İzmir sinagogları

İzmir, ülkemiz göz önüne alındığında İstanbul’dan sonra Yahudi cemaatinin en kalabalık olduğu ve en çok sinagoga sahip olan yerleşim durumunda. Ancak bu yoğunluk ifadesi sizi aldatmasın. Farklı kaynaklarda 1500-1700 civarında bir cemaat nüfusunun yaşadığı zikredilse de, bu rakamın yaklaşık 1300 kişi civarında olduğunu dile getirenler de var.

İzmir Yahudi Cemaati'nin tarihini tespit etmek zor. Çevredeki Sardes, Efes gibi yerleşkelerde milattan öncelere uzanan sinagogların mevcudiyeti bilinse de, İzmir merkezde böyle bir yapılanmaya dair somut bir veri yok. Zaten cemaat, 17. yüzyılda İzmir bir liman kenti olarak önem kazanana kadar Tire, Manisa, Aydın gibi iç kesimlerde yaşıyordu. Bu yüzyıla gelindiğinde ise şehirde altı sinagogun varlığı biliniyor. Bunlardan üçü Selanik’ten göç edenler tarafından kurulmuş.

İzmir’deki sinagoglar genel itibarı ile iki ana merkezde toplanmış. Tarihsel süreçte de Yahudi kültürü ağırlıklı olarak bu iki merkezde gelişmiş ki söz konusu merkezler Kemeraltı ve Karataş semtleridir. Karataş semtindeki sinagog tıpkı İstanbul-Şişli’deki mabet gibi Bet İsrael adını taşıyor. 19. yüzyılda semt nüfusunun artmasıyla birlikte eski yerleşkeye uzak düşen bu muhitte bir ibadethane inşası gündeme gelir. Öte yandan Karataş semtindeki ilk sinagog Bet İsrael değildir. Ondan çok önce Siren Bora’nın 1890-95 arasına tarihlediği Roş HaHahar Sinagogu inşa edilmiştir.

30 Ocak 1905 tarihinde dönemin Aydın vilayeti Valisi Kamil Paşa’ya sahile yakın bir noktada yeni bir sinagog inşası için müracaat edilir. O dönemde İzmir, Aydın vilayetine bağlı olup bu idari birimin merkezidir. İznin çıkmasından sonra cemaat mensupları hazineye ait olan 920 metrekarelik bir araziyi satın alarak Karataş’taki sinagogun inşasına başlarlar. Ancak 1200 altına mâl olacağı düşünülen sinagog için sadece 400 altın bulunabilmişti. Geriye kalan para, basılan hisse senetleri vesileyle cemaatten toplanmış ve Bet İsrael, bazı eksiklerine rağmen 1907’de ibadete açılmıştı. Nitekim mabedin giriş kapısının bir köşesinde yapının Yahudi takvimine göre açılış tarihi olan 5668 (1907) ibaresi okunabilir.

Bet İsrael Sinagogu

Bet İsrael, iç mimari olarak İzmir’in diğer sinagoglarından ayrılır. Normal şartlarda mabedin ortasında konumlanması gereken teva kürsüsü, el yazması kutsal metinlerin saklandığı iki ehalin ortasında yer alır. Bu değişikliğin sebebini Sara Pardo, İtalyan etkisi ile açıklar. Nitekim 19. ve 20. yüzyıllarda çeşitli nedenlerle yeniden inşa edilen ya da restore olunan başka sinagoglarda da benzeri bir durum gözlemlenir. Yine doğu yönüne bakması gereken ehal ha kodeşler de güney yönüne bakar. Bu, belki de gelenekten kopmanın bir yansımasıdır. Sinagog 400 kişi kapasiteli olup kadınlara ayrılan azara kısmı U şeklindedir. Yine mabedin girişinde sağda ve solda İbranice kitabelerle karşılaşırsınız. Sağ taraftaki mermer kitabelerin üzerinde sinagogun yapımına maddi yardımda bulunan kişilerin isimleri yazar. Sol taraftaki mermer kitabelerin üzerinde ise kurucular listesi ile Sefer Tora bağışında bulunan kişilerin isimleri yer alır. İstanbul için Neve Şalom ne ise, İzmir için de Bet İsrael o. Halihazırda cemaatin düğün ve Bar-Mitzva törenleri için en çok rağbet ettiği mabet burası. Yine İzmir’in önemli hazanları her zaman burada görev yapagelmiş ki, 20. yüzyıl başlarına damgasını vuran ve güzel sesinden dolayı 'Bilbil' diye adlandırılan İsak Algazi de burada görev alan hazanlardan biriydi.

Havralar Sokağı

Şimdi Karataş’tan, Kemeraltı’na doğru uzanalım. Burada, agoraya yakın bir noktada çarşı içinde yer alan bir sokak ‘Havralar Sokağı’ adını taşır. Sokakta karşılıklı olarak Hevra ve Ets Hayim sinagogları yer alır. Bunlardan Ets Hayim’in ayrı bir önemi var. Araştırmacı Avram Galante Ets-Hayim yani ‘Hayat Ağacı’ adını taşıyan sinagogların Bizans devrinden kaldığını iddia eder. Eğer iddia doğru ise, en azından ismen de olsa bu mabed İzmir’in merkezindeki en eski sinagog olmalıdır. ‘Ets Hayim’ aynı zamanda Sefer Tora tomarlarının sarıldığı değneklere de verilen isimdir. Yahudi inancında Ets Hayim yani Hayat Ağacı, Bilgi Ağacının yanında duran önemli bir semboldür. Dalları da ruhani gelişim için gerekli temel prensipler olan sevgi, hakikat, güzellik ve erdem gibi unsuları barındırır. Yapı, ne yazık ki 1841’deki büyük yangında harap olan mabetlerden. Bugünkü sinagog binası yangın sonrasından kalma.

Karşısında yer alan ve Hevra Sinagogu ise 17. yüzyıldan beri mevcut. Önce 1838’de yanmış ve elden geçirilmişse de bu kez de 1841 yangınında mahvolmuş ve uzun süre onarılmadan kalmıştı. 1999’da ise tavanı çökmüştü. Burasının bir ara Türk-Yahudi Dostluk Müzesi olarak ayağa kaldırılıp restore edilmesi düşünülüyordu.

Yine buraya yakın bir noktada yer alan Algazi Sinagoguna ise anahtarı o an için temin edilemediğinden dolayı giremedim.

Gelgelelim buranın meşhur Hazan İsak Algazi ile alakasının olup olmadığını merak etmedim değil. Nitekim olduğunu öğrendim. Mabet, Lale Devri’nin yaşandığı günlerde 1724’te kurulmuş. Lakin yangınlardan fazlasıyla nasibini almış. Sinagogun içinde ayrıca İzmir Yahudi Cemaati'nin ünlü hahambaşısı Abraham Palaçi’nin koltuğu bulunuyor. Kendisi, tıpkı babası Hayim Palaçi gibi İzmir cemaatinin unutulmaz ruhanilerinden biriydi. Zamanında yapının kadınlar için bir azara kısmı da varmış. Lakin 20. yüzyıl başlarında sinagogda yapılan bir ayin sırasında genç hazanlardan birinin buraya bakarak göz kırpması ve sonrasında yaşananlar neticesinde azara bölümü yıktırılmış. 2007’de yeniden ibadete açılan sinagog cemaatin faal ibadethanelerinden.

Bölgede gezme imkânı bulduğum sinagoglardan bir diğeri Şalom Sinagogu idi. Buranın öteki adı Aydın Sinagogu. Bu şekilde anılmasının temel nedeni ise Yunan işgali sonrasında yerinden yurdundan olan pek çok Aydınlı Yahudi’nin İzmir’e geldikten sonra bu mabede devam etmeleri. Yapı, İzmir’in en eski sinagoglarından olup 16. yüzyıla tarihleniyor. Bir zamanlar sinagogun hayli geniş bir arazisi varmış, lakin cemaatin 19. yüzyılda fakir düşmesinin de etkisiyle mabede gelir getirmesi amacıyla bahçenin iki yanına 11 dükkân inşa edilmiş. Yine avluya girişte, hemen sol tarafta vakt-i zamanında Aşkenazlarca kullanılan küçük bir havranın olduğu da biliniyor. Şalom Sinagogunun giriş kapısının hemen yanında ise bir yeşiva bulunuyor. Bu yeşivada İzmir’in en önemli ruhanilerinden Josef Eskapa hocalık yapmış. Hatta bazı kaynaklarda Eskapa’nın yetiştirdiği en önemli öğrenciler arasında Sabatay Sevi’nin de ismi geçer. Eskapa, ilerleyen yıllarda mesihlik iddiasında bulunan öğrencisinin İzmir’den sürülmesinde de önemli rol oynayacaktır. Yeşiva binası kısa bir süre önce restore edilmiş. Yeşivanın hemen üzerinde ise kadınların ibadetine tahsis edilen bir azara kısmı var. Bir zamanlar azaralar tahta parmaklıklarla kapatılır, böylelikle alt tarafta ibadet yapan erkeklerin kadınlara ait mahali görmesi engellenirdi. Bu açıdan da İslam mabedi olan camilerle, havralar benzerlik gösterir. Bugün kadınlar azara bölümünde ibadet etmiyorlar. Sinagogun sağ kısmı kadınlara sol tarafı ise erkeklere ayrılıyor. Yapının içine gelince… Son derece mütevazı bir mekân. Kuvvetli ışık almayan loş bir iç alana sahip. Oturma yerlerine konan minderler hemen dikkat çekiyor ve buraya adeta bir ev havası veriyor. Açıkçası mütevazı sadeliği beni fazlasıyla büyüledi. Yapının bir diğer önemli özelliği ise 1841’deki büyük yangından etkilenmemiş olması. Nitekim mabedin hemen girişinde yer alan İbranice bir kitabede, 1841 yangının tam da bu sinagog önünde bir hahamın duaları neticesinde durduğu anlatılır. Sinagogun tevası, tıpkı Balat’taki Ahrida Sinagogu gibi 15. yüzyıl İspanyol kalyonlarının güvertesine benzetilmiş. Teva kürsüsü ilk zamanlar ortada dururken, sonrada Ehal’in karşısındaki duvara çekilmiş.

Şalom’dan çıkıp Sinyora Sinagoguna doğru ilerliyorum. Bu arada az önce bahsettiğim Algazi Sinagogunun da önünden geçiyorum. İstanbul’da alışık olmadığımız bir şekilde Algazi ve Sinyora sinagoglarının duvarları yan yana. İlk başta bu kadar yakın mesafede iki sinagog gereksizmiş gibi görünebilir. Ancak eski zamanlarda Yahudi cemaatleri ‘kehal’ dediğimiz topluluklar şeklinde yaşıyorlardı. Geldikleri yörelerin adetleri, değerleri ve hatta dilleri farklı olduğu için, her cemaat kendi içinde örgütleniyordu. Sonradan kehal sistemi zayıflayarak ortadan kalktı. Ancak sinagoglar doğal olarak konumlarını korudu.

Yapının hem geniş bir ibadet mekanı hem de etkileyici bir iç avlusu var. Hatta İzmir cemaati üyeleri arka tarafta yer alan avlu kısmını zaman zaman sohbet etmek için yaz aylarında kullanıyorlar. Buradan sinagogun ikinci katına yani azara kısmına çıkan merdivenlere de ulaşmak mümkün. Merdivenlerin başında ise restorasyon sırasında bulunan ve bir zamanlar Bahri Baba Parkının uzandığı alanda yer alan mezarlıktan getirildiği sanılan bazı taşlar sergileniyor. Sinagogun tam olarak ne zaman ve kim tarafından yapıldığı tartışmalı. Ancak yaygın bir anlatıya göre 16. yüzyılda Kanuni zamanında muhteşem bir servetle beraber Osmanlı ülkesine sığınan Dona Gracia Mendes tarafından inşa ettirilmiş. Dona Gracia halk arasında kısaca ‘Sinyora’ yani ‘Hanımefendi’ diye anıldığından, sinagog da bu şekilde isimlendirilmiş. 16. ve 17. yüzyılda bir kaç defa yanan sinagog, 1841’de tamamen kül olmuş. Dolayısıyla günümüzdeki yapı 19. yüzyıldan kalma. Mekân oldukça dikkat çekici. Özellikle azara kısmı muhteşem. Burada çiçek ve manzara resimleri hemen göze batıyor. Manzarada konu edinilen bir yeri sorduğumda ise sinagogun ikinci yapılışı sırasında mabedin bulunduğu alanın betimlendiğini öğrendim. Yapı ibadete açık ve son derece bakımlı. En son 2006 yılında esaslı bir restorasyondan geçmiş.

Portekiz Sinagogu

Tarihsel açıdan İzmir’in en önemli sinagoglarından biri de Portekiz Sinagogu. Havralar Sokağının hemen yakınında eski hahambaşılık binası civarındadır. Portekiz’den gelen Yahudilerce kurulduğu bilinse de tam olarak inşa tarihi hakkında malumat yok. 17. yüzyılda meydana gelen Sabatay Sevi hareketi sırasında önemli roller oynadığı kaynaklarda geçer. Burası, Sabatay hareketine muhalif olanların kalesiydi ve o devrin en büyük sinagogu olarak kabul edilirdi. 1665 yılının Aralık ayında Sabatay Sevi, sinagogda kendisi hakkında söylenenlere sinirlenerek 500 kadar inananıyla birlikte sinagoga gitmişti. Kalabalıktan korkan Portekiz Sinagogu cemaati üyeleri kapıları kapatmış, bu duruma sinirlenen Sabatay Sevi de bir balta getirterek kapıyı parçaladıktan sonra içeri girmişti. Burada Yahudi şeriatında aykırı bir takım tutumlarda bulunmuş, İzmir cemaatinin önde gelen rabilerine hakaretler etmişti. Kendisinin yalancı olduğunu ifade eden bu rabilerden özellikle beş tanesini Kutsal Kitap’ta temiz olmayan hayvanlar arasında zikredilen deve, tavşan, ada tavşanı ve domuza benzetmiş, inançsızlıkları devam ettiği takdirde onlara bu hayvanların etlerini yedireceğini söylemişti. Yine Sabatay bu sinagogda dünyayı 38 krallığa bölerek yoldaşlarına dağıtma yoluna gitmişti. Sonraki dönemlerde de önemini koruyan sinagoga, 1903 yılında Rothschild ailesi 3000 frank bağışladı. 1976’da yanan bina, bir ara depo olarak kiralanmış, sonrasında konfeksiyon atölyesi olarak işletilmiş olup, şu an terk edilmiş bir halde duruyor. İzmir Ticaret Odası bu mekânı Sabatay Sevi Müzesi olarak düzenlemek istemişse de anlaşılabilir nedenlerle Yahudi cemaati buna izin vermemiştir. Bilindiği üzere 17. yüzyılda meydana gelen bu hareket, cemaat içinde çok büyük bir ayrışmaya ve krize yol açmıştı. Turistik açıdan ses getirebilecek olsa da bıraktığı izler düşünüldüğünde anlaşılabilir bir tutum.

Portekiz Sinagogunun hemen yakınlarında ise Bet-Hilel yer alır. Burası aynı zamanda Palaçi ailesinin evi idi. Bu aile 19. yüzyılda iki büyük hahambaşı olan Hayim Palaçi ve onun oğlu Abraham Palaçi’yi çıkaracaktır. Hayim Palaçi pek çok eser vermiş değerli bir ruhani idi. Lionel de Rotschild’in kişisel sevgi ve saygısını kazanmıştı. Abraham Palaçi de dini alana olan hâkimiyetin yanı sıra cemaatin modern eğitimle tanışmasını destekleyen kişiliği ile tanınır. Bet Hilel havrası onun zamanından kalma olup kendisi aynı zamanda cemaat üyelerinin Türkçe öğrenmelerini de teşvik etmiştir. Baba ve oğul Palaçi’nin mezarları Gürçeşmede’dir. İsrail’de hala müritleri olan Palaçilerin mezarı her sene sıklıkla ziyaret edilir. Mezarları son derece bakımlıdır. 

Agoranın tam karşısında ise 18. yüzyılda inşa olunan Bikur Holim Sinagogu yer alır. Sinagogun adı ‘Hasta ziyareti’ anlamına gelir. Buradan yola çıkılarak yapının alt katının bir liman kenti olan İzmir’de sık sık çıkan veba ve kolera salgınları sırasında hastane olarak kullanıldığı sanılıyor. Lakin bazı araştırmacılar söz konusu yerin Bet-Din mahkemesinde suçlu bulunan kişilerin hapsedildiği bir mekan olabileceğini söylüyorlar. Sinagogun bir zamanlar oldukça büyük bir bahçesi olduğu biliniyor. Lakin bu arazi İkiçeşmelik yolu açılırken istimlak edilmiş. Bu bahçenin içinde ayrıca bir yeşiva da bulunuyordu.

 

NOT: Yazının ortaya çıkmasında İlhan Pınar, Sami Azar ve Avram Abuaf’ın çok değerli yardımları söz konusu. Bu vesile ile şükranlarımı sunarım.

KAYNAKÇA

İsak Algazi; “Tarih İçinde İzmir Yahudilerinden Görünümler”, Tiryaki, yıl: 3, sayı: 23, Nisan 1998, s. 15-20

Bet İsrael Sinagogu Tanıtım Kitapçığı, İzmir 2007

Siren Bora; Bir Semt Bir Bina Karataş Hastanesi ve Çevresinde Yahudi İzleri, İzmir 2015

Siren Bora; İzmir Yahudileri Tarihi (1908-1923), İstanbul 1995

Naim Güleryüz; Trakya ve Anadolu Sinagogları, İstanbul 2008

Aaron Kohen; “Algazi, İsak”, Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi, I, İstanbul 1999, s. 190-191 

Gershom Scholem; Sebatay Sevi Mistik Mesih (çev: Eşref Bengi Özbilen), İstanbul 2011

Sara Pardo; Dünden Yarına İzmir Yahudileri, İzmir 2014

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın