Diaspora Yahudileri / Osmanlı İmparatorluğu’nda Yahudiler

1840 yılında, Osmanlı İmparatorluğu’nun Ortadoğu’daki başlıca merkezlerinden Şam kentinde, bütün dünyada yankılar uyandıran bir kan iftirası patladı. O sıralarda Suriye-İsrail Bölgesi’nin kazanmakta olduğu stratejik önem ve batılı güçlerin Osmanlı İmparatorluğu’na karşı yürüttükleri “hasta adam” kampanyasının çizgisinde olay, olağan boyutlarının çok ötesine sıçradı ve büyük devletler bunu, bölgede hakimiyet yaratmak için fırsat saydılar.

Diaspora Yahudileri / Osmanlı İmparatorluğu’nda Yahudiler

Suriye o dönemde geçici olarak Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın kontrolündeydi

Şam ve Rodos iftiraları

Kan iftirası kentte bir papazın, karanlık işlere karıştığı için muhtemelen rakipleri tarafından öldürülmesiyle başladı. Hıristiyanlar, Yahudileri, papazı öldürüp kanıyla ayin yapmakla suçladılar. Suriyeli Katolik Hıristiyanlar, Fransa’nın himayesinde bulunduklarından, olaya Fransız konsolosu el koydu. Hıristiyanların başlatmış oldukları bu harekete, belki de kişisel, çıkarlarından dolayı ve Kanuni’nin çıkarmış olduğu fermanın birkaç kez teyit edilmesine rağmen, Şam Valisi Şerif Paşa da katıldı. Konsolosun telkiniyle Vali, Salamon Negrin adında bir Yahudiyi tutuklattırdı. Negrin’e, Ortaçağ’dan kalma geleneğe göre “suçunu itiraf edene dek” işkence edildi ve işkence sırasında yedi Yahudi’nin adını “ifşa etti”. Bunlar da yakalanıp işkence edildi, ikisi işkence sırasında öldü, biri ise cinayetle suçlanmasına rağmen, Müslümanlığı kabul ederek, canını kurtardı. Bundan sonra olay iyiden iyiye sarpa sardı; yerel Müslüman yetkilileri Yahudilerin öldürmüş oldukları papazın kanını nereye sakladıklarını öğrenmek için 63 Yahudi çocuğunu kaçırıp ailelerine baskı ve şantaj yaptılar.

19. yüzyılın ortasında bilim, sanayi ve felsefenin dev adımlar attığı aydınlık ortamda meydana gelen bu olaylar bütün Yahudi dünyasında derin bir şaşkınlık uyandırdı. Avrupa’da çoğunluk uluslara karışıp asimile olmak isteyen, kendilerini aydınlık uygarlığın parçası saymaya çalışan, antisemitizmin eskilere gömülmüş olduğunu sanan Yahudiler, Şam’da dış görünüşleri parçalayıp tekrar tarih sahnesine çıkan bu karanlık iftira karşısında ayağa kalktılar. Bu arada, Fransa’nın Suriye’de Mehmet Ali Paşa’nın hakimiyetini desteklemesine karşın, İngiltere ve Avusturya bölgenin Osmanlılara iadesini istediklerinden, meseleye bu iki devletin temsilcileri de karıştılar. Kan iftirası bir yandan Fransa, diğer yanda Avusturya, İngiltere ve daha sonra ABD arasında bir rekabet ve güç gösterisine dönüştü. Ne var ki işkenceler ve bu olaya adları karışan Yahudilere karşı alınan tedbirler durmadı. Mısır’daki Avusturya konsolosu, bunun üzerine, Kavalalı’ya başvurarak işkencelerin durdurulmasını talep etti. Mısır valisi olaya şahsen el koydu ve 25 Nisan 1840’da Yahudilere uygulanan vahşet metodları durduruldu. Bu arada Rothschild’ler aracılığıyla Avusturya Başbakanı Metternich Mısır’daki konsolosun olayla ilgilenmesine izin verdi ve Avrupa çapındaki bu diplomatik faaliyet sonucu, Mayıs ayında Şam Yahudileri’nin, Hıristiyanlara ve Müslüman çapulculara karşı himayeleri temin edildi.

Avrupalı asimile olmuş Yahudiler ilk şaşkınlık darbesini geçiştirdikten sonra, Mısır’a bir heyet yolladılar. Montefiore ve Cremieux gibi büyük isimlerin katıldığı heyet, hapiste kalan Yahudileri kurtardı ve daha sonra İstanbul’a geçerek, Osmanlı Padişahı 1. Abdülmecit’le birkaç görüşme yaptılar ve kan iftiralarına karşı yeni bir ferman aldılar.

Bununla birlikte Şam iftirası yerli Katoliklerce uzun yıllar Yahudilerin aleyhinde kullanıldı. Hıristiyanlar kente gelen turistlere, bir azizin Yahudiler tarafından nasıl katledildiğini ve yakalanan suçluların yurtdışındaki dindaşları tarafından nasıl kurtarılmış olduklarını yıllarca anlattılar.

Şam’da patlayan bu olayların etkisiyle aynı yıl Rodos’ta bir kan iftirası olayı meydana geldi. İzmir’den sünger almak için Rodos’a gelen Eliya Kalomiti adındaki Yahudiyi rakip gören yerli tüccarlar, karışıklık yaratmak için ortaya bir kan iftirası attılar ve hedef olarak da yarı deli bir hammal olan Elyakim Leon Stamboli’yi seçtiler. Elyakim, Hıristiyan tarafından para vaadleriyle aldatılarak, bir çocuğu kaçırıp kentin ileri gelen Yahudilerinden birine teslim ettiğini ifşa etti. Bunun üzerine genel idareciler birçok Yahudiyi tutukladılar ve işkence ettiler. Ada valisi Yusuf Paşa’nın emriyle Yahudi mahalleleri araştırmalara hedef oldu. Olay dış dünyaya, İzmir’e kaçmaya başaran bir Yahudi tarafından duyuruldu ve bir süre sonra Bab-ıali’ye aksettirildi. Bunun üzerine, İstanbul’dan gelen bir emirle Yusuf Paşa görevden alındı. Rodos iftirası da, daha sonra Montrefiore ve Cremieux tarafından elde edilen ve Kamondo’nun da etkisiyle yeniden çıkartılan fermanda Padişah tarafından kınandı ve bir daha kesinlikle kan iftiralarına itibar edilmemesi için kesin emir veren ifadeler kullanıldı. İftira 25 yıl kadar sonra, 1865’te İstanbul’da Kuzguncuk semtinde yeniden hortladığında Sultan Abdülaziz vakit kaybetmeden Abdülmecit’in fermanını teyit eden bir emir yayınlattı.

 

devam edecek...

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın