Pera’da sanat güncesi

Konu kent mimarisi ve estetik olunca, sunuyu hazırlayan ve sunan da Sinan Genim olunca sabahın erken saatlerinde Pera Müzesi’ne gidip kendisiyle söyleşip izlemek istedim

Pera’da sanat güncesi

 

Dr. Sinan Genim; Mimarlık ve Sanat çevrelerinde oldukça bilinen, fikirleriyle ve  yapıtlarıyla referans alınan bir isim.Mimar Sinan Üniversitesi  öğretim görevlisi, Taç Vakfı Yön. Kurulu Başkanı, Pera Müzesi tasarımcısı, kurucusu, küratörü gibi görevleri sürdürmekte.

 Yaklaşık üzerinde on yıldır çalıştığı “Konstantiniyye den İstanbul’a XIX.yüzyıl ortalarından XX. Yüzyıla Boğaziçi’nin Fotoğrafları” kitabını hazırladı. Bir çok akademik kurul ve kuruma, üniversiteler ile  bilimsel çalışmalar yapan kişilere referans niteliğinde oldukça önemli bir çalışmaya imza attı.

Söyleşi Kent İnsan dinamiklerinin bir araya gelerek gelecek yüzyıllara nasıl bir kimlik bırakacağı konularının irdelenmesiyle sürdü.

Bir şehri şehir yapan değerler “Anıtlarıdır”… Bu anıtlar geçmişten günümüze kalan ve yaşanan kültürlerin izlerini yansıtan kentlilik miraslarıdır. İnsan o ilişkiyle evrimleşir,  o dokuyla yaşantısına anlam katar ,üretir çoğalır ve geleceğe kendisinin de ektikleriyle yeni bir kentlilik düşüncesi katar.

 Tarih sürecinde  nice şehirler böyle yok olmuş niceleri binlerce yıl varlıklarını sürdürerek günümüze miras kalmıştır. Kudüs, İstanbul ,Roma , Paris ,Kahire  vs. bu gibi şehirler yerleşik toplumlarının değil binlerce yıl konuk ettikleri kültürlerle barışık ,onların senteziyle  oluşturdukları yeni ve süregelen bir devinim içinde varlıklarını sürdürürler. İşte bu şehirler evrensel şehirlerdir.

 Eğer bir kent, kültürel varlıklarını özümseyerek korumuş, yaşantısını desteklemiş ise, kolaylıkla özünden kaybetmez, fırtınaya tutulmuş dal misali dönem dönem belki ince dallarını ve yapraklarını döker ama özündeki ana dallar o kentin hayat damarları olarak kalır.

Goethe “Ölçemediğiniz hiç bir şeyi yönetemezsiniz...” demiş. Yaşanan kentlerde insana düşen görev, kültürel geçmişin ve tarih mirasının değerlerini ölçmek ve buna sahip çıkarak ,yaşamına katarak yönetmekten geçer. Günümüzde yönetimler veya sivil toplum kuruluşları ne kadar bu evrensel ölçümü yapar ,yaşantısını ne kadar kentin kültürel varlığının parçası kılar bilinmez. Ama yüzyıllar öncesinden Kornelius un “Bizi koruyucularımızdan kim koruyacak” sözü de akıllardan çıkmaz.

Bugün halen Taksim Kışlası yapımı kişisel ve algısal sınırlar içinde gerçekleşiyor, Çamlıca tepesi camii yapımı tartışması sürüyor, minare sayısı konuşuluyor ise, Sultan Süleyman’ın dev imparatorluğuna yakışan dört minareli  Sinan’ın evrensel  yapılarına karşın ,yöneticilerimizin büyük projeleri altı minareyi  çoktan hak etmişlerdir bile.

Böylesi güzel bir söyleşinin ardından Pera’dan çıkmak hata olurdu. Sinan Genim ile söyleşi sonrası kahve sohbetinin tadı damaklarımda Pera’nın üst katlarındaki güncel sergileri gezme olanağım oldu.

Yannick Vu ve Ben Jakober’in eşzamanlı olarak sanatseverlerle buluşan sergisinin adı

Flash-Back.

Yapıtlar ise çiftin 30 yıllık sanatsal yaratıcılıklarını gözler önüne seriyor. Yannick Vu Vietnamlı  bir baba ile Fransız bir annenin  çocuğu olarak Fransa’da doğdu. Ben Jakober ise Macar asıllı Viyana’ da doğdu, İngiltere’de sanat eğitimi aldı ve Fransa’da yaşıyor.Bu ilginç ikili bireysel yapıtlarının yanısıra  ortak sanat yapıtlarını üretmek üzere Jakoberler Vakfı’nı kurmuşlar ve İspanya’da sanat hayatlarını sürdürüyorlar.

Sergi her ikisine ait erken dönem işleriyle birlikte 1993’te başlayan ortak çalışmalarından da bir seçki olarak sunuluyor. Bu da iki sanatçıyı ayrı ayrı irdeleme ve anlama olanağı verirken; Vu ve Jakober ikilisini, ortak yapıtları üzerinden, üçüncü bir sanatçı gibi değerlendirmemizi de  sağlıyor.

Farklı duyarlılıklardan ve kaygılardan kaynaklanan etkileşimin oluşturduğu bir yaratı sürecinde üretilen bu yapıtlar gerçekten görülmeğe değer.Ben Jakober ,malzemenin eş zamanlılığıyla ilgileniyor; bu da moderniteye tarih sürecindeki insan algısındaki arkaik anlamı yüklüyor.Yanik Vu ise daha farklı bir mesaj üreterek çalışıyor.Onun için, modernitenin bu niteliği yerine imgelerin manevi anlamları önem kazanıyor.

Farklı koşulların ve fikirlerin biraraya getirdiği bu iki sanatçı ,birlikte ürettikleri ve birbirlerini bütünleyen  sanat yapıtlarının tekil biçimiyle karşımıza çıkıyor.Bu heykelle resmin ,batı normlarına özgü teknolojik  arayışlarla metafizik bir dengenin ,kullanılan malzemelerin nesnel anlamlarına  karşı kayıtsızlık ile biçim savunusu sürecindeki sanat yapıtının oluşması şeklinde yorumlanabilir.

Bu yorum en etkin şekilde Flash-Back sergisinin ilginç bir karşılayıcısı olan ve  ikilinin 1993 Venedik Bienali için hazırlamış oldukları Leonardo nun Atı adlı yapıtıyla  karşımıza çıkar hatta ona yaklaşıp okşamaktan da kendinizi alamazsınız.

Pera Müzesi’nin merdivenleri bu kez beni farklı bir zaman dilimine,belki de zaman dilimlerine götürdü. Karşıma grotesk etkide çocuk portreleri çıktı. Bunlar bakmaya doyamayacağınız ve sevmekten kendinizi alıkoyamayacağınız bebek portreleri değil.Her biri son derece itici uzak ve aranızda oluşmasını arzuladığınız empatı duygusunu yok edici biçimde betimlenmişler.Tarih sürecinin farklı dilim kuşak ve toplumlarında yaşamış çocukların geleneksel portre anlayışı gereği yetişkin kıyafetlerle sergilendikleri bu sergi, grotesk olana modern dünyadan biri olarak bakmanın garip hazzını yaratıyor.

XIV. Louis’yi kundakta, İspanyol prenslerini yetişkin giysiler içinde, Habsburg Hanedanı çocuklarını boylarına yakın köpekleriyle ve Osmanlı’nın dev İmparatorluk yüzyılının prensesi Mihrimah Sultan’ın  portrelerini izliyor şaşırıyorsunuz. 17. yüzyılda birçok Avrupalı ressam tarafından resimlenen Mihrimah Sultan portresi Avrupa’dan Osmanlı’nın nasıl göründüğüne dair bir çok mesajı içinde saklar.Ayrıca Hürrem Sultan’ın da portresi, kızı kadar, Osmanlı kostümlerinin dönem Avrupa modasına nasıl etkin olduğunu ve batının Oryantalizme bakış açılarını ortaya koyar.

Altın Çocuklar başlığı altında toplanan bu portrelerin ortak paydasında ,temsil ettikleri toplumun gücünün gelecek nesillere aktarılması ile varlıklarının sonsuza dek  süreceği mesajının verilmesiydi. Bir güç gösterisine araç olan bu portrelerin bir araya getiriliş öyküsü yine Ben Jakober Yannick Vu ikilisine ait.

 Çift, on dokuz yaşındaki kızlarının motorsiklet kazasında ölmesi sonucu  yaşadıkları travmayı ve iyileşme süreçlerini dünyanın çeşitli yerlerinden topladıkları 17. ve 19. yy çocuk portreleriyle aşmaya çalışmışlar.

Sinan Genim’in “Geçmişten Günümüze Kent Algısı” ve Kentsel Dönüşüm projelerinin kimlik arayışları ile başlayan Pera Müze’si serüvenim günümün en güzel saatlerini oluşturdu.

Sırada Monet’ in bahçesi var.Yolunuz düşerse Sabancı Müzesi’nin Emirgan bahçesi, sergiyi izledikten sonra gözünüzde Monet bahçesine dönüşeceğine kuşkunuz olmasın.

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın