5770 yılı her yönü ile sıkıntılı ve üzüntülerle dolu geçti. Ortadoğu’daki olumsuz gelişmelerin yanı sıra cemaat bireyleri olarak da peş peşe gelen zamansız kayıplarla sarsıldık. Moiz Aziz dostumun vefatı bu acı dolu zincirin son halkasıydı.  Yahudi yeni yılında dilemek istediğim o denli çok temenni var ki…

" />
Alüminyum Hurda Geri Dönüşüm

Aziz dostumun ardından…

5770 yılı her yönü ile sıkıntılı ve üzüntülerle dolu geçti. Ortadoğu’daki olumsuz gelişmelerin yanı sıra cemaat bireyleri olarak da peş peşe gelen zamansız kayıplarla sarsıldık. Moiz Aziz dostumun vefatı bu acı dolu zincirin son halkasıydı.  Yahudi yeni yılında dilemek istediğim o denli çok temenni var ki…

Geçtiğimiz hafta Tilda Levi’nin, ‘Moiz Aziz’in anısına’ kaleme aldığı köşe yazısında yer alan şu sözler kurşun gibi içimde yer etti: “Şimdilerde, artık ne Yasef Efendi gibi seyyar tuhafiyeciler kaldı, ne de Moiz Aziz.”

Moiz Aziz, Gila Kohen Öykü Yarışması’nda ödül kazan Eli Aji’nin “Dantelacı” öyküsünden yola çıkarak Eytan İpeker tarafından senaryolaştırılıp yönetilen kısa filimde Yasef Efendi rolünü başarı ile canlandırmıştı.

Kiminin kulaklarında Moiz Aziz’in “Daantelacı” diyen sesi hep çınlayacak, kimi ise onu 17 yıl hizmet verdiği İhtiyarlar Yurdu Derneği’nin dinamik, her an yeni projeler üreten başkanı olarak hatırlayacaktır.

Ben ise 40 yıllık bir arkadaşımı yitirmenin burukluğunu hiçbir zaman içimden silemeyeceğim. Heyhat, İsak Kolman dostumun, Sirkeci’de, köşede, o dönemde meyve suyu satan büfelerin önünde, bizleri tanıştırmasından tam 40 yıl geçmiş… Daha yeni Edirne’den İstanbul’a gelmiş, Boğaziçi Üniversitesi’nde okumakta olan bir gençti Moiz.

Geçen yıllar ise onda fazla bir iz bırakmadı. O simsiyah, gür, tek bir teli bile beyazlaşmamış saçları ile her ne kadar, kimi zaman “estetik mi yapsak acaba” diye espri yapsa da, sanki hep zamana karşı meydan okur gibiydi.

Yine de zamana mı yitik düştü, mukadderat veya alın yazısı mı desek, aramızdan fazlası ile genç yaşta ayrıldı. Oysa ben son ana kadar, “şaka yaptım, bir yere gittiğim filan yok” diyerek çıkıvermesini bekledim. Ama beyhude, o çoktan cennet katında yerini almıştı.

Yurt dışında bulunduğum sırada, e-postamdan, ‘önemli’ bir ameliyat geçirdiğini okuyup, Kolman’dan gelen yanıttan acı gerçeği öğrendiğimde yeni doğan torunumun yanı başında, gözlerimden boşalan yaşları tutamadım. Yaşam ne kadar acımasızdı; mutluluk ve mutsuzluk sanki iki ikiz kardeş…

Oysa Moiz Aziz’in kızı Nensi’nin cenaze töreninde, İhtiyarlar Yurdu Başkanı Janet Mayer ve Cemaat Başkanı Sami Herman’dan sonra yaptığı konuşmada dile getirdiği gibi dostumuzun arkasından ağlayarak değil, nüktelerini anımsayarak onu yâd etmeliydik.

Moiz çok yoğun iş yaşamı, dernek faaliyetleri arasında hiçbir zaman sevgili eşi Lena’sını ve kızlarını ihmal etmedi, örnek bir aile babası oldu. Sporunu hiç aksatmaz, seyahat etmesini severdi. İnsanca yaşadı, insan gibi yaşadı.

Anımsıyorum, 16 yıl kadar önceydi; ben yatağımda bel fıtığı krizinden kıvranırken ziyaretime geldi. Bu rahatsızlıktan mustarip olanlar bilir, ilmin tükendiği yerde çaresiz her türlü kocakarı yöntemlerine başvurulurdu o yıllarda. Geçmişte aynı rahatsızlığı geçiren Moiz de, biçare nasihatlere uymuş, beline bir naylon torba içinde “iyi gelir, dene göreceksin” dedikleri bir biftek parçasını bağlamıştı.

Tabi günler geçti, et kokmaya başladı, Moiz kokuyu hissediyor, ama nereden geldiğinin farkında değil. Ta ki bir gün, bir alışveriş merkezinde naylon torba belinden yere düşene dek…

Bu öyküyü onun ağzından kendine özgü abartılı anlatımı ve mimikleri ile dinlemek gerekirdi. O anda acılarımı unutup kriz halinde güldüğümü hatırlıyorum.

Nensi, cenaze töreninde babasının günlük yaşantısından hepimizi gülümseten birkaç örnek anlattı. Ben de aklıma gelen bir tanesini paylaştım.

Gülmeyi, güldürmeyi, taklit yapmayı, parodilerde rol almayı yaşamının önemli bir hobisine dönüştüren Moiz dostumun o koca cüssesiyle Kuğu Gölü Balesi’nde dans ederken hepimizi öldüresiye güldüren gösterisini hiçbir zaman unutmayacağım. Moiz Aziz’in yokluğu bende her daim bir boşluk yaratacaktır. Hem aziz bir kişiydi, hem de Aziz Nesin’i anımsatan bir mizah anlayışına sahipti.

Yıllar boyu yaşlılara yardım elini uzatarak kutsal bir görev yüklendi ama yaşlılığını yaşayamadı. Toprağı bol, mekânı cennet olsun…

***

Roş Aşana’nın Şeker Bayramı ile aynı güne rastlaması ve gazetenin dağıtımının mümkün olamaması nedeniyle Şalom’un bayram sayısının ilkini bu hafta yayımlıyoruz.

Her yönü ile sıkıntılı ve üzüntülerle dolu bir yıl geçirdik. Yahudi yeni yılında  dilemek istediğim o denli çok temenni var ki…

ŞANA TOVA.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın