19. yüzyılda Levi Strauss‘un    hayatımıza kattığı ‘Blue Jean’ler her zaman vazgeçilmez oldu. Levi Strauss ve ‘Blue Jean’in öyküsü gerçek bir başarı öyküsüdür.

" />
Alüminyum Hurda Geri Dönüşüm

Tarihin Gizli Ünlüleri/ Bir başarı öyküsü: LEVI LOEB STRAUSS

19. yüzyılda Levi Strauss‘un    hayatımıza kattığı ‘Blue Jean’ler her zaman vazgeçilmez oldu. Levi Strauss ve ‘Blue Jean’in öyküsü gerçek bir başarı öyküsüdür.

Tarihin Gizli Ünlüleri/ Bir başarı öyküsü: LEVI LOEB STRAUSS

Levi Strauss’un babası Hirsch Strauss hayatını seyyar manifaturacılıkla kazanıyordu. 1822 yılında ölen ilk eşinden dört çocuğu vardı; Jacob, Jonas, Lippman (Louis) ve Maila (Mary). Baba Strauss, eşinin ölümünden bir süre sonra Rebecca Haas ile evlendi. Bu evlilikten iki çocuğu daha oldu: Vogela (Fanny) ve Loeb (Levi).

Ailenin en genç üyesi Levi 26 Şubat 1829’da Bavyera’nın Buttenheim kasabasında doğdu. O dönemlerde Buttenheim’da hayat Yahudiler için hiç de kolay değildi. Kasabanın gettosunda yaşayabiliyorlar, resmi makamlardan izin almadan evlenemiyorlar, özel ve ağır vergiler ödüyorlardı. Yaygın antisemitizm nedeniyle Yahudi aileler diğer Avrupa ülkelerine ve özellikle ABD’ye göç etmeye başlamışlardı.

Baba Strauss göç etmeye niyetlenmiş ancak yakalandığı verem nedeniyle göçü erteliyordu. 1845 yılında vefat edince, çocuklarından Jonas ve Louis Amerika’ya gittiler ve New York’ta seyyar manifaturacılık yapmaya başladılar. 1847 Haziranı’nda ise Rebecca, Maila, Vogela ve 18 yaşındaki Levi pasaport ve çıkış vizesi elde ettiler.  Dört kardeş 7-8 hafta süren zorlu bir vapur yolculuğundan sonra New York’a vardılar ve orada yaşamakta olan kardeşleriyle buluştular.

Seyyar satıcılık yapan Jonas ve Louis 1848 yılında ufak bir manifatura mağazası açtılar. Levi da ağabeylerinin mallarını satmaya başlayarak iş hayatına atıldı. Mallarını satmak için dönemin gidilebilir en uzak yeri olan Kentucky’ye yerleşti. Bu arada İngilizcesini geliştirdi, Amerikan insanını tanımaya başladı. 1853 yılında Amerikan vatandaşlığına kabul edildi.

1848 yılında Kaliforniya’da altın bulunmasıyla  ‘Altına Hücum’ dönemi başladı. Bazıları altın bulma ümidiyle, bazıları da madencilerden kazanç sağlama amacıyla kısa sürede bölgeye 300.000 kişi gelmişti. İş tecrübesini geliştirmiş isteyen 24 yaşındaki Levi da bu ‘hücum’dan pay kapmak amacıyla Kaliforniya’ya, orada yaşayan ablasının yanına gitmeye karar verdi. Ağabeylerinin mallarından yanına bol miktarda alarak, Panama üzerinden yaptığı gemi yolculuğuyla San Francisco’ya vardı.

İlk pantolon madenciye

Levi’nin San Francisco’ya varışı ve ilk pantolonu satması ile ilgili birçok hikâye var. Bunlardan birine göre de Levi’nin bulunduğu gemi San Francisco Limanı’na yanaşırken, sahildekiler Levi’nin elinde bulunan aşağı yukarı tüm kumaşları satın alırlar, bedelini de altın tozuyla öderler. Elinde yalnızca çadır yapmak için kullanılabilecek branda bezi kalır. Branda bezini gören madencilerden biri alaycı bir tavırla, çadır bezi yerine pantolon satmasının daha akıllıca olacağını söyler, çünkü madenciler pantolonlarını sürekli yırtmakta ve yenilemeleri gerekmektedir. Bunu duyan Levi akılcı bir yaklaşımla elindeki çadır bezini bir terziye götürüp bu kumaştan pantolon diktirir ve madenciye verir. Madenci bu pantolonu bir süre giydikten sonra Levi’ye pantolonun sağlamlığını övmek üzere geri döner. Böylece Levi’nin kendi adıyla anılacak pantolonlarının üretimi başlamış oldu.

Levi, kısa bir süre sonra eniştesi ile ortak olarak Sacramento Sokağı’nda bir dükkân satın aldı ve birlikte manifaturacılık yapmaya başladılar. Kumaş, New York’taki Strauss kardeşlerden gelmekte, dikiş ise San Francisco’da yerel terzi hanımlara yaptırılmaktaydı. Artık işleri düzene girmeye başlamış, yanlarında adam çalıştırmaya ve bol para kazanmaya başlamışlardı. İlk mağazalarına da bu başarıya yaraşır bir isim verdiler; ‘Levi Strauss & Co’.

Pantolonları da artık bir marka olmuştu. Bir çeşit çadır bezi olan denim kullanılarak (bir söylentiye göre denim kelimesi Fransa’da Nimes kentinde üretilmekte olan bir kumaş türü olan ‘serge de Nimes’den geliyor) ve mavi boya içinde tutulduktan sonra üretilen pantolonlar dayanırlıklarından dolayı bölgedeki madencilerin ve çevredeki kovboyların vazgeçilmez giysisi oldu.

Sinagoga destek

Levi cemiyet konularına da çok duyarlıydı. San Francisco Yahudileri kentte bir sinagog yaptırmak isteyince Strauss ve eniştesi hatırı sayılır bir bağış yaptılar. Halen faaliyette olan kentin ilk sinagogu olan Emanu-el’in kurucuları arasında yer aldılar. Ayrıca Levi yılın en iyi Talmud Tora öğrencisine bir altın vermeye başladı. Bu gelenek halen varisleri tarafından devam ettirilmektedir.

İşleri genişledikçe, Battery Street’te daha büyük bir mağazaya taşındılar. Ana ürün denim pantolon olmakla birlikte mağazada manifatura çeşitleri, hazır giyim, ayakkabı ve bot satmaya başladılar. 1868 yılındaki depremde işyeri çok zarar gördü. Yeniden inşa edilen mağazada gaz lambalı avizeler, yük asansörleri gibi dönem için oldukça lüks sayılacak detaylar ilave edildi. Bu mağaza 1906 Büyük San Francisco depremine kadar kullanıldı.

1870 yılında Levi artık dolar milyoneri olmuştu. 40 yaşında olmasına rağmen bölgenin en önemli işadamlarından ve hayırseverlerinden biri durumundaydı. Hem Yahudi Cemaatine hem de geniş toplum hayır kurumlarına cömert bağışlarda bulunuyordu. Kaliforniya ürünlerini tanıtan, Avrupa’dan ve Amerika’nın doğusundan Kaliforniya’ya göçü özendiren bir dernek de kurmuştu.

Ancak bu başarılar alçak gönüllüğünü, dürüstlüğünü engellememişti. Yüzlerce çalışanından bir tek isteği olmuştu; kendisine ‘Bay Strauss’ değil de sadece ‘Levi’ olarak hitap edilmesini istiyordu.

1872 yılı ise efsanenin doğum yılı olacaktı.

Çivili pantolondan efsaneye

Jacob Davis, Jacob Youphes olarak 1831 yılında Yahudi bir ailenin çocuğu olarak Litvanya’da doğdu. 1854 yılında New York’a göç etti, ismini Jacob Davis olarak değiştirdi ve terzi olarak çalışmaya başladı. 1870 yılından itibaren Levi Strauss & Co.’dan aldığı çadır bezleriyle vagon örtüleri dikmeye başlamıştı. Söylentiye göre, aynı yılın sonunda, madenci Alkali Ike’in eşi Davis’e işi gereği ceplerinde sivri ve geniş aletler taşıyan ve bu yüzden sürekli pantolonlarını yırtan kocası için kolay yırtılmayacak dayanıklı bir pantolon siparişi verdi ve bedeli olarak da 3 dolar verdi. Siparişi hazırlayan Davis’in aklına pantolonun ceplerini güçlendirmek için köşelerine birer perçin çivisi koymak geldi. Bu öncü perçin çivili pantolon sağlamlığıyla hemen ünlendi. 18 ay içinde 200’den fazla çivili pantolon siparişi aldı.  Bu sistemi Levi Strauss’tan aldığı denim kumaşlarından yaptığı pantolonlara da uyguladı. Ancak bu başarı pantolonların taklit edilmesine yol açmıştı. İşi garantiye almak için patent başvurusunda bulunmak istedi; ancak patent masrafları için gerekli 68 Dolar’ı karşılayamadığı için aşağıdaki kısa notla Levi Strauss’a patent ortaklığı teklifi yaptı:

“ Pantolonların kerameti ceplerine koyduğum perçin çivileri, talep o kadar yüksek ki, bu talepleri karşılamakta zorluk çekiyorum. Komşularım bu başarımı çok kıskanıyorlar ve patent ile bunu garanti altına almazsam herkesin yapabileceği bir iş olacak ve bundan para kazanmak mümkün olmayacak. Sayın Bay, bundan dolayı size benim adıma alacağınız patent için bir teklif getiriyorum”.

İleri görüşlü bir işadamı olan Levi potansiyeli görüp patent ortaklığını kabul etti. İki ortak 20 Mayıs 1873 yılında Amerikan Patent Bürosu’ndan #139.121 sıra numarasıyla ‘perçin çivili pantolon’ patentini aldılar.

Artık günümüzde bile devam eden ‘Blue Jean’ efsanesi doğmuştu.

Davis San Francisco’ya gelip Strauss’un West Coast Fabrika’sında üretim sorumlusu olarak çalışmaya başladı.

1875 yılında denim üreten Mission and Pacific Woolen Mills fabrikasını satın aldı. 1886 yılında ürünlerinde ‘bir pantolonu iki zıt yönde çekerek yırtmaya çalışan iki at’ logosu kullanılmaya başlandı.

1890 yılında patent süresi dolunca perçin çivili pantolon ‘501’ sıra numarasıyla şirket katalogunda yer aldı. Yine aynı yıl şirketi kurumsallaştırmak amacıyla hisselerin %55’ini kendisi aldı; %45’ini de yeğenlerine devretti.

1897 yılından itibaren Kaliforniya Üniversitesi’ne her yıl 28 burs ve birçok yetimhane ve hayır kurumuna kurumsal bağışlar vermeye başladı. Sağlık durumu bozulmaya başlamasına rağmen hiçbir zaman emekli olmadı her gün düzenli olarak işine gitmeye devam etti.

Levi Strauss 26 Eylül 1902 tarihinde vefat etti.  28 Eylül günü yapılacak cenaze törenine katılım için San Francisco kentinde bir günlük yas ve tatil ilan edildi. Öldüğünde altı milyon dolarlık bir servet bıraktı. Hiç evlenmediği için bu servet yeğenlerine aktarıldı. Halen yeğenlerin varisleri şirketi yönetmeye ve hayır kurumlarına Levi Strauss adına yapılan bağışlara devam ediyorlar.

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın