Tezatlar kenti: İstanbul

Tilda LEVİ Köşe Yazısı
25 Temmuz 2018 Çarşamba

Uzun süredir bir grup arkadaş, önceden belirlediğimiz mekanlarda bir araya geliriz. “Kız kıza” toplandığımız bu günler birer terapi seansı gibidir. Terapilerin daha verimli olması için sohbeti ikiye böleriz. İlk bölümde herkes, varsa derdini, sıkıntısını anlatır. İkinci bölüm ise sadece güzelliklere, neşeli dakikalara ayrılmıştır.

Geçtiğimiz hafta söz konusu arkadaşlarla Bebek sahilinde bir mekânda buluştuk. Kapıdan girdikten sonra kısa bir koridoru geçince terasa ulaştım. Yetkili kişi rezervasyonumuzu onaylayıp bizi masamıza kadar eşlik etti. Mekân geniş ve oldukça kalabalıktı. Buna karşın ne bir uğultu, ne de yükselen sesler vardı.

İstanbul tezatlar kenti. Bir kapıdan giriyorsunuz cennet, bir kapıdan giriyorsunuz cehennem. Neyse ki, hâlâ kaçış noktalarımız var. Gelecek olanlar tamamlanınca siparişlerimizi verdik. İlk önce anlayamadığımız bir nedenle iki küçük kase birer kapakla örtülüydü. Meraktan, kapağı kalırdık, içinde çerez vardı. İki dakika geçmemişti ki, bir karga alçak uçuş yaparak çerezleri kaptığı gibi gitti. Hemen kapağı kapadık ve kalanı kargadan gizli gizli yedik.

Oturduğumuz yerden denizin mavisi içimizi ferahlatırken, karşı sahilde yok edilmiş ormanları görmek de bir o kadar içimizi burktu.

Gerçekten, İstanbul tezatlar kenti…

 

Su içme alışkanlığını bir türlü edinemedim. Özetle, susamak gibi bir mevhumum yok.

Yazın ara verdiğim için, son gittiğim sağlıklı beslenme uzmanım, çizgiyi hepten aşmamam için WhatsApp’tan su damlası şeklinde emojiler yolluyor. Havanın özellikle çok sıcakladığı bu günlerde sonucun hayli başarılı olduğunu söylemeliyim.

 

Unutulmuyor. Seneler geçtikçe daha az acıtıyor, anısı ise hep taze. Bugün Şalom’un bir dönem Muhasebe ve Abone Sorumlusu Lizet Cur’u bir kez daha anıyoruz. Yüzünde hep aynı sıcak gülüş. Mekanın cennet olsun Lizet.