Batya Natan

Prof. Dr. Emre Alkin yazılarıyla Şalom’da

Çeşitli gazetelerde ekonomi köşe yazarlığı, televizyon kanallarında ekonomi haber yorumculuğu yapan, Kemerburgaz Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Emre Alkin, artık yazılarıyla Şalom’da. Yayınlanmış dört kitabı bulunan Prof. Alkin’in ilk yazısı, Türkiye’nin ekonomik geleceği üzeri

Prof. Dr. Emre Alkin yazılarıyla Şalom’da

Sahiden 2071’de  ne olacak?

Emre Alkin

 

Geleceği tahmin etmek ne kadar zor ise, gelecek ile ilgili araştırmacılara kaynak teşkil edecek bir çalışmayı ortaya koymak aynı derecede zor bir görev.

Geride bıraktığımız dönemde 2023 ve 2071 olarak iki adet vizyon yaklaşımının Türkiye’de oluşturulduğunu biliyoruz. Bugün dünya 2050’ye kadar sağlıklı bir projeksiyon yapmak peşindeyken, ülkemiz Türklerin Anadolu’ya girdiği Malazgirt Zaferi’nden 1000 yıl sonrası için bir vizyon belgesi ortaya koymaya çalışıyor. Yalın Alpay ile beraber yaptığımız çalışmalarda, bir vizyon belgesine katkıda bulunabilmek için ciddi bir çaba sarf ettik.

TİM’in 2023 ihracat vizyonu bu konuda bize ışık tutar nitelikte. Her ne kadar bugün ihracatta ilk on sırada olan sektörler ile 2023 yılında ilk on sırada olacaklar arasında sıralama haricinde bir fark olması beklenmese de, uzay ve havacılık, nanoteknoloji, tıbbi hassas optik aletler, malzeme teknolojileri, hastane ekipmanları gibi yüksek katma değer sağlayacak sektörlerden birinin 12. sıraya yerleşeceği konusunda bir beklenti var.

2023 İhracat Planı yapıldığı zaman, dünya ticaretinin ulaşacağı düşülen mutlak rakam bugünkü öngörülerden neredeyse % 50 fazlaydı. Türkiye’nin bu rakamdan alacağı pay % 1,5 ile 2 arasında öngörülmekteydi. Dolayısıyla Türkiye ihracatının da Cumhuriyetin kuruluşunun 100. yılında 500 milyara dolara ulaşması bekleniyordu.

Planın hazırlanmaya başladığı 2008-2010 döneminden bu yana ortaya çıkan gelişmeler dünya ticaretinde ciddi bir yavaşlama sonucunu yaratırken, Ortadoğu’daki istikrarsızlıklar ve AB ekonomilerinde yaşanan darboğazlar Türkiye ihracatının da gerilemesine sebep oldu. Bu satırları yazdığımız 2017 yılında hâlâ 2014 yılının ihracat rakamlarını geçmeye çalışıyoruz.

Görülüyor ki, eldeki rakamlara bakarak bir gelecek vizyonu çizebilmek sadece iktisat bilimiyle başarılacak bir görev değil. Siyasi, sosyolojik, demografik ve teknolojik gelişmelerin hızı da böyle bir vizyon belgesini hazırlarken dikkate alınması gereken konular olmaktadır.

Bir gelecek vizyonu hazırlanırken, pergelin ucunu nereye batırdığımız önemlidir. Biz buna ‘referans noktası’ deriz. Mümkün mertebe referans noktasının sürekli değişkenlik arz etmeye yatkın bir özelliği olmamalıdır. Örneğin, teknolojik gelişim bir referans noktası olarak seçilirse gelecek öngörülerinde önemli hatalar çıkabilir. Çünkü teknolojik gelişmeler ucu açık ve düşünüldüğünden daha hızlı gelişen bir özelliğe sahiptir.

Benzer şekilde parasal gelişmeler, ekonomik büyüme hızları ve diğer iktisadi faktörleri de dikkate aldığımızda öngörülerde gerçekleşmelerden önemli sapmalar meydana gelmektedir.

Bir örnek vermek gerekirse, Türkiye’nin Milli Gelirinin dünyadaki payı 1985 yılında % 1,3 iken, 2015 yılında bu payın neredeyse aynı oranda kalmasının yanında, gelişmekte olan ülkeler içindeki payının aynı dönemde % 3,6’dan % 2,4’e düşmüş olması, gelecek tahminleri yapanlar için en baştan moral bozucu olabilir. Ayrıca, 2010 yılından beri Türkiye’nin ‘Dünyanın İlk 15 Sanayi Ülkesi’ sırlamasından da çıkmış olduğu göz önüne alınırsa, iş daha da zorlaşıyor diyebiliriz.

Dünyanın En Büyük

10 Ekonomisi

Cumhurbaşkanlığı Akademik İstişare Konseyinde birlikte çalıştığımız Sayın Talha Yalta’nın yaptığı bir ekonometrik araştırmada, Türkiye’nin şu an uyguladığı ekonomik modelle yılda % 8 gibi hızlı bir ivmeyle büyüse de, Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. yılı olan 2023’te Küresel Milli Gelir Sıralamasında sadece 15. sıraya yükselebiliyoruz. Büyüme oranı % 6 gibi yüksek ama erişilebilir olsa da, yine aynı tarihte 16. sıradan yukarıda yer alamıyoruz.

Demek ki, 2071’e doğru ‘Dünyanın en büyük on ekonomisi içinde olabilmek’ için şu ana kadar uygulanandan daha farklı bir ekonomik model uygulanması gerekiyor.

OECD, Dünya Bankası ve IMF verilerine göre Türkiye eldeki ekonomik modelle 2030 yılında G-20, yani en büyük 20 ekonomi içinde kalacağı matematiksel olarak kanıtlanmış durumdadır. Türkiye’nin hemen altında Suudi Arabistan, üzerinde de İspanya bulunmakta. Endonezya, Meksika, Rusya, Brezilya, Hindistan ve Çin sıralamada Türkiye’nin epeyce üzerinde olacak. İlginçtir, Nijerya ilk 20 ülkenin arasına Hollanda’nın üzerinde 19. sırada girecek bu hesaplamalara göre. Nijerya 2050’de ise aynı hesaplamaları göre bakalım 2050 yılında sıralamada nerede olacak?

PWC tarafından hazırlanan bir rapora göre, 2050 yılında dünyanın en büyük ekonomileri şu şekilde sıralanacak:

Bu tablodan da anlaşılacağı gibi, Endonezya, Meksika ve Nijerya’nın önümüzdeki dönemde ekonomik büyüme ve katma değer açısından Türkiye’den daha hızlı gelişme ihtimali olduğu görülüyor. Türkiye’nin 2050 yılında uluslararası kuruluşlar tarafından tahmin edilen milli geliri 5,2 trilyon dolar civarında. Buna göre yine G-20 ülkeleri içinde kalma ihtimali yüksek gözüküyor. Tekrarlamakta fayda var, eldeki ekonomik model ile 2050 yılında da ilk on ülkenin içinde olmak matematiksel olarak imkan dahilinde gözükmüyor.

Elbette bu hesaplamalar ABD doları cinsinden yapılmakta. Önümüzdeki 50 yıllık süreçte dünyada rezerv paranın hangisi olacağını tahmin etmek de kolay değil. Araştırmacıların daha net bir bakış açısına kavuşabilmesi için, ABD Doları cinsinden tarif yapılacak elbette.

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın
1001