Diaspora Yahudileri

Donna Gracia’nın yeğeni Don Yasef Nasi Portekizli bir konversoydu. Hıristiyan adı Joao Mikes (Miquez) olan Don Joseph’in babası Lizbon Üniversitesi’nde tıp profesörüydü. Kendisi Louvain Üniversitesi’nde okudu ve kutsal Roma imparatoru 5. Charles ve daha birçok Avrupalı hükümdar ve liderle ilişki kurdu. Bir rivayete göre, imparatorun yeğeni ve geleceğin hükümdarı prens Maximilien ile spor yapardı

Diaspora Yahudileri

İSLAM ÜLKELERİ (13) Osmanlı İmparatorluğu’nda Yahudiler

Donna Gracia, kocasından kalan servetle ilgili bir veraset meselesinden kızkardeşiyle ciddi bir anlaşmazlığa düştü. Gracia’nın kayınbiraderiyle evli olan kızkardeşi, kocasının payına düşen miras konusunda ablasıyla tümden bozuşunca Venedik makamlarına (Mendes’ler Portekizden kaçıp Venedik’e yerleşmişlerdi) gidip ablasını gizli Yahudilikle suçladı ve ihbar etti. Gracia Venedik makamları tarafından yakalanıp hapis edililince, o sıralarda İstanbul’a yerleşmiş olan yeğeni Joao Mikes (Don Yasef Nasi) doktor Moşe Amon’un yardımıyla Kanuni’ye başvurdu ve Gracia’yı kurtarmasını rica etti. Bunun üzerine Kanuni, Venedik’e özel bir temsilci göndererek, Gracia’nın servetiyle birlikte Osmanlı topraklarına göç etmek istediğini ve Osmanlı vatandaşı olmak isteyen bir kişinin tutuklanamayacağını bildirerek, Gracia’nın derhal serbest bırakılmasını talep etti. Osmanlı padişahından gelen bu nota üzerine, Venedik Hükümeti Gracia’yı derhal serbest bıraktı, dondurulan serveti de kendisine iade edildi.

Avrupa’daki Konversoların acı durumuyla yakından ilgilenen Dona Gracia Engizisyonla her yerde mücadele etti ve 1553 yılında Osmanlı Devleti’ne göç ederek servetini de buraya transfer etti. 1556 yılında Ancona kentinde tutuklanan konversoları kurtarmak amacıyla Kanuni’den yardım istedi. Osmanlı Hükümdarı, Papa 4. Paul’e bir nota yollayarak bu konversoların Osmanlı himayesine alındığını ve derhal serbest bırakılmalarını talep etti. Papa da, tutuklanan konversolardan Osmanlı vatandaşı olanları serbest bıraktı, ancak Osmanlı olmayanların yakılmasına karar verdi. Bunun üzerine Donna Gracia, Avrupa’daki ilişkilerini harekete geçirerek, bu idamları protesto amacıyla Ancona limanına ambargo koydurdu ancak bu tedbirin etkisi büyük olmadı.

Gracia Nasi zamanın en büyük, son İsrail devletinin yıkılmasından sonra tarih sahnesine çıkan Yahudi kadınlarının en büyüklerindendir. Avrupa’da zulüm gören dindaşlarına, Engizisyonlardan kaçan konversolara büyük yardımlarda bulunmuş, Osmanlı kentlerinde okul ve sinagoglar kurmuştur. İstanbul’da adına kurulan sinagog uzun yıllar ayakta kalmıştır.

Don Yasef Nasi

Don Joseph 1554 yılında kesin olarak İstanbul’a yerleşti ve burada sünnet (brit mila) olarak Yasef Nasi adını aldı.  Bir yandan Avrupa siyasetini iyi bilmesi, birçok Batılı hükümdarı şahsen tanıması ve ticari işlerinden ötürü Avrupa’nın birçok kentinde temsilcilerinin bulunması, öte yandan da Fransa ve Venedik’in Osmanlı aleyhtarı tutumlarına karşı olması sayesinde, Don Joseph Nasi Osmanlı Sarayı içinde önemli görevlere geldi ve devletin maliye ve dışişlerinde sözü geçen bir uzman ve danışman olarak tanındı.

Nasi’den söz eden bir Osmanlı devlet adamı, diplomatik yeteneğini şöyle dile getirmiştir: “Keşke bu Yahudi yirmi yıl önce saraya çatsaydı, belki hiç zorumuz olmadan mahza lutf-u iyanet ile alemşümuldan dağıttığımız o kapitülasyon maddelerinin birkaçından olsun kurtulurduk” (Safvet, Tarih-i Osmani Encümeni Mermuası çift 16. sf. 958)

Bab-ı ali’deki yerini perçinlediği yıllarda Yasef Nasi, Osmanlı tahtının varisi olduğu belli olan Kütahya valisi ve Kanuni’nin küçük oğlu Selim’le tanıştı. Sultan Süleyman’dan “Franci Bey” ünvanını kazanan Nasi, padişahın oğluna yollamak istediği bir armağanı (“50.000 düka nakit, 3000 düka değerinde kıymetli taş”) şahsen Kütahya’ya götürdü ve bu şekilde geleceğin padişahı ile ilişki kurdu.

Ne var ki Yasef Nasi’nin Osmanlı sarayındaki etkisi, bu etkiden zarar gören Fransa ve Venedik gibi Avrupa devletlerini meşgul etmeye başladı. Fransa Nasi’lere olan 150.000 dükalık borcunu ödemek istemiş, Venedik hükümeti ise Donna Gracia’yı padişahın baskısıyla serbest bırakırken büyük bir serveti kaçırmış olduğunu unutmamıştı. Bu gerginlik unsurları nedeniyle de Yasef Nasi Bab-ıali’deki mevkiini bu devletlerin aleyhinde kullanmaktaydı.

Hal böyle iken, Fransa hükümeti Nasi aleyhine harekete geçmeye karar verdi. Fransa’nın İstanbul konsolosu, 2. Henry’ye sarayın gözde Yahudisi’nin statüsünü baltalamayı önerdi. Konsolosa göre Divan toplantılarına katılan Nasi, bu toplantılarda Fransa hakkında konuşulan konuları rakip devletlere ve özellikle İspanya’ya ilettiği yolunda şikayet etmek yeterliydi. Ancak entrikalar başarıya ulaşamadı ve Osmanlı hükümeti Fransa’dan Nasi’ye olan borcunu ödemesini talep etti. 2. Henry ise, bir Yahudinin Katolik bir ülkede kazandığı paraya el koymak gerektiği iddiasıyla talebi geri çevirdi.

Kanuni Sultan Süleyman’ın 1566’da ölümü üzerine 2. Selim Osmanlı İmparatoru oldu ve tahta geçtiği gün, yakın dostu Yasef Nasi’ye Naksos dükü payesini verdi ve bu şekilde Nasi, Naksos, Andros, Paros, Antiparos, Milo ve daha birçok adanın beyi oldu. Bununla birlikte Yasef Nasi, olayların merkezi olan İstanbul’da yaşamaya devam etti. Adaların yönetimini bir vekile bıraktı.

Bu arada Fransa ile Nasi arasındaki borç meselesi sürüyordu. Don Jozef Nasi yeni padişahtan, Osmanlı limanlarında bulunan bütün Fransız gemilerine ve mallarına el koyabileceğini bildiren bir ferman aldı ve emri derhal uygulamaya koyarak, özellikle İskenderiye’de bulunan Fransız bandıralı birçok gemiye ve içindeki mallara el koydu. Bu durum karşısında Fransa kralı 9. Charles’a bir mektup göndererek bu konuda “yapacak bir şey olmadığını” açıkladı.

Nasi’nin düşüşü Kıbrıs meselesiyle başladı. 2. Selim, tahta çıkmadan çok önce Kıbrıs’ı almayı tasarlamış, padişah olduktan sonra da, tarihçi Jonanine göre, Nasi’nin de etkisiyle bu kararı uygulamaya koyulmuştu. Bu tarihçiye göre 2. Selim, Nasi’ye Kıbrıs kralı olacağını vaadetmiş ve Nasi fetihten önce, üzerinde “Kıbrıs Kralı Joseph” yazılı olan bir bayrak bile hazırlamıştır. Nasi’nin bu konudaki etkisinin derecesi tam olarak bilinmemekle birlikte, Venedikteki ajanları vasıtasıyla Venedik Cumhuriyetinin zayıfladığını öğrendiği ve fetih tarihinin tesbitinde bu bilgiden yararlanarak Padişah’ı etkilemiş olduğu sabittir.

Osmanlı donanması 1570’de Nicosia’ya (Lefkoşa) ve Magosa’ya, 1571’de de bütün adaya hakim oldu. Ne var ki bu sıralarda Bab-ıali’de Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa’nın çevresinde oluşan lobi (bu gruba, Nasi’den sonra diplomatik görevleri yüklenen Salamon Ben Natan Eskenazi de dahildi) Nasi’nin Kıbrıs kralı olmasını önledi. Türk donanması LEPANTO’da önemli bir muharebe kaybedince de Sokollu Venedikle ilişkilerin yönetimini eline aldı ve Salomon Ben Natan Eskenazi’yi bu işe memur etti. 2. Selim’in 1574’de ölmesi üzerine de Yasef Nasi Bab-ıali’deki etkisini Sokollu-Ben Eskenazi aleyhine kaybetti. Aynı tarihte padişah olan 3. Murat, Sokollu Mehmet Paşa’nın telkiniyle Nasi’nin servetine el koydu. Nasi’nin eşi Reyna (Dona Gracia’nın kızı) bu servetten, evlendiği zaman vermiş olduğu 90.000 dükalık çeyiz parasını zorlukla kurtarabildi.

devam edecek..

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın