Başlangıç

2016’da yepyeni bir popüler bilim köşesiyle karşınızdayız. Köşenin adı için fazla kafa yormadığımı uzay yazılarımı takip edenler anlamıştır. Günlük dertler skalanızın ‘Ne olacak bu memleketin hali’ ile ‘Ne olacak bu dünyanın hali’ arasından birkaç tık genleşip ‘Ne olacak bu evrenin hali’ni kapsamasına sıcak bakarsanız, burada yalnızca insanoğluyla ilgili kötümserliğinizi tersine çevirecek yazılar vadediyorum.

Başlangıç

2016’da yepyeni bir popüler bilim köşesiyle karşınızdayız. Köşenin adı için fazla kafa yormadığımı uzay yazılarımı takip edenler anlamıştır. Günlük dertler skalanızın ‘Ne olacak bu memleketin hali’ ile ‘Ne olacak bu dünyanın hali’ arasından birkaç tık genleşip ‘Ne olacak bu evrenin hali’ni kapsamasına sıcak bakarsanız, burada yalnızca insanoğluyla ilgili kötümserliğinizi tersine çevirecek yazılar vadediyorum.

Sizi neler mi bekliyor? İki kere ikinin her zaman dört ettiği evrenin lisanı matematik (ÖYS’de bir yanlış), matematiği evrene uygulayan kanunların toplamı fizik (büyülendiğim doğrudur ama anladığımdan emin değilim*), atom muntazam bir şekilde düzenlenip elementlere dönüştüyse kimya (En büyük Aziz Sancar!), bu elementler üreme ve hayatta kalabilmeye yönelik davranışlar geliştirmeye başladıklarında biyoloji (Mars’ta yapayalnız kalan Matt Damon biyolog olmasa vay haline) ve biyoloji daha karmaşık hale geldiğinde ortaya çıkan zekâ ile bilinç (Hep yalan söylerim. Bilgisayar bilimine temel olan bu paradoksu sezebilen?**) ve hatta yapay zekâ. (‘Her’ filmindeki Scarlett Johannson gibi olayım da yapay olayım)

Şaka bir yana, misyonum öncelikle kızlarımdan başlamak üzere gelecek nesilleri STEM okumaya teşvik etmek. STEM-Science Technology Engineering ve Mathematics (Fen, teknoloji, mühendislik ve matematik) okumak bugün her zamankinden daha önemli zira asıl uzay çağı şimdi başlıyor. Başka gezegenlere yolculuk, yapay zekâ ve hatta ölümsüzlük... Bunlar artık bilim kurgu filmleriyle sınırlı değil; katlanır bir hızla gelişen teknoloji ve insanoğlunun her yeni hedef ve engele meydan okurken biriktirdiği entelektüel sermaye ile gayet mümkün görünüyor. Milyonlarca bilim insanı, mühendis, mucit, teknoloji girişimcisi, tıbbi araştırmacı, doktor bu uğurda çalışıyor ve yetişiyor.

Şu anda medeniyet seviyesi olarak emeklediğimizi düşünebilirsiniz. Fakat unutmayın, 4,5 milyar yaşındaki dünyamızda, merak eden insanoğlu sadece son 70 bin yıldır var. Güneşin kızartıcı bir sıcaklığa erişip yeryüzünü yaşanmaz hale getirmesine ise daha bir milyar yıl var; taabi daha önce bir asteroit çarpmazsa. Macar asıllı Yahudi ABD’li bilgisayar bilimcisi John Von Neumann’ın insan beyninden bağımsız, kendi kendini taklit ederek çoğalabilen ve her işi yapabilen akıllı makineleri tarif ettiği 1950’li yıllardan bugün robot teknolojisinde ve yapay zekâda gelinen noktaya bakın. Yalnızca beş sene sonra insan beyninin bellek kapasitesinde bir bilgisayarın fiyatının 1000 dolar olacağı tahmin ediliyor. Daha henüz insan beyni kapasitesine ulaşmış değil hiçbir bilgisayar. Ortalama 60 yıllık bir beynin hafıza kapasitesi, 300 yıl süren HD kalitesinde bir filmin kapladığı yer kadar.

2015 uzay gelişmeleri açısından çok verimliydi. Elon Musk’ın SpaceX şirketinin yeniden kullanılabilir roketinin dikine iniş yapması ile uzay yolculuklarının maliyetinde inanılmaz bir avantaj elde edildi. New Horizon’ın Pluton’a ulaşması geçen yıla damgasını vuran diğer bir önemli gelişme. Mars’ta akışkan halde su bulunması ise yeni bir milat. İnsanoğlunun yanıtını aradığı en büyük varoluşsal soru, evrende varlığımızın şans eseri mi yoksa bir takım doğal kimyasal gelişmeler, su ve yeterli zaman varsa her yerde ortaya çıkabilecek genel bir fenomen mi olduğu. Eğer Mars’ta herhangi bir fosil bulunabilirse ikinci seçeneğin ihtimali kuvvetlenir. Bulunamazsa da evrende yapayalnız olma ihtimalimiz kuvvetlenir. Atladığımız bir şey de Mars’ta yeterince dibe doğru kazılırsa şu anda bile hayat olabileceği. Peki ya öyleyse Mars’taki hayat bizim dünyamızdaki biyokimyasal özelliklerden farklı mı? Biz evrendeki hayatın tek formu muyuz, yoksa sadece hayat türlerinden biri miyiz?

İnsanoğlunun merak ettiği bu gibi soruların cevaplarına çok yakın olduğumuzau hissediyorum. Her keşif, icat, içimi kıpır kıpır yapıyor. Evrene hükmeden kanunları anlayabilmenin verdiği tatmin duygusu da ayrı. Bunları sizinle paylaşmak ise benim için yepyeni bir serüven olacak.

 

* “Kuantum teorisinden büyülenmeyenler bu teoriyi anlamamış demektir”-Fizikçi Niels Bohr-1932

** Ben hep yalan söylerim” önermesi doğruysa, şu söylediğim de dâhil, yalandır; yani her zaman yalan söylemiyorum. Önerme yanlış ise demek ki yine her zaman yalan söylemiyorum. Yani bu cümle mantıken ağıza alınmaması gereken, manasız bir önerme.

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın