Bir zirveden diğerine geçen bir yıl (güncellenmiş COVID-19 rakamları)

Türkiye´de bu sene nisan ayı, tıpkı geçen nisan gibi çok zor ve endişe dolu bir ay oldu.

Yaşam
28 Nisan 2021 Çarşamba

Zeki Berk

Neredeyse bir yıl önce hepimiz COVID-19 salgınlıyla ilk kez karşılaşıyorduk. Bu virüs hakkında tek bildiğimiz sosyal medyada dolaşan, Çin’in Wuhan bölgesinde çekilen dehşet dolu görüntülerden ibaretti. Ülkemizde de vakalar hızlı bir şekilde yükseliyor, hayatını kaybedenleri sayısı bir önceki günden daha fazla geliyordu. Her gece açıklanan turkuaz renkli Koronavirüs tablosu ana haber bültenlerinin ilk gündem maddesiydi. Hangi kanalı açsak, bir uzman bu tabloyu değerlendiriyor ve salgın hakkında bilgi veriyordu. Evde oturma imkânı olanlar bu endişe ile evden çıkmamaya büyük özen gösteriyordu.

Aradan bir yıl geçti. Değişen fazla bir şey yok. Sadece biz artık düşmanımızı daha iyi tanıyoruz. Henüz yenmedik. Ama yenmenin yolunu bulduk gibi görünüyor. Hatta bazı ülkeler bu savaşı kazanmaya başladı bile. Bizim için de zafer yakın gibi gözüküyor. Ama virüs bu arada bildiği şeyi yapmaya devam ediyor. Üstelik eskisinden daha bulaştırıcı bir etkiyle ve daha çok insanın ölmesine sebep olarak. Kendimizin ve yakınlarımızın, her gün yayınlanmaya devam eden turkuaz tablodaki sayılarda yer almaması için azami dikkat etmemiz gerekiyor. Bizim de aralarında olduğumuz birçok ülke aşı rehavetine kapıldı. Birçok kişi ve hatta devlet kurumları tedbirleri bir kenara bırakarak tehlikeyi davet edecek davranışlar içine girdi. Oysa uzmanlar uyarıyor. Aşının birinci dozu neredeyse hiç korumuyor. Koruyuculuk ancak ikinci dozun üzerinden 14 gün geçtikten sonra başlıyor. İkinci doz aşısını olanlar arasında bile ağır hastalananlar, ölenler olabiliyor. Her aşı markası aynı koruyuculuk oranına sahip değil. Olduğumuz aşının bizi koruyup korumadığını ölçebilecek bir yöntem yok. Bu nedenle aşı olmuş olsak bile tedbirleri elden bırakmamak gerekiyor.

Bu seferki yazımda içinde bulunduğumuz nisan ayını bir sene önceki nisan ayı ve salgının ikinci zirvesini yaşadığımız aralık ayı ile karşılaştırmaya ve anlattıklarımı rakam ve grafiklerle göstermeye çalışacağım.

Salgın sürecinde Türkiye’de resmi verilere göre yeni vakalarda üç zirve yaşadık. 

Tablo-1’de Nisan 2020, Aralık 2020 ve Nisan 2021 tarihindeki zirve değerlerini ve tarihlerini görebilirsiniz. Bu tablodaki grafik üzerinde Sağlık Bakanlığının vaka sayısı yerine yayınladığı hasta sayılarını da göz önüne alarak vakaların yayınlanmadığı tarihler için hesapladığım tahmini vaka sayılarını da ekledim.

Yaşadığımız yeni, vaka zirvelerinin her biri bir öncekinden çok daha yüksek seviyede olduğu görünüyor. Ayrıca her zirveye tırmanıştaki vakaların artış hızının ve inişteki düşüş hızının zirveden zirveye arttığı görünüyor. Zirveler arasındaki bu farklılıklar Türkiye’ye özgü değil. Birçok ülkede benzer grafikleri görmek mümkün. Bunun sebebini uzmanlar virüsün yeni varyantlarında artan bulaşıcılık hızına bağlıyor. Aynı zamanda ülke yönetimleri de tedbirleri ne zaman sıkılaştırmaları gerektiğini artık daha iyi öğrenmiş olabilir.

Birçok ülke için salgını yönetmek, zirveler oldukça zirvelerin sönümlenmesini sağlayacak tedbirleri almak şeklinde yürüyor. Bunun sebebi bir yandan tedbirlerin yarattığı ekonomik yıkımı önlemek için kapanmalardan kaçınmak, bir yandan da zirve dönemlerinde sağlık hizmetlerinin aşırı yüklenip dolmasını ve vatandaşlara hizmet veremez hale gelmesini önlemek. Bir yıldan beri süren bu kısır döngü hem ekonomik çöküntüye, hem ciddi sağlık sorunlarına, hem de ağır can kayıplarına sebep oldu. Her ülkenin ödediği bedel salgını ne derece iyi idare edebildiğine bağlı olarak değişti.

Bu süreçte resmi verilere göre Türkiye’de COVID-19 nedeniyle ölenlerin sayısı 26.4.2021 tarihi itibari ile 38.711 odu. (Geçmiş yıllardaki ölümlerin ortalaması ile bu yıl gerçekleşen ölümler arasındaki farkları (fazladan ölümleri) inceleyen uzmanlar COVID-19 nedeniyle oluşan can kayıplarının bu sayının çok üzerinde, hatta 3-5 katı kadar olabileceğini öngörüyor.)

Tablo-2’de salgın süresince günlük ölümlerdeki zirve değerlerini görebilirsiniz. Yeni vakalarda olduğu gibi ölümlerde de her yeni zirve bir öncekinde yüksek gerçekleşti.

Yeni vaka zirveleri ile ölüm zirvelerinin tarihleri arasındaki farka bakarsak ölümlerde zirvenin vaka zirvelerine ulaştıktan 10-15 gün sonra gerçekleştiğini görmek mümkün. Bu şartlarda henüz bir hafta önce (21 Nisan’da) gerçekleşen vaka zirvesine ait ölüm zirvesine henüz ulaşmamış olma ihtimalimizin de yüksek olduğunu söylemeliyim. Maalesef ölümlerin bir süre daha artmaya devam etmesi olası gözüküyor.

Bu üç zirve döneminde günlük ölümlerin artış hızının ve seviyelerinin de birbirinden çok farklı olduğunu Tablo-3’te görebilirsiniz.

Henüz 2021 Nisan ayını bitirmedik, ancak maalesef bu ay tespit edilen ölümler bugüne kadar en çok ölümün görülmüş olduğu ay olan Aralık 2020’deki kayıpları şimdiden geçti. Nisan 2021’de ölümlerin artış hızının da her iki zirvede yaşanandan çok farklı olduğu görülüyor. Bunu da uzmanlar bulaşıcılığı artan varyantların kısa sürede çok sayıda insanı hasta etmesine bağlıyor. Bunun sonucu olarak daha kısa sürede daha çok insan COVID-19 nedeniyle ölüyor.

Son bir hafta içerisinde yeni vakaların düşmeye başladığını gördük. Yeni vakaların yedi günlük ortalamaları üzerinden yaptığımız hesaba göre 26.4.21 itibari ile yeni vakaların haftalık azalma oranı yüzde 18 oldu. Buna rağmen son bir hafta içindeki yeni vakaların toplamına göre dünyada nüfus içindeki vaka yoğunluğunun en yüksek olduğu ülkelerden biriyiz. Tablo-4’te listelenen ülkeler arasında 100 bin kişi içinde haftalık vaka sayılarına göre Türkiye’nin en yüksek seviyede olduğu gözüküyor.

Yazıyı yazdığım saatlerde Sağlık Bakanlığı 17-23 Nisan haftası için illerde 100 binde haftalık vaka sayılarını açıkladı. Buna göre çok yüksek risk seviyesinde olmayan sadece iki il kaldı, Şırnak ve Mardin. Bu iki il de yüksek risk seviyesinde. Son açıklanan verilere göre Türkiye’de çok yüksek risk seviyesindeki illerin toplam nüfusu 82 milyon oldu. Tablo-5 haftadan haftaya illerin risk seviyesinin nasıl yükselmekte olduğunu gösteriyor.

Buna göre Türkiye 29 Nisan tarihinden başlayarak bayram sonuna kadar tam kapanma tedbiri uygulanacak. Bu tedbirlerin kalıcı sonuç vermesi için aşılanmanın hızlanması da kaçınılmaz.

Zirveden zirveye koşarken yaşanan can kayıplarının, bu kayıpları önlemek uğruna alınan tedbirlerin yarattığı ekonomik kayıpların önüne geçmenin görünen tek yolu aşılamaktan geçiyor. Uzmanlar salgından aşılama ile kurtulmanın yolunun ülke nüfusunun en az yüzde 75’inin güvenilir ve etkinliği yüksek bir aşı ile aşılanması ile mümkün olabileceğine işaret ediyor.

Tablo-6’da Türkiye’de COVID-19 aşı kampanyasının detaylarını görebilirsiniz.
26.04.21 tarihi itibari ile toplam 21 milyon doz aşı yapıldı. İki doz aşı olmuş kişilerin sayısı 8 milyon. Bu nüfusunu yüzde 9,78’sine denk geliyor.

Türkiye’de son dört haftadır, her hafta uygulanan aşı dozu düşüyor. Aşılamanın hızlanması gerekiyor. Ortalama aşı hızımız artmazsa nüfusumuzun yüzde 75’inin iki doz aşılanması 2022 yılının eylül ayından önce tamamlanamaz. Aşılamanın tamamlanması için 17 ay, katlanılabilir bir süre değildir.

Hepinize sağlıklı günler dilerim.

COVID-19 ile ilgili tüm güncellenmiş linkler: https://bit.ly/asi-ozet


Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün