Anılar kalacak

Düşününce, son yıllarda kaleme aldığım deneme yazılarımda olduğu kadar, söyleşilerde de anılarımın ağırlıklı olarak yer aldıklarını görüyorum. Doğrusu bunlar, benim için ne eskiye olan bir özlemi dile getirme ne de o günleri kıyaslama amaçlıdır. Kendi payıma, anlatımlarımda anılara yer vererek, o dönemleri yaşamamış olanlarla yetiştiğim bir ortamın özelliklerini, duygu ve düşüncelerimi katarak paylaşıyor, böylece geçmişi kendi penceremden aydınlatıyorum.

Okuduklarımı göz önüne aldığımda, anı kitaplarının ağırlıklı olarak yer aldıklarını görüyorum. Buram buram kokan yaşanmışlık yanında, yazarların olaylara hangi duygu ve düşüncelerle yaklaştıklarını görmek, kimi zaman bana okuduğum kurgu anlatılardan daha çok keyif veriyor. Özellikle ilgi duyduğum, örnek almak istediğim, sevdiğim insanların kendi geçmişleriyle ilgili anlattıkları benim için önemlidir. Ayrıca onları farklı yönleriyle tanımam, hangi dürtülerin yaratıcılığa ya da öncülüğe yönlendirdiğini bilmekle, sanki bu insanları kendime daha yakın buluyorum.

Anı yazarlarının işi, kurgu yazan diğerlerine göre daha kolay görünebilir. Yaşananlar bellidir, tarih sırasıyla veya farklı kesitlerle aktarılabileceği düşünülür. Oysaki yazar, gerçeğe sadık kalmayı, onu bire bir aktarmayı benimsediğinde, kimi zaman belleğinin oyununa gelmesi kaçınılmaz olabiliyor. Olaylar, adlar, insanlar, mekânlar geçen zaman içinde değişebiliyor, çarpıtılabiliyor. Bir başkasının anlatılarıyla, anılarıyla karışabiliyor. Bunları gerçeğin süzgecinden geçirmek, okurun ilgisini sürekli canlı tutmak, anlatıcının en önemli çabası olması gerekmektedir.

Amerikalı şair Louise Glück, şöyle diyor: “Çocukluğumuzda dünyaya bir kere bakarız. Gerisi anılardır.”

Bu anlatıcılar içinde yalancılar, dolandırıcılar da çıkmıyor değil. Özellikle Binjamin Wilkomirski için tarihin en büyük dolandırıcılardan biri olarak söz ederler. Bu adam Kesitler diye bir anı kitabı yazmış. Auschwitz toplama kampında geçen çocukluk yıllarını anlatıyor. Kitap yayınlandığında tüm dünyada çok büyük bir ilgi topluyor. Elie Wiesel gibi o acıları yaşamış yazarları geride bırakarak soykırım anıları dalında büyük ödülü alıyor. Yıllar sonra gerçek ortaya çıkıyor. Adamın asıl adı Bruno Dösseker’miş. Yahudi olmadığı gibi bir toplama kampında da hiç bulunmamış. O dönemde İsviçre’de yaşıyor ve psikolojik tedavi görüyormuş. Terapistinin söylediğine göre de, hayal ve gerçeği birbirinden ayırt edemiyormuş. Her alanda olduğu gibi, sanatın her dalında bu tür insanları görebiliyoruz.

Başta da söylediğim gibi anılar benim için önemlidir; tanıklıktır, yaşanmışlıktır, gerçekle buluşmanın keyfidir. Özellikle bilim adamlarının, sanatçıların, yöneticilerin, çağa bir şekilde damgasını vurmuş insanların anıları bizim için ayrıca birer ışık kaynağıdırlar. Bunları yeri geldikçe anlatalım, yazalım, okuyalım, paylaşalım diyorum.

Cemal Süreya bir şiirinde şöyle diyor:

Gitmekle gidilmiyor ki… / Gitmekle gitmiş olamazsın; / Gönlün kalır, / Aklın kalır, / Anıların kalır.

Biz günü gelince nasılsa gideceğiz, arkamızda yalnızca paylaşılmış anılar kalacak!

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın