Boşluğa savrulan bir yaprak LEİSEL CARTER

Leisel Meier 1935 yılında, Almanya’nın Hildesheim şehrinde doğdu. 1939 yılında, savaş henüz patlamadan önce ve daha dört yaşındayken Almanya’dan ayrıldı. Önce Hollanda üzerinden Norveç’e, oradan da, 1940 yılının ocak ayında, daha emniyetli olmak için İngiltere’ye geçti. İnanılmaz bir şey ama bu yolculukların neredeyse hepsini tek başına yapmıştı.

Uzun bir zaman önce Leisel, hikâyesinin bütün parçalarını bir araya getirerek, anılarına bir gerçeklik kazandırmaya karar verdi. Leisel’in annesi, savaş başlamadan birkaç ay önce tek başına İngiltere’ye gitmişti. Hull bölgesinde, düzgün bir ailenin yanına hizmetçi olarak çalışmaya başlamıştı. Ama İngiliz yasaları gereğince küçük kızı Leisel’i bir türlü yanına getirtemiyordu. Küçük kız, ya çocuk yurdunda veya çok yakın aile dostlarının evlerinde, Almanya’da tek başına kalmıştı.

Annesinin çalıştığı evin işverenleri, çocuğu Hull’a getirtebilmek için çareler arıyorlardı. Sonunda bir şeyler ayarlamayı başarmışlardı. Çocuk Hollanda üzerinden getirtilecekti. Ailenin kuzinlerinden biri, bir Norveçliyle evliydi. Norveçli damat, küçük kıza bir Nansen pasaportu yaptırdı. Bu pasaport vatansızlara ve mültecilere serbest geçiş izni verebilecek uluslararası bir belgeydi. Bu pasaport, 1922 yılında, ünlü Norveçli coğrafya kâşifi Fridtjof Nansen’in, Norveç Devleti’ne özel istekle kabul ettirdiği bir pasaport örneğiydi.

Dört yaşındaki Leisel, Almanya’dan çıkıp önce Hollanda’ya, sonra Norveç’e geçecek ve orada Norveçli bir aile olan Alfsens’lerle kalacaktı.

Hatıralar canlanıyor

1980’li yıllarda Leisel, bu Norveçli aile ile ilişki kurmayı başardı. Norveççe bilen biri aracılığı ile aile ile haberleşmeye başladı. Derhal bir mektup yazdı. Onlar da hemen cevaplayıp kendisini Norveç’e davet ettiler. Oraya giden Leisel, Eileen ve Finn Alfsen çiftiyle kısa zamanda sıcak bir dostluk geliştirdi. Daha sonra da eşi Terry Carter ile birlikte onları tekrar ziyaret etti.

Alfsens’ler, Leisel’a hikâyenin diğer parçalarını birleştirmesinde yardımcı olmuşlardı Anıları tek tek canlanıyordu. Kız, Alfens’lerle birlikte ailece kızakla kaymaya gittiklerini, onların iki oğullarıyla birlikte ‘Pandomim’ gösterisine gittiklerini hatırladı. Daha sonra Norveçli çift küçük kızı, Bergen fiyordunun  limanında bulunan bir gemiye bindirip, New Castle’a gitmesini sağlamışlardı. Küçük kızın gemiye, içinde bebeği olan oyuncak puseti iterek girdiğini uzaktan izlemişlerdi.

İngiltere’de yeni aile

Leisel İngiltere’ye varmış ve nihayet öz annesine kavuşmuştu. Fakat annesi Hull’da bir evde hizmetçilik yaptığı için, kendi çocuğunu o evde tutmasına imkân yoktu. Bu defa Liesel bir eve evlatlık olarak verildi. Annesi Hull’daki evde olan işini bırakınca bu kez onunla Leeds’e gitti. Annesi onu Leeds’da başka bir eve evlatlık olarak verdi. Bu sefer yeni ailesi Mary ve Jack Wynee çifti oldu. Leisel tatillerde gerçek annesi ile buluşup vakit geçirirdi. Fakat asla birlikte yaşamadılar. Wynee ailesi onu sevgi ve şefkatle büyüttü. Kız onlarla çok mutlu yıllar yaşadı. O evden, Terry Carter ile evlenerek gelin çıktı.

Leisel’in hayatı her ne kadar emniyetli, huzurlu ve mutlu olarak geçtiyse de ailesinden geriye kalan herkes Holokost döneminde hayatını yitirmişti. Zaten öz babasını hiç tanımamıştı. Babası, 1937 yılında sokağın ortasında vurulmuş ve ölmüştü. O sırada Leisel 18 aylıktı. Büyük anneleri ve diğer akrabalarını da hayal meyal anımsıyordu. Hikâyenin diğer parçalarını Amerika’da yaşayan bir kuzen tamamladı. Kuzeni Almanya’daki tüm akrabalarının, Auschwitz’de gaz odalarında öldüklerini, Riga’da yaşayan bir amca ve eşinin, bindirildikleri trende, kamp yolunda intihar ettiklerini anlattı.

 Baba ziyareti

Leisel’in diğer bir hayali de Almanya’daki babasının mezarını ziyaret etmek ve onun hakkında daha fazla bilgi sahibi olmaktı. Babası varlıklı bir celepti. Hildesheim’da,  büyük bir iş yeri vardı. Adam öldürüldükten sonra, Yahudi inancının aksine yakılmış ve o şekilde gömülmüştü. Leisel babasının mezarını da ziyaret ederek kendini sükûna kavuşturmuştu. Aidiyetini öğrenmek onu güçlü kılmıştı.

Leisel, Holokost’un anısının her zaman ve güçlü bir şekilde canlı tutulması inancını taşıyor. Bunun için de gençlere, herkesin eşit olduğunu, insanları dinleri, ırkları ve renklerine göre sınıflayıp yargılamamalarını öğretmenin gerekliliğini savunuyor.

Yaşlı kadın hâlâ Leeds’de yaşıyor ve Holokost Vakfı’nın aktif bir görevlisi. Hayatının ilk yıllarını, boşluğa savrulan bir yaprak gibi geçen bir çocuğun hikâyesini, herkese anlatıyor.


İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın