Yazarların izinden Yeldeğirmeni, Kadıköy ve Moda

Birçok yazarın satırlarına konu olan Yeldeğirmeni, Kadıköy ve Moda’nın sokaklarında yaşanmışları bir kez daha hatırladık…

Yazarların izinden Yeldeğirmeni, Kadıköy ve Moda

Bir BTS (Bir Tutkudur Seyahat Gezi Grubu) şehir gezisi yaptık. “İstanbul’da yaşıyoruz. İstanbul’u tanıyor muyuz?” mottosu ile düştük yollara. Hava soğuk. Yıl 2017. Aylardan kasım. Dostlar bir arada, sohbet koyu olunca değmeyin keyfimize. Rehberimiz de var bugün. Mois Gabay. Yeldeğirmeni’nden başlayarak, Kadıköy ve Moda’yı birlikte gezdik. Biz ondan çok şey öğrendik. O da bizden.

 

BTS gurubundaki arkadaşların bir kısmının çocukluğu Yeldeğirmeni, Kadıköy ve Moda sokaklarında geçmiş. Rehberimiz anlatır, arkadaşlar anıları ile süsler. Böylece yokuşlar düz, yollar kolay gelir. Hele yola Yeldeğirmeni’ndeki meşhur simit fırınından alınmış kıtır kıtır, dumanı üstünde simitler eklenince anlatılanlara da yetişmek zor olur. Olsun, biz birbirimizi bekler, eksiğimizi bir şekilde tamamlarız.

Bana göre şehirleri canlandıran, binalara hayat veren insanlar. O binalar yaşam varsa güzel. İçindekiler, yaşanmışlıklar orayı ya çirkinleştiriyor ya da güzelleştiriyor. Anılar, sokakların, merdiven boşluklarının, pencere pervazlarının ruhu. Bir yeri gezerken orada kimler yaşamış?  Neye üzülmüşler? Neye sevinmişler diye düşünürüm. Bu nedenle de gezdiğim yerlerle ilgili kitapları okumak, yazarların deneyimlerinin izinde etrafı gözlemlemek ya da rehberle gezmek, rehberlerin biriktirdikleri bilgi deryasına bir nebze tutunmak hoşuma gidiyor. Kadıköy, Cumhuriyet dönemi yazarlarının satırlarında da can buluyor. Ahmet Haşim, Nazım Hikmet Ran, Sait Faik Abasıyanık eserleri ile bize bu semtlerden insan manzaraları taşıyor. Arif Atılgan’ın ‘Evvel Zaman İçinden Yel değirmeni’ kitabı semti anlatan iyi bir kaynak. (K-İletişim Yayınları)

Haydarpaşa bir çayırlıkmış

Mois Gabay’ın anlatımı ile Haydarpaşa,  askerlerin talim yeri olan bir çayırlıkmış. Sultanların kızlarının konakları burada yer alırmış. Sultan kızlarının da dışarısı ile bağlantısını sağlayan Kira denilen Yahudi kadınlar onlara paha biçilmez güzel kumaşlarını taşırken zaman içinde Yahudiler buraya yerleşmeye başlamış. 15. ve 16. yüzyılda bahçeli köşklerle dolu yerleşim alanlarında Sultan I Abdülhamit (1774- 1789), tarafından ordunun un ihtiyacını karşılamak için yapılan dört adet yel değirmeni semte bugünkü adını vermiş. II. Abdülhamit’in sünnet töreni bile bu çayırlıkta yapılmış. 19. yüzyıl sonunda, Haydarpaşa çayırlığının insan ve mal taşımacılığının merkezi konumuna gelmesi ile 30 Mayıs 1906 yılında başlanan gar inşaatı,  Ağustos 1908’de bitirilmiş. Çayırlık da kareli bir sokak planı gözetilerek, parsellenmiş, kagir apartmanlar inşa edilmiş. Yeldeğirmeni ve Rıhtım bölgesinde Türkler, Yeldeğirmeni tarafında Yahudiler, sahilden yukarı çıkan sokaklarda Ermeniler, Rumlar ve Levantenler oturmaya başlamış. Aslında garın inşaatından önce,  1872 Kuzguncuk Dağhamamı’nda çıkan yangınla, Yahudi nüfusun bu bölgeye göçü, başlamış.

Bu bölgedeki en büyük apartmanlardan, bir İtalyan’a ait Valpreda Apartmanı idi. Batı mimarisi üslubunda inşa edilmiş binanın, üst katları Haydarpaşa Kadıköy koyunun her tarafına hâkim bir konumda, yanındaki binalara oranla muhteşem büyüklükte güzel bir yapı. Rehberimizin anlatımına göre, buradaki binalar Haydarpaşa Garı’nın yapımı için gelen mimar ve mühendislere de konut olarak inşa edilmiş. Haydarpaşa Garında kullanılan tuğlalar buranın yapımında da kullanılmış. Hatta binaların bir kısmının altında gara kadar uzanan dehlizler varmış. Yine güzel bir bina olan Levi Kehribarcı ailesine ait 1909’da inşa edilen Kehribarcı apartmanı günümüz yazarlarından Mario Levi’nin ikameti olmuş.  Nüfus gittikçe artmış. Yahudiler, Rumlar, Ermeniler,  Almanlar, okul ihtiyaçları, ibadet yerleri ihtiyaçları arttıkça semt şekillenmeye, dokusunu örmeye başlamış.

Barış Manço'nun evi

3 Eylül 1899’da Yeldeğirmeni’nde ibadete açılan sinagog,  yapımına destek veren Padişah II. Abdülhamit’e minnet anlamında Kadıköy Hemdat İsrael Sinagogu adını almış. www.turkyahudileri.com/index.php/tr

Şimdi Osman Gazi İlkokulu olan bina Bağdat demiryolunda çalışan Almanlar için okul olarak açılmış. Okulun tarihçesine http://kadikoyosmangaziio.meb.k12.tr/meb_iys_dosyalar adresinden ulaşabilirsiniz.

Fransız rahibeleri için Sainte Marie du Rosaire Klisesi, bugün Kadıköy Belediyesi tarafından restore edilip sanatseverlerle paylaşılan muhteşem şirin, yaşayan canlı tertemiz bir bina. Yeldeğirmeni Sanat adı ile ayakta.

Şimdi Kemal Atatürk Ortaokulu olan bina Ermeniler tarafından Sainte Euphemie Kız Okulu olarak inşa edilmiş. Fransız rahipler için inşa edilen Saint Louise İlkokulu şimdi yetimhane olarak kullanılıyor. Güvenlik nedeni ile içeri kimse alınmıyor. Bahçesinde çocukların keyifle top oynadıklarını seyretmek yine de güzel. 

Rüzgar Ceyda Alpak’ın Yeldeğirmeni Öyküleri kitabı Yeldiğermeni’nin ruhunu dillendirmiş. Sayfalarında Demirciyan, Menaşe, Valpreda, Ekşioğlu apartmanlarını, yaşayanlarının öykülerini bulursunuz. Ayrılık Çeşmesini, bir yanında 200 yıllık Osmanlı Mezarlığı, bir yanı Paris sokağını… Agop, Terzi Salamon, bekçi Selo, kunduracı Yorgo, Ahmet Abi, Ester Teyze, Yosef, David, Marry, Rojda o pencerelerden yeniden bakacak, gidenlere el sallayacak gibi canlanıverir gözünüzde. Melisa Gürpınar’ın “Çamlıca’dan Yeldeğirmeni’ne Rüzgarın Peşinde”  kitabı İstanbul’un kırk semti, kırk farklı edebiyatçı yazar projesi kapsamında kaleme alındı. Bu kitap da insan tiplerini, atmosferi, gecesini gündüzünü bizimle paylaşıyor.

Kadıköy’ün çarşısında gezindik

Gezimiz Yeldeğir-meni’nde bitmedi. Bu doyulmaz güzel semt, karnımızı da acıktırdı. Kadıköy’ün muazzam bir çarşısı var. Canlı, yaşayan, gürültülü. Balık kokuları, kıvırcık marulların, yemyeşil rokaların kokusuna karışıyor. Bir yanda közde kahve pişiyor, bir yanda pişen yemeklerin dumanı başımızı alıyor. ‘Çiya’ buranın eski ve yöresel yemekler pişiren lokantalarından biri. Çevreye dağılıp herkes gönlüne göre bir şeyler atıştırıveriyor. Geç kalmamalıyız daha gezecek koca bir semt var. Moda. Ama öncesinde III. Mustafa Osmanağa Camii, Bahariye sokakları, Süreyya Operası, Assumption Fransız Katolik Kilisesi (Bu kilise bölgenin en büyük kilisesi). Kilise hala aktif durumda. Cumartesi günleri Türkçe, diğer günler Türkçe ve Fransızca ayinler düzenleniyor. Zarif ve çok bakımlı güzel bir bina.

Son durağımız Moda

Ve ulaştık Moda’ya. Ayaklarımız yorulmuş. Yüzümüz kızarmış. Koço Lokantasının altındaki Aya Katerina Ayazması bize ilaç gibi geliyor. Aslında bu semtleri ayrı günlerde gezmek doya doya sindirmek lazım. Moda kısmını gezerken çabuk geçmemize, güne sığdıramadığımıza çok üzüldüm. Ama iyi ki İzel Rozental’in Moda Sevgilim  “Yeniden” kitabı imdadıma yetişti. Sokakları hızlıca turlarken İzel Rozental zihnime rehber oldu. Moda turu düşünceniz varsa gitmeden okuyun. Yanınıza alın. İzel Rozental’in anıları gibi gözüken kitap aslında bir semti tutkuyla sevmenin kitabı. Çocukluğundan beri merak ettiği bu semte bağlanmanın, orada okula gitmenin, aşık olmanın, çocuk sahibi olmanın izlerini bizimle paylaşırken, uzun yıllar Moda’da yaşayanları, halen ikamet edenleri veya ayrılmak zorunda kalanları anlatıyor. Bir semti yaşanır, sevilir, özlenir kılanın coğrafyasından öte insanları olduğunu anlatıyor kitaplar. Ancak Moda’nın günbatımı hepsinden öte bir özlem. Kitapla, önünden hızlıca geçtiğim binalar canlandı, değer kazandı. 6-7 Eylül olayları nedeni ile semti terk edenlerin, Lukas’ın hikâyesini okudum. Tula teyze’yi gözüm aradı sanki Moda İskelesinde. Çocukluğumun dolmuşlarını, Moda Plajını, bizi haftada bir gün mutlaka o plaja, tramvaya bindirip getiren annemi andım.  Moda’nın sokaklarını arkadaşlarımla gezerken ‘Bıyık Veli’yi düşündüm.

Onun vefakarlığını, adamlığını semt konaklarında yaşayanların güvenine mazhar olmasını takdir ettim. Liz Hanım sanki birdenbire bir apartmandan çıkıp hızlıca yüksek ökçeleri ile bize katılacak gibi geldi. Şıklığı kibarlığı ve kolunda çantası ile. Moda tarihini rehberimiz Mois Gabay’dan dinlerken, semte bir dönem hayat verenler, İzel Rozental’in satırlarında canlanıyor, anlam buluyordu. Kayınpederi Daryo’nun izinde bir devri duyumsamak inanılmaz. Yeni Moda Eczanesi, Ali Usta Dondurmacısı semtin unutulmazları. Kadıköy Kız Lisesi’nin değişimine tanık olmak, Modalılar için üzücü bir süreç olsa gerek. Asıl adı ile Mermer Konak. O ne ihtişam. Moda’ya ilk yerleşen Türk aile, Mahmut Muhtar Paşa. Şebeke suyunu konağa kadar getirtmiş. Bahçesine kurdurduğu jeneratörle konağı aydınlatmış. İçinde merkezi ısıtma sistemi bile varmış. İ. Rozental’in kitabında hem Mermer Köşk’ün, hem sahiplerinin hüzünlü hikayesine tanık oluyorsunuz. 

Assumption kilisesi

Basamaklarında fotoğraf çektirirken belki artık yorulduğumuzdan mıdır nedir tarihine pek kulak veremesem de edebiyat dilinden okumak bir başka keyif. Soğuk bir kasım akşamında kalabalık bir grup olarak merdivenlerinde fotoğraf çektirdiğimiz bu köşkte Prenses Nimet’in ihtişamlı yaşamını düşündüm. Hele Sakıp Sabancı’nın muhteşem Atlı Köşküne adını veren at heykelinin bu köşkün bahçesindeki heykellerden sadece biri olduğunu öğrendiğimde, bakımsız, ruhsuz kalan bu konak gözüme pek bir zavallı geldi. Yine bir Moda tutkunu Lakme Hanım’ın hikâyesini okuduğumda gözümden bir damla yaş döküldü. Onu aradım sosyal medya sayfalarında. İçim bir daha kanadı. Cemil Cem’in, Haldun Taner’in, Mimar Ferit Tek’in, Barış Manço’nun,  izlerini sürdüm. Barış Manço’nun bugün müze olarak kullanılan evini gezerken, çocuklarımı büyüttüğüm, televizyon karşısına oturup “Adam Olacak Çocuk” programını seyrettiğimiz dönemi düşündüm.

Arkadaşlarımla hafifçe şarkılarını mırıldandık. Sarıca Konağı’nın önünden hızlıca geçtik. Akşam olmuştu. Vapura yetişmemiz lazımdı. Ama benim içim rahattı. Bir piyano tanrıçasının, Ayşegül Sarıca’nın yaşamı benim avuçlarımın arasındaki kitaptaydı. Kocaman, biraz bakımsız konağın pencerelerinden süzülen sarı ışıkta sanki piyanosunun başından kalkıp caddeye kafasını uzatacak, bize el sallayacakmış gibi geldi. Kitabın sonunda yine tanıdık birine rastlamak da benim için sürpriz oldu. Şalom Gazete’sinden tanıdığım Berken Döner. Onu zaman zaman görür ve yazılarını okurum. Berken de, İzel gibi Moda’da doğmadı. Ancak bir hamur mayası misali o dokuyla yoğrulup, karışarak, Modalı olanlardan. Ve daha uzun yıllar Modalı olacağı belli. Bugün İzel Rozental’i tanımanın gururunu taşıyorum. Onu, kalemini, kaleminden akan çizgileri takip ediyorum ve her daim bir daha hayran kalıyorum.

Bol gezmeli, bol okumalı güzel günler diliyorum. Teşekkürler dostlar, teşekkürler Mois Gabay ve teşekkürler bizi bize anlatan tüm yazarlar.

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın