Boğaz’ın iki yakasında Yahudi yaşamı

İstanbul’da Yahudi Toplumu’nun yaşadıkları yerleri kaleme aldığımız yazı dizimizin bu üçüncü ve son bölümünde Ortaköy - Kuruçeşme’den başlayarak, Anadolu yakasına geçeceğiz. Kuzguncuk ve Haydarpaşa’da süregelen Yahudi yaşamından bahsedeceğiz.

Boğaz’ın iki yakasında Yahudi yaşamı

ORTAKÖY-KURUÇEŞME

Boğaz’ın Avrupa yakasında Yahudi nüfusunun yoğun olduğu yerlerin başında Ortaköy-Kuruçeşme yöresi geliyordu. Hatta Ortaköy Yahudileri üzerine bir çalışma yapan Aaron Kohen’e göre, 1940’larda semt nüfusunun yüzde 35’i Yahudilerden müteşekkildi. Hatta Ortaköy çarşısındaki esnafın da büyük bölümünü Yahudiler oluşturuyordu.

Ortaköy’deki Yahudi varlığını bazı araştırmacılar Bizans zamanına kadar çıkarırlar. Osmanlılar zamanında da bu durum devam etmişti. Ortaköy, aynı zamanda önemli bir Ermeni yerleşkesiydi ve gerek Yahudi cemaatinin gerekse de Ermeni cemaatinin varlıklı pek çok siması sahildeki yalılarda ikamet ederlerdi. İç kesimlerde ise daha ziyade yoksul olan cemaat üyeleri yaşardı. Kanuni zamanında İstanbul’a gelen Sefarad ünlü zengin Dona Gracia Nasi ve yeğeni Yosef Nasi bir müddet burada yaşamışlar, Nasi ailesi burada bir de matbaa kurmuştu. Osmanlı Ortaköy’ü, önemli bir kısmı Yahudi meyhanecilerce işletilen meyhaneleri ile de meşhurdu. Ortaköy’ün biraz ilerisinde bulunan Kuruçeşme’de de kayda değer bir Yahudi toplumu yaşamakta idi. Bugün Ortaköy’ün yerini, Ulus, Etiler, Akadlar gibi semtler aldı.

Ortaköy, Yahudi cemaati açısından önemli şahıslara dair hatıraları da içinde barındırır. Uzun süre hahambaşılık sekreterliği de yapmış olan şair ve ressam Habib Gerez, 1926 yılında Ortaköy’de dünyaya geldi. Bir süre yoğun bir Yahudi cemaatine sahip olan Ortaköy Dereboyu Bulgurcu Sokak ikamet eden Habib Gerez, Ortaköy İlkokulu, Gazi Osman Paşa Ortaokulu ve Kabataş Erkek Lisesi gibi çevre okullarda eğitim gördükten sonra hukuk fakültesine devam etmişti.

Ortaköy’ün yetiştirdiği en önemli isimlerden biri de hiç şüphesiz Tamburi İsak Efendi’dir. Musiki sahasındaki derin bilgisi ile tanınan Sultan 3. Selim’e tambur dersleri vermişti. Bir rivayete göre her seferinde hocasını ayakta karşılayan 3. Selim’e bazı devlet ricali “Sultanım, siz Ümmet-i Muhammed’in halifesisiniz, bir Yahudi karşısında ayağa kalkmanız doğru mudur?” diye sormuş, Padişah da “Hocamdır, yakışanı budur” şeklinde cevap vermiş. İsak Efendi’nin aynı zamanda Ortaköy sinagoglarında hazanlık yaptığı da biliniyor. Kendisi pek çok talebe yetiştirerek Osmanlı ve Türk musikisine büyük katkılarda bulundu.       

Ortaköy’deki Yahudi varlığının bugüne ulaşan en somut örneklerinin başında sahil yolu üzerinde yer alan Etz Ahayim Sinagogu gelir. Sinagogun tam olarak yapım tarihi bilinmemekle birlikte 19. yüzyıldan kalma bir belgede yapının onarımına izin verildiği kayıtlıdır.

Ortaköy’den bahsedip de Orfelina adlı yetimhaneden bahsetmemek olmaz. 20. yüzyıl başlarında cemaate mensup kimsesiz çocuklar için kurulan yetimhane, en yoğun dönemini I. Dünya Savaşı sırasında yaşadı. Bu dönemde ailesini kaybeden pek çok çocuk burada eğitildi. Almanya’daki Nazi zulmünden kaçmayı başarabilen aileler de burada misafir edildi. Yetimhanenin sahasına hâkim son derece kıymetli eğitmenlerinin olduğu biliniyor. Ressam ve şair Habib Gerez’in yanı sıra 500. Yıl Vakfı’nın fikir babası olarak kabul edilen Nisim Benbanaste de burada öğretmenlik yapan isimlerden. Palanga Caddesi üzerinde bulunan yetimhane, 1973’de kapandı.          

KUZGUNCUK

Kuzguncuk, Anadolu yakasında Yahudi toplumunun yaşadığı en önemli merkez durumunda idi. Kuzguncuk’a yakın bir bölgede yer alan Dağ Hamamı Yahudi Cemaati ise 1920’lerin başlarında çıkan bir yangın sonrasında kısa sürede eridi. Hâlbuki Üsküdar yakınlarındaki bu bölgedeki sinagoga bir zamanlar Haydarpaşa Yeldeğirmeni’ndeki Yahudi cemaati de devam etmekte idi. Hemdat İsrael Sinagogu yapılana kadar durum böyle sürdü. Bildiğim kadarıyla Dağ Hamamı semtinde Yahudi toplumunun varlığına dair herhangi bir nişane bulunmuyor.

Gerek kadı sicillerinden ve gerekse de Kuzguncuk Mezarlığında Avram Galante’nin yaptığı araştırmalardan Kuzguncuk’ta 16. yüzyıldan itibaren Yahudilerin yaşadığı bilinmekte. Nitekim Kuzguncuk tepelerinde yer alan tarihi mezarlıktaki en eski taşlar da bu döneme ait.

Semtte 19. yüzyıldan kalma iki de sinagog bulunuyor. Bunlardan biri sahil kesiminde yer alan Beth Yaakov Sinagogu’dur. Bu ibadethane denize yakın olması hasebiyle daha çok cemaatin varlıklı sınıfının devam ettiği bir mabet olarak bilinir. Kuzguncuk’ta Yahudiler varlık durumlarına göre semtin sahil kesiminde, görece daha mütevazı durumda olanlar orta kesimlerde ve en fakir olanları da tepeye yakın noktalarda yaşarlardı.

İkinci sinagog ise Beth Nisim adını taşır. Semtin daha üst kesimlerinde bulunur. Her iki sinagogun da 19. yüzyılda inşa edildikleri bilinse de, kesin yapılış tarihleri belli değil. Ancak bu dönemden önce de bölgede -bugüne ulaşmamış- sinagogların olduğu malum. Eski Kuzguncukluların anlattığına göre her iki sinagog da Cumhuriyet’in ilk yıllarında semt cemaatine yetersiz geldiği için cumartesi duaları iki farklı saatte yapılıyor, ilk duaya katılamayanlar ikincisine giriyorlardı.

Cumhuriyet ilan edildiği sırada cemaat, yaklaşık 800 kişiden oluşuyordu. Ancak İsrail Devleti’nin kurulmasından sonra hızla eridi. Bu muhit tarihsel dönemde zaman zaman göç almış, zaman zaman da göç vermiş. 1934 Edirne’de yaşanan Yahudi karşıtı olaylarda pek çok Trakya Yahudi’si Kuzguncuk’a yerleşti. Bunun en önemli nedeni görece Balat, Galata gibi semtlere göre gözlerden uzak oluşu ve bölgedeki kalabalık Yahudi nüfusun bir nebze de olsa verdiği güvendi. Semtteki Müslüman halkın da Yahudilerle ile ilişkileri iyi idi. Hatta 6-7 Eylül Olayları sırasında Kuzguncuk’ta yağma yapmak isteyen insanların nerede ise tamamının dışarıdan geldiği, semt halkının bu yağmacılara karşı genellikle mahallelileri olan Yahudilerin yanında yer aldığı bilinir. 19. yüzyıl sonları, 20. yüzyıl başlarında buharlı gemilerin semte uğramaya başlaması, cemaati diğer Yahudi muhitleri ile daha fazla temas haline sokmuştur. Bundan önce görece tecrit edilmiş bir yaşam söz konusu idi. Bu durum hem dışa göç verilmesine hem de bilhassa Balat ve Hasköy’den evlilik ya da başka yollarla göç alınmasına sebep oldu. Mesela 1904-1905 ve 1910 yıllarında Balat’ta çıkan yangınlar sonrasında pek çok cemaat mensubu soluğu Kuzguncuk’ta alacaktır.

Ancak Kuzguncuk son kertede göç veren ve bu anlamda da yok olmanın eşiğine gelen bir Yahudi toplumuna sahip. Cemaat asıl kaybı İsrail’in kurulduğu 1948 ve sonrasında yaşadı. Özellikle maddi durumu kuvvetli olmayan ve Varlık Vergisi sebebiyle mağduriyet yaşayan pek çok Kuzguncuklu, bilhassa Tel Aviv’in yolunu tuttu. Yine zamanla cemaat mensupları Avrupa yakasında Galata, Şişli, Mecidiyeköy; Asya yakasında ise Göztepe, Caddebostan, Haydarpaşa gibi semtlere dağıldı. Zaman içinde Haydarpaşa/Yeldeğirmeni cemaati de erimekten kurtulamadı.       

Kuzguncuk’ta mezar alanı, semtin yukarı kesiminde yer alır. Mezarlık eski ve yeni gömü alanı olmak üzere ikiye ayrılır. Eski mezarlık alanı görece daha düzensizdir. Halen kullanılmakta olan yeni gömü sahası ise son derece bakımlıdır. Kuzguncuk’taki Yahudi toplumu bugün birkaç aileye inmiş olsa da, kökleri bu semtte olan pek çok Türkiye Yahudi’si sonsuzluğu atalarının gömülü olduğu bu mekânda kucaklamayı tercih ediyor.

HAYDARPAŞA

Cemaatin Anadolu yakasında en yoğunlukla yaşadığı yerlerden biri de Haydarpaşa ve Yeldeğirmeni semti idi. Esasen bu semtin gelişmesinde özellikle Kuzguncuk Cemaati’nin etkisi biliniyor. Zira 1872 Ağustosunda Kuzguncuk’ta çıkan büyük yangın sonrasında bu semte kaçan Yahudilerce tesis edilmişti. Avram Galante 1890’lara gelindiğinde Yeldeğirmeni merkezli cemaatin mevcudunu iki yüze yakın aile olarak verir. Bölgenin kısa sürede bu kadar büyük bir Yahudi nüfusunu barındırmaya başlaması iş olanakları ile de ilintilidir. Zira Haydarpaşa, Sultan Abdülaziz zamanında tesis edilen Anadolu demiryolunun da başlangıç noktasıdır. Bu durumun da etkisiyle Haydarpaşa, görece varlıklı Yahudi toplumlarından biri ne ev sahipliği yapmıştır.

Bununla beraber cemaat uzun bir süre ibadethanesiz kaldığı için ibadetlerini Kuzguncuk ve Dağhamamı bölgelerindeki sinagoglarda yerine getirmeye çalışıyorlardı. Bundan dolayı 1896’da zamanın padişahı 2. Abdülhamid’e başvurarak bir sinagog yapımı için izin istediler. Bu tarihlerde bölgede 130 evlik, yaklaşık 700 nüfuslu bir cemaat yaşıyordu. Beklenen izin çıktı ve Hemdat İsrael adını taşıyan sinagog 1899’da tamamlandı.

Sinagogda Karay Yahudilerinin de ibadet ettiklerini biliyoruz. Hatta Karaylar sinagog içinde talletlerindeki mavi püsküllerle hemen kendilerini belli ederlerdi. Sinagog çıkışlarında ya da Pesah bayramlarında cemaat üyeleri Haydarpaşa çayırına gider ve burada piknik yaparlardı. Cemaat zaman içinde Samsun, İzmit ve Bursa gibi şehirlerden göç eden Yahudi topluluklarıyla daha da kalabalıklaştı.

Cemaat içinden Jak Mandil, Samuel İzak Benbanaste ve Marko Benbanaste gibi kıymetli hekimlerin yanı sıra eczacılık, kitapçılık, sinemacılık gibi işlerle meşgul olan isimler de çıkmıştı. Haydarpaşa cemaati en büyük darbeyi 1922’de çıkan ve neredeyse tüm Yahudi mahallesini etkisi altına alan yangında yedi. Bu felaketin de tesiriyle cemaat gün be gün azalacaktı. Günümüzde bölgede birkaç Yahudi ailesinin kaldığı biliniyor. Cemaat mensuplarının büyük bir kısmı ise Göztepe ve Caddebostan semtlerine taşınmış durumda.                                                     BİTTİ

KAYNAKÇA

Cem Atabeyoğlu; 1453-1991, Türk Spor tarihi Ansiklopedisi, İstanbul 1991

Yaron Ben-Naeh; Sultanlar Diyarında Yahudiler, İstanbul 2009

Nevzat Erkan; “Üsküdar’da Gayrimüslim Mezarlıkları ve Mezarlık Tartışmaları”, History Studies, cilt: 5, sayı: 3, Mayıs 2013, s. 49-57

Naim Güleryüz; “Yahudiler”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, cilt: 7, İstanbul 1994, s. 403-408

Muharrem Gürkaynak; “Osmanlı Devleti’nde Millet Sistemi ve Yahudi Milleti”, Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Isparta 2003, sayı: 2, s. 275-290

Reşat Ekrem Koçu; “Balat”, İstanbul Ansiklopedisi, Cilt: 4, İstanbul 1960, s. 1961-1965

Aaron Kohen; Ortaköy ve Museviler Zaman Tünelinden Bir Bakış, İstanbul 2011

Doğan Kuban; İstanbul Bir Kent Tarihi (çev: Zeynep Rona), İstanbul 2010

Amy Mills; Hafızanın Sokakları İstanbul’da Peyzaj, Hoşgörü ve Ulusal Kimlik, (çev: Cem Soydemir), İstanbul 2014

Anri Niyego vd.; Haydarpaşa’da Geçen 100 Yılımız, İstanbul 1999

Yasemin Çakırer Özservet; “İstanbul Sütlüce-Halıcıoğlu Bölgesi Yerleşim Dokusunun Dönüşümü”, ARTİUM, cilt: 2, No: 1, 2014, s. 43-57

Aleksandros Paspatis; Balıklı Rum Hastanesi Kayıtlarına Göre İstanbul’un Ortodoks Esnafı (çev: Mariana Yerasimos), İstanbul 2014

Esther Benbassa-Aron Rodrique; Türkiye ve Balkan Yahudileri Tarihi (çev: Ayşe Atasoy), İstanbul 2001

Minna Rozen; İstanbul Yahudi Cemaatinin Tarihi Oluşum Yılları (1453-1566), (çev: Serpil Çağlayan), İstanbul 2010

Okşan Svastics; Yahudilerin İstanbulu, İstanbul 2011

Remi Stoquart (ed.); Balat ve Fener Semtlerinin Rehabilitasyonu, İstanbul 1998

Karen Gerson Şarhon; “Judeo-İspanyol Dil ve Kültürü”, Görüş (Türkiye Yahudileri Özel Sayısı), sayı: 56, Eylül-Ekim 2003, s. 24-25

Silvio Ovadya; “Yahudi Mezarlıkları” Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, cilt: 7, İstanbul 1994, s. 400-401

Ayşe Derin Öncel; Apartman, Galata’da Yeni Bir Konut Tipi, İstanbul 2010

İnci Türkoğlu; “Haliç’in İki Yakasındaki Sinagoglar Üzerine Gözlemler”, Dünü ve Bugünü ile Haliç Sempozyumu (Derleyen: Süleyman Faruk Göncüoğlu), İstanbul 2004, s. 479-498

 

 

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın