Yazar Mario Levi gençlik anılarını aktarırken, ben de çocukluğumu ve gençliğimi aynı yörelerde geçirdiğim için, nostalji yolculuğunda ona refakat ettim ve onunla aynı heyecanı paylaştım

" />

Herkesin anlatacak bir öyküsü vardır/ Mario Levi’den GENÇLİK YILLARINDA İSTANBUL YAŞANTISI

Yazar Mario Levi gençlik anılarını aktarırken, ben de çocukluğumu ve gençliğimi aynı yörelerde geçirdiğim için, nostalji yolculuğunda ona refakat ettim ve onunla aynı heyecanı paylaştım

Herkesin anlatacak bir öyküsü vardır/ Mario Levi’den  GENÇLİK YILLARINDA İSTANBUL YAŞANTISI

Gençlerin sosyal yaşantıları ve eğlence şekilleri

Çocukluk yıllarımı Şişli’de Sıracevizler Caddesi’nde geçirdim. Şişli’de Yahudilerin oturduğu üç önemli sokak daha vardı: Kocamansur Sokak, Hanımefendi Sokak ve Perihan Sokak. Sıracevizler Caddesi’nde sadece Türk filmleri oynatan bir sinema vardı: Kervan Sineması. Bir de Kervan’ın, yaz akşamları film izlemeye gittiğimiz açık hava sineması vardı. 19 yaşıma kadar ailemle Şişli’de oturduk. O dönemdeki birçok Yahudi aile gibi, evimizde üç dil konuşulurdu: Türkçe, Fransızca ve Judeo-Espanyol. İlkokulu o yöredeki çocuklar gibi, bir devlet okulu olan Ondokuz Mayıs İlkokulu’nda okudum. İlkokuldan sonra Saint Michel Fransız Lisesi’ne girdim. Okulumuzda kız ve erkek öğrenciler birarada okuduğumuzdan, onüç ondört yaşın heyecanı ile sınıfımızdaki kız öğrencilere aşık olurduk.

Ergenlik yıllarında sinemalar hayatımızda çok önemli bir yer tutardı. Ama bizler için filimler değil, sinemalar önemliydi. Sinemalar bizim sosyal yaşantımızın önemli bir bölümünü teşkil ederdi. Cumartesi günleri Konak Sineması’nın ünlü beş seansı bütün gençlerin buluşma yeriydi. Tabii maksat film seyretmek değil, şamata yapmaktı. Film boyunca ıslık çalar, birbirimize laf atardık. Bir de annelerimiz babalarımız hafta sonları ve hafta ortası belli geceler için sinemalara kombineler alırlardı. Benim annemin ve babamın Konak ve Site Sinemalarına kombineleri vardı. Bazı geceler onlara iştirak ederdim. Site Sineması’nda filmden önce İlhan Gencer ve Ajda Pekkan birlikte sahneye çıkar, canlı müzik yaparlardı. O dönem Ajda Pekkan’ın ünlü olmaya başladığı ilk yıllardı.

Yazları Erenköy’e veya Suadiye’ye yazlığa gidilirdi. Yaz aylarında da plajlar biz gençler için çok önemli bir mekândı. Caddebostan Plajı, Suadiye Plajı, ve bir de Maltepe’de Süreyya Plajı’na  giderdik. Açık hava sinemaları Ozan, Budak, Çiçek, gençlerin öğleden sonraları piyasa yaptıkları ünlü Bağdat Caddesi ve gençlerin buluşma noktası Borsa Pastanesi yaz aylarının vazgeçilmez mekânlarıydı.

Kış aylarında sinemalardan başka tiyatrolara da gidilirdi. Biraz daha büyüdüğümüzde haftasonları en çok gittiğimiz yer diskolardı. Elmadağ’da Parizyen’in arkasındaki 33 ve Hidromel en çok takıldığımız diskolardı. Yaz aylarında Erenköy’deki 33, hafta sonları o yörenin gençleri ile dolup taşardı. Ben en çok rock müziğini severdim, evde bu tarzda plaklarım vardı.

Pazar sabahları ise, arabalarla Boğaz’a çay içmeye ve börek yemeye giderdik. Bir de Pazar günleri zaman zaman onbeş -yirmi kişi toplanır Sultansuyu’na, Çırçır’a, yazları ise Yakacık’a piknik yapmaya giderdik. Karpuzlar, börekler arabalara yüklenir piknik yöresine doğru yola çıkılırdı. Bu yaşantı şeklinin bugün artık değişmiş olması beni çok üzer. Gençliğimde ben bir futbol fanatiğiydim. Bugün değişmeyen tek şey gençlerin futbol aşkı, diyebilirim.

  O dönemin yemek alışkanlıkları ve meyhane kültürü

O zamanlar çok çeşitli balıklar yenirdi. Palamut ve lüfer bugün hala yenir ama uskumru yeme alışkanlığımız kayboldu. Çiroz da artık yenmiyor. Bir de vaht vardı. Tuzlu uskumruya vaht derdik. Vaht lakerda gibi hazırlanırdı, bir farkı vardı, o da vaht yapmak için uskumbruyu tuz ile pişirilirdi. Boğaz’da özellikle Tarabya’da ve Kireçburnu’nda birçok balık restoranları vardı. Hiç unutmam, Tarabya’da deniz kıyısında uzanan  balık restoranlarının bir kısmı bugün artık kapandı, bir kısmı ise halen açık. Örneğin Façyo kapandı, Moda’daki Koço ise halen çalışıyor. Bir de o yıllar, İstanbul’da Rum restoranları revaçtaydı. Meyhane kültürü Türkiye’de asırlar boyu devam etti. Osmanlı İmparatorluğu döneminde ülkemizdeki büyük meyhanelerin aşağı yukarı hepsini Rumlar çalıştırırlardı. Meyhanecilik Rumların mesleği idi. Onlar  ülkeyi terk etmek zorunda kalınca, meyhane kültürü de sona erdi.

  Dini vecibeler

O dönem Bar-Mitzva ritüelleri bugünkünden çok farklı değildi. Bar-Mitzva’lar sinagoglarda sabahları Tefilla’da veya akşamüstleri Minha’da yapılırdı. Aynı günün akşamına da bir resepsiyon verilirdi. Ancak bugün bu kutlamalar daha lüks yapılıyor. Bunun nedeni de eskiden fazla zenginliklerin olmayışıdır. Bugün ülkemiz, şehrimiz çok daha zengin. Bugün artık İstanbul yaşantısının bir Avrupa şehrinden farkı yok. O zamanlar çok şeyimiz eksikti. Annelerimiz babalarımız bize çok para vermezlerdi. Mütevazi bir hayat şeklimiz vardı ama bir şikayetimiz de olmazdı, kendimizi mutlu hissederdik.

Ailem dindar  değildi. Fakat babam için Cuma akşamları çok önemliydi. ‘Her gece dışarı çıkabilirsin ama Cuma akşamları evdesin’ derdi babam bana. Çoğu ailede de bu durum aynıydı. Cuma akşamları erikli gelincik balığı (gaya kon abramila) yemek değişmeyen bir alışkanlıktı. Bir de pırasa köftesi, kabak dolması ve kabak yapraklarından yapılan kaşkarikas yemeği cuma gecesi masamızdan eksik olmazdı. Bugün, annemden öğrendiğim bu yemekleri çok güzel pişiririm.

  Toplumumuzun yaşantı şekli

Benim küçüklüğümde her şey kalıplar halindeydi. Kadın evde çalışır, çocukları ile ilgilenir, yemek pişirir, ev işlerini yapardı. Erkeğin görevi ise ailenin geçimini sağlamaktı. Erkeklerin büyük bir bölümü ticaret yapardı. Ticaretten başka, çok fazla farklı meslek dalı yoktu. Yahudi erkekleri çoğunlukla tüccar, doktor veya avukat olurdu. Bugün artık çok şey değişti. Kadınlar artık çalışıyor. Bugünkü kadınlar çok daha entelektüel; entelektüel konularla ilgileniyorlar. Erkekler ise artık sadece ticaret yapmıyorlar. Bugün artık çok çeşitli meslek dalı var. Çoğunluk artık büyük firmalarda çalışıyor. Hatırlarım, o zamanlar kadınlar eşlerinin iş yerlerine götürmeleri için sefertasılara evde pişirdikleri yemekleri koyarlardı. Tabii bunun nedeni de yemek için fazla para harcanmasını engellemekti.

Bir yerden bir yere dolmuşla veya otobüsle gidilirdi. Karaköy’den Kadıköy’e de sadece vapurla geçilebilirdi. Bir de, sürekli boynuzları yerinden kopan troleybüslerimiz vardı. Troleybüs durdurulur, şoför iner, boynuzları yerine takar ve yola devam ederdi. Bugün yurt dışında birçok ülkede hala troleybüs var. Son olarak 2006 yılında Kanada’da troleybüse bindim.

  Bugünkü gençlerin yaşantısı ile karşılaştırma

Bugünkü gençlerden çok farklı idik biz. Gençliğimizde üniversitede okurken politik ideallerimiz vardı. Daha güzel bir dünya için ideallerimiz vardı. Bugün artık bu idealler yok. Bugünkü gençler materyalist ve bencil yetişiyorlar. Bir de, bizim gençliğimizden kazandığımız en önemli olgu, birbirimize olan sevgimizdi; grup sevgisi, bir arada olmak, birlikte yaşamak sevgisi. Bu nedenle maalesef bugün ben kendimi biraz yabancı hissediyorum.

Geçim mücadelesine gelince, bugün eğitimlerini bitiren gençler için hayat daha zor. Gençler iş bulmakta çok zorlanıyorlar. Tabii ki bizim için de kolay değildi, ama bugünkü kadar da zor değildi.

Bir de, maalesef bugünkü gençler kitap okumayı sevmiyorlar. Gençleri eleştirmeyi sevmiyorum çünkü babalarımız bizi çok eleştirirdi. Fakat gençlere en büyük tavsiyem, çok kitap okumaları olacak.

Çok yer gezdim fakat bugün tekrar dünyaya gelseydim, tüm hislerim ve düşüncelerim ile yaşayabileceğim tek şehir yine İstanbul olurdu herhalde. Fakat bunun yanında, gençlere maalesef çok güzel hayat şartları bırakamadığımıza da üzülüyorum.

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın