13 Aralık 1949’da Kudüs’te Ben Gurion yeni İsrail Devleti’nin ilk başbakanı olarak ilk Knesset’in (parlamento) günlüğüne şunu yazmıştı: “Basel’de anladım ki, Yahudi Devletinin gerçekleştiğini belki beş yıllık bir zaman içinde, ama mutlaka elli yılda herkes görecek. “İlk Siyonist Konge 1897 yılında Basel’de yapılmıştı!

" />

/SON YÜZYIL – 5 İsrail ve Modern Dünyadaki Yahudiler

13 Aralık 1949’da Kudüs’te Ben Gurion yeni İsrail Devleti’nin ilk başbakanı olarak ilk Knesset’in (parlamento) günlüğüne şunu yazmıştı: “Basel’de anladım ki, Yahudi Devletinin gerçekleştiğini belki beş yıllık bir zaman içinde, ama mutlaka elli yılda herkes görecek. “İlk Siyonist Konge 1897 yılında Basel’de yapılmıştı!

/SON YÜZYIL – 5 İsrail ve Modern Dünyadaki Yahudiler

Trajik bir biçimde, belki de kaçınılmaz olarak, siyonist kurucuların görüşleri, bir anlaşmazsızlık ve acımasız kararlılık havası içinde gerçekleştirildi. Altı milyon Yahudiyi kurtarmak için çok geç kalınmıştı. Savaş yıllarının acı öfkeleri bir yalıtılmışlık duygusuna, Siyonist hareket içinde kinci sürtüşmelere ve Arap, İngiliz, hatta Yahudi hedeflere karşı yönlendirilmiş fiziki şiddete yol açtı. İsrail’in bağımsızlığı için mücadele altı Arap Devleti’nin üstün istilacı güçlerine karşı, sıkı bir savaş gerekirdi. Bu durum Yahudi fraksiyonlarının birleşmesine ve belki de soykırımın anısının bir ölçüye kadar, Yahudi kollektif psikolojisinin geri planına itilmesine yardım etti. Başarı kendi ödülünü getirdi. Yahudi anti-Siyonizmin sesi kesilen ve İsrail heryerdeki Yahudilerin çoğunluğunun yürekten desteğini kazandı. Göç kısıtlamaları kaldırıldı ve Avrupalı sığınmacılar ülkeye akmaya başladı. Bu akım, Ortadoğu çatışmasından beri durumları güvensiz hale gelen Arap ülkelerinden göç edenler tarafından izlendi. Devlet, ülkelerin çoğunluğu tarafından tanındı ve Mayıs 1949’da Birleşmiş Milletler’e kabul edildi. Arap devletleri aman vermez bir biçimde İsrail’in varolma hakkını reddettiler. Bağımsızlık Savaşı’nın bir mirası olarak uluslararası ilişkiler üzerinde sürekli zorlamalar yaratan ve yeniden istila edilme tehdidinin tekrar tekrar ortaya çıkmasına neden olan bir kuşatma kaldı.

Bu arada, Sovyetler Birliği’nde yaşayan Yahudiler kozmopolitliğe ve Siyonizme karşı yürütülen; binlercisinin çalışma kampına sürüldüğü ve sonuç olarak öldürüldüğü çılgınca bir kampanyanın kurbanı oldular. Yaşam boyu komünist ve Sovyet vatandaşı olanlar, uydurma bir biçimde sadakatsizlikle suçlandılar ve önde gelen birçok Yahudi, ‘kara yıllar’ diye bilenen dönemde (1948-1953) tasfiye edildiler. Daha olumlu bir düzlemde (savaştan sonra bazı Yahudilerin yeniden yerleştiği) Batı Almanya’da arınma ve uzlaşma için bilinçli bir çaba gösteriyordu. Şansölye Adenauer, 1951’de Parlamento’da yaptığı önemli konuşmada, “Alman halkı adına işlenen, dile getirilemeyecek cinayetler” için ahlaki ve maddi tazminatın zorunlu olduğundan söz ediyor ve hükümetin misli görülmemiş ıstırabın manevi olarak temize çıkarılmasına yol açacak olan sorunu maddi yönden onaracak, çözümlere istekli olduğunu ilan ediyordu. Ertesi yıl, İsrail ve Yahudi temsilcilerden oluşan bir grup ile varılan anlaşmada, Almanya, sağ kalanların rahatlaması ve durumlarının iyileştirilmesi amacıyla, kültürel ve eğitsel projeler için önemli miktarda ödemeyi kabul ediyordu. ‘Manevi’ boyut da ihmal edilmiyordu; Kilise yeni bir kardeşlik ruhunu ortaya koyuyor ve genç Alman grupları İsrail’e giderek bir nedamet ve anlaşma jesti Yahudilerle yanyana çalışıyordu.

İsrail’in, İngiliz ve Fransızların Süveyş Kanalı çıkartmasına katılması, 1956’da Batılı güçlerle ve yeni ortaya çıkan Üçüncü Dünya Devletleriyle ilişkilerini kuvvetlendiren dönemi başlattı. Ancak Arap komşularıyla olan gerilimi arttırdı. 1967’de Mısır, Sovyet desteği ile Altı Gün Savaşı’nın kıvılcımı olan çatışmayı tahrik etti. İsrail, Eski Kudüs’ün ve kendisinden ve kendisinden birkaç kat büyük olan işgal edilen toprakların denetimini ele geçirmesine yol açan dramatik bir zafer kazandı. Zafer, ülkede ve dışarıdaki Yahudiler arasında ferahlama ve şenlikler getirdi; ancak İsrail’in haksızlığa uğramışlığından ötürü daha önce elde etmiş olduğu uluslararası sempatinin önemli bir kısmını kaybetmesine neden oldu. Aynı zamanda Sovyetler Birliği ve uydularında olduğu kadar, Batıdaki sol kanat aydınlarının güçlü eski usul antisemitizm vurguları olana anti-Siyonist bir propaganda sağanağını yenilemelerine yol açtı. Eğer İsrail, Yahudi halkının cisimleşmesi ise, İsrail’e karşı politik retorik Yahudi düşmanı peşin fikirleri sömürebilir ve ‘Siyonist Tehlike’ de bu arada Yahudi düşmanı nefret yaratıcılığı için uyarılabilirdi.

Polonya’da Yahudilere karşı açılan küfür dolu propaganda kampanyası onların resmi görevlerinden, sonuç olarak da ülkeden kovulmalarına yol açtı. Sovyetler Birliği’ndeki anti-Siyonist etkilerinden biri, Sovyet vatandaşları olarak büyümüş olan insanların Yahudi kimliklerinin ayırdına varabilmeleri ve kendi ülkelerinde, kendilerini artık birer yabancı gibi hissetmeleriydi.

1970 yılında bir grup Yahudi Leningrand’dan bir uçak kaçırarak İsrail’e gelmeye teşebbüs ettiler. Tutuklandılar ve şiddetle cezalandırıldılar; ancak göç etme talebi Sovyetler Birliği’nin her tarafına yayıldı ve Batıdaki Yahudiler tarafından Tevrattaki “Bırakın Halkım Gitsin” sloganı kullanılmaya başlandı... İlginç bir biçimde bu talep, artan çıkış izinleriyle karşılandı ve böylece kitlesel ölçekteki başvurular yüreklendirildi. Başvuru sahipleri için yaşam pek kolaylaşmadı. Hainler ve parazitler olarak damgalandılar; bununla beraber önemli bir miktar, 1980’lerin öncesinde, yenilenmiş baskı politikası ortaya çıkmadan ülkeyi terketmeyi başardı.

 

devam edecek...

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın