Ödülsüz iki Amerikan filmi

Amerikan Bağımsız Sineması’nın auteur yönetmeni Todd Haynes, 50 yıl ara ile New York’ta biri kız, diğeri erkek iki sağır çocuğun öyküsünü anlatıyor.

. 1927’nin ve 1977’nin New York’unu, atmosfer yaratmadaki eşsiz hüneriyle canlandıran Haynes, ilk bölümü siyah-beyaz çekmeyi tercih etmiş. Fetiş oyuncusu Julianne Moore’un iki rolü canlandırdığı filmin paralel kurgu konsepti çok başarılı.

Bağımsızların yeni gözdesi Safdie Kardeşler, Cannes ana yarışmasındaki ilk filmleri ‘Good Time’ ile göz doldurdu. 31 ve 33 yaşındaki Joshua ve Ben Safdie, izleyicilerini bir geceliğine (çok iyi tanıdıkları) New York’un tekinsiz suç dünyasının dehlizlerine bir geziye davet ediyorlar. Polisiye sinemaya yeni bir soluk getirecek Safdie’ler ve oyuncuları Robert Pattinson, Cannes’da hayranlık uyandırdı.

 

Todd Haynes’in iki yıl önce Cannes Film Festivali’nden eli boş dönen filmi ‘Carol’u Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) Yılın En İyi Filmi seçmişti.

Yönetmenin 70. Festival’de yarışan filmi ‘Wonderstruck’ yine ödül listesine giremedi, ancak Todd Haynes’in yaratıcılığını ve duyarlılığını sergilemeyi sürdürdüğü film festivalde beğeni kazandı.

Brian Selznick’in 2012’de yazdığı ‘Blackout’ adlı romanından, bizzat yazarı tarafından yazılan senaryo, insanın içini ısıtan bir öykü anlatıyor.

Aynı yazarın Martin Scorsese’in ‘Hugo Cabret’ (2013) filmini izlediğimizde, aynı duyguları paylaştığımızı parantez içinde hatırlatalım.

Çocuk dünyasına odaklanan bu auteur filminde, 50 yıl arayla yaşamış biri kız, diğeri erkek, iki çocuğun öyküsü anlatılıyor. 1927 tarihli öyküde sağır-dilsiz Rose’un, katı disiplin aşığı, sevgi özürlü babasından kaçıp, New York’ta hayranı ve annesi olduğunu varsaydığı, sessiz sinemanın ve tiyatronun ünlü yıldızını aramak için yola koyulduğunu izleriz.

Paralel anlatılan 1977 tarihli öyküde, tek kulağı duymayan Ben’in, annesini (Michelle Williams) terk edip hiç görmediği babasının izini bulmak için (yine) New York’a gittiğini görürüz. Julianne Moore, filmde biri sessiz sinema yıldızı, diğeri Ben’in 50 yıl aradan sonra babasının sırrını öğrendiği gizemli kadın olarak iki rolde oynuyor.

‘Carol’ filminde 1950’li yılların New York’unun atmosferini sağlamada Todd Haynes’e birinci destek olan görüntü yönetmeni Ed Lachman, aynı beceriyi, 50 yıl arayla aynı şehirde anlatılan iki öyküde de tekrarlıyor.

Kurguda Todd Haynes’in ‘Carol’da da işbirliği ettiği Brezilyalı Alfonso Gonçalves, ‘Wonderstruck’taki 1927 ile 1977 tarihli öyküleri dengeli ve ölçülü bir kurgu anlayışıyla birbirlerine paralel olarak anlatılmalarında, yönetmen Haynes’in mizansenine katkıda bulunuyor.

Sanat tasarımı ve dekorlarda Mark Friedberg her iki dönemin New York’unun atmosferini yansıtmada çok başarılı.

A‹LEV‹ BA⁄LAR, DOSTLUK VE KADER TEMALARI

Todd Haynes 1927’de geçen bölümü dönemin atmosferine uygun, siyah-beyaz çekerek, Michel Hazanavicius’un bol Oscar’lı ‘Artist’ini akla getiriyor.

Ed Lackman, Haynes ile önceki iki çalışmasında, 2003’te ‘Cennetten Uzak/ Far From Heaven ve 2015’te ‘Carol’ ile iki kez En İyi Görüntü Yönetmeni kategorisinde Oscar Ödülü’ne aday gösterilmişti.

Filmin 1977’de geçen bölümünün atmosferi, aynı dönemde geçen Martiin Scorsese’nin ‘Taksi Şoförü/Taxi Driver’ını ve John Schlesinger’in başyapıtı ‘Geceyarısı Kovboyu/Midnight Cowboy’unu akla getiriyor. İlk film Cannes’da Altın Palmiye ödülü, ikincisi En İyi Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Senaryo Oscar’ını kazanmıştı.

Filmdeki iki sağır çocuğun New York’taki arayış öykülerinde, yazgıları Museum of Natural History’de kesişir. Ben, bir kütüphanede tesadüfen karşısına çıkan kadından (Julianne Moore) babasının bu müzede ünlü bir araştırmacı olarak çalıştığını öğrenir.

50 yıllık yaş farkına rağmen, iki sağır çocuğun yazgılarının kesişmesine filmin sürprizli finalinde tanık oluruz.

Todd Haynes, dostluk, kader, ailevi bağlar temaları etrafında dönen filminde, öykü anlatmadaki ustalığı ve başarılı mizanseni ile takdir topluyor.

1961 Los Angeles doğumlu, Amerikan Bağımsız Sineması’nın öncü yönetmeni Todd Haynes, Jean Génet’ye saygı duruşunda bulunduğu ilk filmi ‘Poison’ (1991) ile Sundance’in Büyük Ödülü’nü kazandı. Fetiş oyuncusu Julianne Moore ile ilk çalışması ‘Safe’ten (1995) sonra, Cannes’da yarıştığı ‘Yurttaş Kane’den referans alan ‘Velvet Goldmine’ (1998) ile En İyi Artistik Performans Ödülü’nü kazandı.

J. Moore ile ikinci filmi ‘Cennetten Uzak/Far From Heaven’den (2002) sonra, Bob Dylan’ın hayatını anlattığı, Cate Blanchett ilk çalışması ‘Beni Burada Arama/ I’m Not There’i (2007) yaptı.

Rooney Mara’ya Cannes’da En İyi Aktris Ödülü’nü getiren, Cate Blanchett’in bir lezbiyeni oynadığı ‘Carol’dan (2015) sonra, ‘Wonderstruck’ ile yedinci filmine imza attı.

Julianne Moore sinema dünyasının en prestijli üç yarışmasında En İyi Oyuncu seçilen tek aktris; 2014’te Cannes’da ‘Yıldız Haritası’, 2002’de Venedik’te ‘Cennetten Uzak’ ile, 2003’te Berlin’de ‘Saatler’ ile.

 

B‹R GECEL‹K ÇILGIN B‹R MACERA

70. Cannes Film Festivali’nin son gününde, Amerikan Bağımsız Sineması’nın yeni gözdeleri Safdie Kardeşlerin ‘Good Time’ adlı deli dolu polisiye filmleri gösterildi.

31 ve 33 yaşındaki Joshua ve Ben Safdie oyuncu-yönetmen ve senaryo yazarı olarak, gerçekleştirdikleri bu üçüncü uzun metraj filmlerinde, izleyicilerini bir geceliğine (çok iyi tanıdıkları) New York’un suç dünyasının dehlizlerine bir geziye davet ediyorlar.

Bu gezide, başarısızlıkla neticelenen bir banka soygunu sonrası tutuklanan geri zekâlı kardeşini hapisten kaçırmaya çalışan, suç dünyasının deneyimli bir karakteriyle tanışıyoruz.

İlk iki uzun metrajlı filmleri, ‘The Pleasure of Being Robbed’ (2008) ve ‘Lenny and the Kids’ (2009) ile Cannes Festivali’nin yan bölümlerinden ‘Yönetmenlerin 15 Günü’nde dikkati çeken Safdie Kardeşler üçüncü filmleriyle ana yarışmaya terfi ediyorlar.

Ağabey Joshua iyi bir senaryo yazarı, ‘Good Time’da izlediğimiz (geri zekâlı soyguncuyu canlandıran) şişko Benny müthiş bir aktör. Filmleri bana stil olarak Quentin Tarantino’ya şöhret getiren ‘Rezervuar Köpekleri’ni anımsattı.

‘Good Time’, bir baltaya sap olamamış, suç dünyasına mensup iki kardeş olan, Connie (Robert Pattinson) ile Nick’in (Benny Safdie) başarısız banka soygununu ve sonrasında yaşanan çılgın geceyi anlatıyor.

Tilki gibi kurnaz ve becerikli Connie, zihinsel engelli kardeşi Nick’e hep arka çıkar, kollar ve kendisine sürekli göz kulak olur. Yaptığı dâhiyane soygun planına dâhil ettiği kardeşinin, bütün uyarılarına rağmen yaptığı vahim bir hata, soygunun kısmen başarısız geçmesine sebep olur.

Benny, polis tarafından yakalanır, ağabeyi soygun parasını kardeşinin kefaletini yatırmaya ayırır. Ancak para yetmeyince, kontrolden çıkan olaylar neticesinde, Connie’nin parayı denkleştirmesi zora girer.

Hapiste salaklığını sürdüren Nick’i diğer mahkûmlar ölesiye döver. Hastaneye kaldırılan kardeşini kaçırmaya giden Connie, odaları şaşırınca, yüzü gözü sarılı bir başka mahkûmu yanlışlıkla kaçırır. Bu bıçkın uyuşturucu satıcısı Ray’dir (Buddy Duress).

Martin Scorsese’nin ‘After Hours’ (1985) komedisini akla getiren bu sahneden sonra, Connie başındaki bandajlardan kurtulan Ray ile kardeşini kurtaracak paranın arayışına başlar.

Sevgilisinin (Jennifer Jason Leigh) annesinin kredi kartından çektiği para yeterli olmaz. Eksik kalan 15,000 doların peşine düşen Connie, Ray ve çete arkadaşlarını dolandırmak zorundadır.

 

ROBERT PATT‹NSON’UN OYUNCULUK RES‹TAL‹

Toplum hayatında kimsenin ilgilenmediği, marjinal, küçük insanların dramını perdeye taşımayla ünlenen Safdie Kardeşler, ‘Good Time’da çoğu el kamerasıyla çekilmiş çarpıcı sekanslarla dikkati çektiler.

Temposu hiç düşmeyen, dinamik sinema dilleri, suç dünyası üzerine özgün buluşları (soygun planı müthiş) ile polisiye türünde başarılı filmler vermede ümit vaat ettiler.

Nick’in hapishaneye girer girmez, oranın müdavimlerinin tepkisini çekerek ölesiye dayak yediği sahne, Queens’in gerçek bir hapishanesinde, gerçek mahkûmlarla çekilmiş.

Elektrogitarın başı çektiği, Oneothrix Point Never imzalı, dur durak bilmeyen gürültülü müzik partisyonu Safdie Kardeşler’in mizansenine hareket katıyor.

Filmin yükü, saçlarını sarıya boyayan, sakallı (tanımakta zorlandığımız) aktör Robert Pattinson’un omuzlarında. Filmin ilk sahnesinden sonuncusuna kadar ekrandan hiç çıkmayan genç aktör, ‘Good Time’da oyunculuğunu geliştirip Hollywood’un aranan oyuncuları arasına girdiğini kanıtlıyor.

‘Alacakaranlık Efsanesi/Twilight’ serisinin vampiri olarak sinemaya adım atan Pattinson, serinin tamamlanmasından sonra ünlü yönetmenlerle çalışmaya başladı.

David Cronenberg’in iki filminde, 2012’deki ‘Cosmopolis’ ve iki yıl sonra ‘Yıldız Haritası/Maps to the Stars’ ile ana yarışma filmleri aktörü olarak Cannes Film Festivali’ne katıldı.

Yine aynı festivale 2014’te yarışma dışı katılan Avusturyalı yönetmen David Michod’un ‘Takip/ The Rover’ filminde Robert Pattinson, Guy Pearce ile birlikte müthiş bir ikili oldular.

Quentin Tarantino’nun son filmi, ‘The Hateful Eight’ (2015) westernindeki rolüyle Oscar’a En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü’ne aday gösterilen Jennifer Jason Leigh’in ‘Good Time’da (filmin tek kadın karakteri olarak) kısa bir rolü var.

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın