi olaylar ve karakterlerden her üç oyunda da bahsedildiği için Leenane Üçlemesi; Connemara yakınlarındaki Galway Körfezi’ndeki üç Aran adasında  (Inishmore, Inishmaan ve Inisheer) geçenThe Cripple of Inishmaan, The Lieutenant of Inishmoreve The Banshees of Inisheer ise Aran Üçlemesi başlıkları altında toplamış.

TheBeauty Queen of Leenane’ın ilk kez 1996’da sahnelenmesi, kimsenin tanımadığı, o güne kadar işsizlik yardımı ile yaşamış olan McDonagh’ı aniden İngiltere’nin yeni edebi şöhreti yapıvermiş.1997’de Shakespeare’den beri ilk kez, profesyonel Londra sahnelerinde aynı anda dört oyunu birden oynanmış.

İngiltere’deki tiyatrolar, uzlaşmasız tutumu nedeniyle İRA’nın bile saflarından çıkarmak zorunda kaldığı başkişisi nedeniyle The Lieutenant of Inishmore’u sahnelemeyi göze alamayınca McDonagh, oyunu İngiltere’de sahnelenmedikçe tiyatro için yazmayacağını söylemiş. Lieutenant 1994’de İngiltere’de oynandığında hiç oynanmamış olan yedinci oyununu The Pillowman adıyla tekrar ele almış.

2004’den beri sinemaya yönelen McDonagh, In Bruges’den sonra tekrar tiyatroya dönmüş ve Amerika’yı mekân tutan ilk ve tek oyunuA Behanding in Spokane’i yazmış(2010). HalenSeven Psycopaths adlı yeni filmini çekiyor.

Leenane Üçlemesi’nin son halkası TheLonesome West, ‘yalnızlık’ teması üstünden, insani değerleri hızla kaybolmaya başlayan, bu boşluğun yerini hiçbir şeyle dolduramayan, manevi değerlerini -dini bile- unutan, sevgi gibi en temel duygularından dahi uzaklaşmış ve kötü değil ama sıradan diyebileceğimiz günümüz insanlarının hikâyesini anlatıyor.(S.Üstüner) Yalnız Batı,birbiriyle geçinemeyen iki kardeşin, Coleman ile Valene’in kaza kurşunu(!)” ile ölen babalarının cenazesinden dönüşüyle başlar. Kardeşler kavga etmek için hiçbir fırsatı kaçırmazlar: patates cipsi, kadın dergileri, aziz heykelcikleri, uçan zenciler ve özellikle kullanılmayan bir fırın yüzünden her an kıyamet kopabilir. Valene’in takıntısı, dini heykeller ve kaçak içkidir. Colene’inse aklı fikri yemektedir ve bedava sosis ya da “vol au vent” yemek için hiç bir cenaze törenini kaçırmaz. Allah için Leenane’de de cenaze kıtlığı yoktur!

McDonagh için “tiyatronun Tarantino’su” deniyor. Evde kalmış kızların son aşk umutlarını yok eden annelerini katlettikleri, kocaların karılarını önce öldürüp sonra da araba kazası süsü verdikleri, saç modeline laf ettiği için oğulların babalarının kafasına kurşun sıktığı, bu cinayetleri herkes bildiği halde, biraz umursamazlıktan, biraz da ‘pub’larda dedikodusunu yapabilmek için kimsenin ihbar etmediği, hayvanlara işkencenin eğlence olarak görüldüğü, kimseye faydası dokunamayan koyu Katolik din adamlarının inançlarını kaybedip kendilerini içkiye verdiği, kimsenin öldürülmediği günlerde de insanların intihar ettiği Leenane’de geçen oyunlarını izleyiciyi çoğunlukla kahkahalarla güldüren kapkara komedi tonunda kurgulayabildiği için bu yoruma katılmamak mümkün değil. Ama bence, ilk gençliğinden beri sinemaya ilgi duyan ve etkilendiği yönetmenler arasında David Lynch’in adını da verenMcDonagh’ın öykülerinde birLynchtadı da var. Aynen o sakin, pırıl pırıl Amerikan kasabalarındaki kötücüllüğü hınzır bir mizah duygusu ile ortaya döken Lynch gibi, McDonaghda ıssız bir gölün kenarındaki köyün sakin ve dingin yaşamının altında yatan ürkünç gerçekleri karabasanla güldürüyü harmanlayarak veriyor.

Serkan Üstüner’in oyunu yorumlaması her türlü övgüyü hak ediyor. Traji-komik ton çok doğru tutturulmuş, 100 dakikayı aşan sürede tempo hiç düşmüyor ve Leenane’ın o puslu, sigara ve alkol kokan publarının ‘İrlandalı’ tadı büyük bir başarı ile verilmiş.

Mezarlık-Ev İçi-Göl Kenarı gibi farklı mekânların oyun alanında halledilişi de çok iyi.

Üstüner’in oyuncu yönetimi de çok başarılı. Bu başarıya oyuncularının çok büyük katkısı var: Bornova Bornova filminin ödüllü oyuncusu Damla Sönmez (Girleen) henüz insani duygularını yitirmemiş genç kızda çok iyi. sıfırnoktaiki’den tanıdığımız. Alkolik din adamı olarak Murat Mahmutyazıcıoğlu harikalar yaratıyor. Peder Welsh’in neredeyse hiç ayık gezmediği oyun süresince umutsuzluğunu, mutsuzluğunu ve duygusallığını abartısız ve ölçülü bir sarhoşlukla dengelemesi çok etkileyici. Oyunun asıl lokomotifi yine sıfırnoktaiki’den Deniz Karaoğlu (Coleman) ve yanetki’nin kurucusu Faruk Barman (Valene). Üstüner, Coleman’ın vurdumduymazlığı ile Valene’in takıntılarının karşıtlığını çok iyi kullanmış. İkili bitmez tükenmez bir enerjiyle içiyor, konuşuyor, kavga ediyor, dövüşüyor, yine içiyor, yine dövüşüyor, yemek yiyor ve yine kavga ediyor.

McDonagh’ı henüz keşfetmemişseniz Yalnız Batı tanımak için büyük bir fırsat. Yok zaten Devlet Tiyatrosu ya da Kenter’lerde izlemişseniz, “öyle değil, böyle oynanırmış” demek için yine Yalnız Batı’yı izleyin derim.

Hepinize iyi seyirler.?

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın