Bir televizyon sokak söyleşisinde, kalabalık bir caddede insanlara Japonya’nın nerede olduğunu soruyorlar. Kimi Antartika’da, kimi Afrika’da, kimi de Avrupa’da derken, biri ise uzun uzun düşünüp öyle bir yanıt veriyor ki, şapka çıkarmamak mümkün olamıyor.

" />
Alüminyum Hurda Geri Dönüşüm

Aslan demokrasi

Bir televizyon sokak söyleşisinde, kalabalık bir caddede insanlara Japonya’nın nerede olduğunu soruyorlar. Kimi Antartika’da, kimi Afrika’da, kimi de Avrupa’da derken, biri ise uzun uzun düşünüp öyle bir yanıt veriyor ki, şapka çıkarmamak mümkün olamıyor.

Bir İtalyan’a şu soruyu soruyorum: “Nasıl oluyor da Berlusconi hâlâ iktidarda? Neden hâlâ bu kadar büyük desteğe sahip? Nedir bu ‘bunga bunga’ partilerinin çürümüşlük iklimi?”

Yanıt akıllıcaydı: “Demokrasi!”

İtalyan, devam ediyor: “Ekonomi çok iyi İtalya’da. Şirketim ve ben iyi kazanıyorum. Hükümet vergilerimi de artırmadı. Daha ne olsun?”

Ben de, “işte budur” diyorum içimden. “Demek ki,” diyorum, “Demokrasi denilen mesele, bireylerin kendi mutluluk arayışlarını ne güzel de kullanıyormuş!” İşte, postmodern bir Avrupalı’nın hayata bakışı: “Ben mutluysam, ben geçiniyorsam, beni yönetenler ne yaparsa yapsınlar, umurumda değil!”

Ah demokrasi, vah demokrasi. Demek ki ‘sandık demokrasisi Avrupa’da da geçerliymiş.

Kimilerinin mutluluğu, diğerlerinin mutluluğuna gölge etse, farketmiyor. İktidarın sahibi seks partileri düzenleyebilir, yolsuzluklara karışmış olabilir, kimilerini kayırmış olabilir ama ne gam! “Etik değerler” gibi demode ifadeler mi dediniz yoksa?!...

Japonlar ‘öteki’yi düşünerek nefes alıyor. Batı kültürü ise bireyin kendi odağından ilerliyor.

Lâkin, ilginç dersleri de var bu bireyci yaklaşımın. Almanya’da, Merkel sandık başında geçtiğimiz hafta hiç beklenmedik bir yerden öyle bir darbe alır ki, hayatını olmasa bile, görüşlerini ciddi ciddi sorgulamaya başlar.

Japonya’daki tsunami, Merkel için siyasi deprem olur. Almanya’nın en zengin, en aristokrat merkez sağ elitlerinin bölgesi Baden-Württemberg’de yapılan eyelet seçimlerinde beklenilenin aksine Merkel’in partisi Hıristiyan Demokratlar büyük yenilgi alırken, iktidarı Yeşiller Partisi’ne devreder. Ve koca eyaleti yeşillerin eski bir komünist siyasetçi olan başkanı yönetecek!

Bu tarihi yenilginin tek nedeni vardı: Japonya’daki deprem ve tsunaminin yerle bir ettiği nükleer reaktörlerin yarattığı büyük tehlike!

Almanya’nın elektriğinin yüzde 25’i ülkede bulunan nükleer santrallerden geldiği için, Merkel “Japonya’daki felâket ve büyük tehlikeye karşın nükleer enerjiden ödün vermeyeceğiz, o bizim motorumuzdur” deyince sağlığını ön plana alan zengin sağcı oyverenler, oylarını eski bir komüniste verecek kadar sandık demokrasinin gücünü göstermiş oldular…

Üstelik iktidara getirdikleri Yeşiller, bireyleri gözlem altına alan ve özel hayatı yerle bir eden dijital teknolojinin bazı uygulamalarına da karşı geliyor. Modern hayatın insanı rahata erdiren ama gittikçe kıskaca almaya başlayan kimi teknolojik devrimlerin uygulanmasına da kırmızı kart çıkarıyorlar.

“Zorlama modernizm’e hayır” sloganı bugün Almanya’da büyük ses getiriyor.

Merkel ise seçim sonuçlarından sonra ‘hizaya gelip’ bu durum karşısında vatandaşını dinlemek zorunda kalıyor. Bireyin nükleer tehlike korkusu, sandık demokrasisinde Merkel’i nükleer enerji konusunda ani frene bastırmış oluyor!

Sonuç olarak demokrasi, sandık demokrasisine dönüşse bile yönetim tarzlarının en iyisi olmaya devam ediyor.

Demokrasinin en büyük açmazı ise sandıktan çıkan çoğunluğun, azınlığa karşı nasıl pozisyon alacağı olsa gerek.

Demokrasi aslında, “azınlığın haklarının korunduğu bir yönetim sistemidir” diyenler teoride haklı olabilirler.

Lâkin sorarım size, böyle bir demokrasiye çok rastlıyor muyuz?...

Demokrasinin olmadığı ülkeleri ise görüyoruz bugünlerde. İşte Suriye. Halkını baskı altında tutmak için habire bir düşman yaratarak iktidarda kalabiliyorlar orada ve benzer coğrafyalarda.

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ülkedeki demokrasi arayışları için sokağa dökülenleri İsrail’in yönlendirdiğini söylerken hiç de şaşırtıcı bir bakış açısı getirmiş olmuyordu. Zira oyunun kuralları hep aynı kalmak zorunda. Kitleleri uyutmak için bir düşman şart her daim!...

Dışişleri Bakanımız Davutoğlu, “isyanların arkasında yabancı kaynak yok, isyanlar halk tarafından gerçekleştiriliyor” derken Türkiye’nin o ülkelerden, uzak ara ilerde olduğunu bir kez daha göstermiş oluyordu…

İyi ki varsın demokrasi!...

***

Televizyonda bir sokak söyleşisinde kalabalık bir caddeden geçenlere, Japonya’nın nerede olduğunu soruyorlar. Kimisi Antartika’da, kimisi Avrupa’da hatta kimisi Afrika’da derken, biri uzun uzun düşündükten sonra “Japonya yurt dışındadır” deyince güzel memleketimin eğitimsiz ama akıllı insanına şapka çıkardım.

Ve, “yaşasın demokraaasi, o halde”, dedim!...

Twitter.com/ basyazar

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın