Polonya’dan Özbekistan’a geniş bir coğrafyada Rusya Yahudileri -1

Rusya Yahudileri farklı tarih, din ve dil geçmişine dayanan çeşitli etnik topluluklara bağlıdır. Büyük çoğunluğu, Avrupa kökenli Aşkenazlardır. Kökenleri, 18. yüzyılın sonlarında ve 19. yüzyılın başlarında büyük bir bölümü Rusya’ya bağlı olan Polonya’dadır. Çarlık yönetimi sırasında “yerleşim sınırlarının” ötesine yayılmaları önlenmiştir

Ancak 1920’lerden sonra Rusya’nın kutsal merkezlerine ve Sovyetler Birliği’nin her yerine önemli bir akım olmuştur. Doğu Avrupa’nın daha ötedeki bölgeleri Baltık Cumhuriyetleri, batı Beyaz Rusya, Moldovya ve Kuzey Bukovina ile Transkarpatları içine alan Batı Ukrayna 2. Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında Sovyetler Birliği’ne bağlıydı. Bu batı bölgelerinin Yahudileri ile Sovyet Devleti’nin kuruluşunda birarada bulunan aileler hala önemli kültürel farklılıklar gösterirler. İkinci olarak sözü edilenler Rus kültürüne ve toplumunu büyük ölçüde özümlendikleri halde, “batı” Yahudileri Yidiş diline ve geleneksel dinsel alışkanlıklara daha yüksek düzeyde bağlılık gösterdiler.

Diğer Yahudiler daha doğu kökenlidirler. Örneğin çok eski zamanlardan beri Gürcistan’da yaklaşık olarak 19.000 Yahudi olduğu kaydedildi. 1970’de 32.000’in anadili Gürcüce olan 55.000 Yahudi vardı. O günden bu yana önemli ölçüde İsrail’e göç oldu. Biraz daha doğuda Dağıstan ve Azerbaycan’da geleneksel olarak Tat isimli bir Türk dili konuşan “dağlı Yahudiler” vardı. Bunlar aslında dağ köylerinde yaşamakta olup yakın zamanlarda bölgenin kentlerine taşındı. Doğu Yahudileri’nin en kalabalığı ismini eski Buhar Hanlığı’ndan alan Buhara Yahudileri’dir. Kökleri eski Pers İmparatorluğu’na kadar izlenebilir. Ana dillleri Farsçanın bir kolu olan Tacikçe, merkezleri Semerkant, Taşkent, Duşanbe, Özbekistan ve Tacikistan’ın doğu kentleriydi. Buharalılar 19. yüzyıldan beri ayrı bir etnik topluluk kurdukları Kudüs’e yerleştiler. Dördüncü grup ise Tatarca konuşan Kırgız Kımçaklarıydı. Bunlar Naziler tarafından yok edildiler.

Yahudiler SSCB’yi oluşturan 15 cumhuriyete dağılmışlardı. Önemli bir çoğunluk en büyük iki cumhuriyet olan Rusya Cumhuriyeti ve Ukrayna’ya yayılmıştı. Ayrıca Beyaz Rusya, Özbekistan ve Moldovya’da da bulunmaktaydı.

Bunlar hemen hemen tümüyle kentli nüfustan oluşurlar. Yahudilerin yüzde 98’i kent merkezlerine yerleşmişlerdi. Çoğunluk Moskova, Kiev ve Leningrad’da (Petersburg) yaşarlardı. Yaşlı bir nüfusa sahipti. Doğum oranı çok düşüktü. Dış evlilik ve göçler hesaba katılmadan bile nüfusu korumaya yetmemekteydi. Sovyetlerin nüfus sayımında Yahudi nüfusunda sürekli ve dramatik bir azalış görülmekteydi.

 

Çarlık ve komünizm yönetiminde

Yahudiler

Çarların yönetimi sırasında Yahudiler ciddi sıkıntılara katlanmak zorunda kaldılar. 1722’de Polonya’nın ilk bölüşülmesine kadar Rus İmparatorluğu’nda hemen hiç Yahudi yoktu. Onu izleyen on yıllarda yüzbinlercesi Rus yönetimine girdi; fakat sistematik olarak ‘yerleşme bölgesiyle’ sınırlı kalmak zorunda olup şüphe ve horlanmayla karşılaştılar. Sınırlanmış yerleşimleri içindeki düşük statüleri, antisemitizm, yoksulluk, aşırı kalabalık ve bunların yanında, kendini geliştirme olanaklarının bulunmayışı, bir kırıklık ve umutsuzluk duygusu yarattı. 1881’de, 2. Alexsandır’a yapılan suikastten sonraki tepki döneminde durum daha da bozuldu. Hükümet açık bir Yahudi karşıtı politika benimsedi ve vahşi bir Yahudi kıyımı dalgası oldu. Çok sayıda Yahudi ülke dışına göçtü veya devrimci hareketlere çekildi. Şubat 1917 Devrimi coşkuyla karşılandı. Geçici hükümetin ilk eylemlerinden biri, Yahudilere karşı bütün yasal sınırlamaları ortadan kaldırmak oldu. Bu da anında benzeri görülmemiş bir coşkunlukla politik ve kültürel etkinliklere katılmalara yol açtı. Siyonist, sosyalist ve dinsel partiler kitlesel tarftarlar buldu. İlk kez Yahudilerin ilerlemesi için bir engel olmadığı izlenimi ve bir tam özgürlük umudu vardı.

Aynı zamanda Yahudiler iç savaşta Yahudi kıyımımlarında ve ekonomik yeniden düzenlemelerde çok acı çektiler. Sadece Ukrayna’da 200.000’i katledildi ve yüzbinlercesi evsiz, barksız ve yoksul bırakıldı. Yahudiler sınırlanmış bölgelerden Rusya’nın büyük kentlerine taştılar. Büyük sayıda Yahudi Kominst Partisine girdi ve 1927’de parti üyeleri arasındaki üçüncü büyük ulusal grubu oluşturdular. Yahudilere karşı resmi Sovyet tutumu karışık ve çelişkilidir. Sosyalist kuram, dine karşı olumsuz bir tavır takınır, ancak sosyalist amaçlara kesinlikle bağlı geçici bir anlam olarak ulusal kültürlerin desteklenmesi için belli olanak tanır. Ancak Yahudiler bir ulus muydu? Stalin, “Marxizm ve Ulusal Mesele” (1913) isimli denemesinde buna olumsuz cevap vermiştir; “Bir ulus, tarihsel olarak gelişen, bir dili, toprağı, ekonomik yaşamı olan ve psikolojik yapısı bir kültür ortaklığında ortaya çıkan istikrarlı bir topluluktur. Fakat Yahudilerin, “dinleri, ortak kökenleri ve ulusal özellik kalıntılarından” başka ortak hiçbir şeyleri olmadığını iddia etmişti. Yahudiler kaçınılmaz olarak özümlenmeye (asimile olmaya) yöneliyorlardı ve Yahudi ulusal özerkliği talepleri bu sürece bir tepkiydi. Halbuki uygulamada Yahudiler zımmen bir ulusal varlık olarak kabul edilmişlerdi. 1918’in basında Yahudi Ulusal İşleri Komiserliği (Yevkom) kuruldu; varolan Yahudi kurumlarını tasfiye etti, fonlarını ve mallarını kendine aldı. Aynı zamanda Komünist Parti, içinde, Yahudi işçiler arasında Komünizm propagandası yapmak ve parti politikasını yürütmek amacıyla Yahudi Seksiyonları (Yevsekskii) yaratıldı. Yevkom 1924’te, Yevsekskii 1930’da ortadan kaldırıldı, ancak bütün resmi yayınlarda Yahudilere bir ulus olarak davranılması sürdürüldü. İşçi pasaportlarının başlatıldığı 1933’den bu yana Yahudi anababaların çocuklarının, kişisel belgelerinde Yahudi ulusundan oldukları belirtildi.

Yahudileri bir ulus olarak sınıflandırmadaki en açık tutarsızlıklardan biri, ulusal bir toprak parçalarının eksikliğidir. Komünistler 1920’lerden beri baskı altında tuttukları siyonizme şiddetle karşı çıktılar. Aynı zamanda, Yahudileri kendi toprakları olabilecek bir bölgeye yerleştirme teması şekillendirilmekteydi. Geserd veya Ozet (Çalışan Yahudilerin SSCB Topraklarında İskâmi Kurumu) üyesi olan, Sovyetler Birliği Başkanı Mihail Kalinin, 1926’da kuruma; “Yahudi insanı, ulusal özelliklerini koruma görevi ile karşı karşıyadır. Bu amaç için Yahudi ulusunun geniş bir bölümü, yoğun bir çiftçi nüfusa dönüşmek zorundadır, sayıları en az birkaç yüz bin olmalarıdır” demişti. En doğuda, Sovyetler Birliği’ni Mançurya’dan ayıran ve Amur Irmağı’nın büyük ve seyrek nüfuslu Birobican Bölgesi bu proje için seçilmişti. Amaç, kısmen de dışarıda yaşayan Yahudilerin ekonomik katkılarının yardımıyla, fakirleşen Yahudilerin kötü ekonomik koşularını rahatlamak, siyonizmden dikkatleri uzaklaştırmaktı. Proje kabul gördü, ancak pratik sonuçları açısından düş kırıklığına yol açtı. İnsanları Uzakdoğu’da gönlünce yerleşmeye ve kış ısısı -14 derece olan zor bir bölgede sıkı çalışma gerektiren görevler yüklenmeye ikna etmek çok güç oldu. Çok az Yahudi bu mücadeleyi göze aldı ve birkaç yıl içinde bölgeyi terkedenlerin sayısı bölgeye gelenleri geçti. 1934’te burası resmen “Yahudi otonom ili” (oblast) olarak ilan edildiğinde, Kalinin, sadece 100.000 Yahudi yerleşirse, hükümetin bir sovyet Yahudi Cumhuriyeti yaratmayı dikkate alabileceğini belirtti. Onu izleyen yılın sonuna kadar Birobican Yahudileri’nin sayısı tüm nüfusun yüzde yirmiüçünü oluşturan 14.000’den ibaretti. Bu yüzde hiçbir zaman aşılamadı. Bölge savaş sırasında Yahudi mültecilere kapandı, 1948’de de Yahudi kanunları ortadan kaldırıldı. 1970 nüfus sayımında Yahudi otonom ilinde 11.452 Yahudilerinin olduğu ortaya çıkmıştır.

devam edecek...

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın