Kemanın tellerindeki yitik yaşam

Alma Rose, 1906-1944 yılları arasında yaşamış, Yahudi bir ailenin, Avusturya’da dünyaya gelmiş, ünlü bir keman sanatçısıydı. Ünlü besteci Gustav Mahler’in yeğeniydi. Naziler tarafından yakalanıp, Auschwitz-Birkenau’da tutsak kaldığı 10 ay süresince orada kurulan ‘Kızlar Orkestrası’nın şefliğini yapmıştı. Müzikle hem hayata tutundu, hem de aynı kadere mahkûm edilmiş dindaşlarına umut dağıtmaya çalıştı. Alma Rose Auschwitz’deyken ani bir rahatsızlık sonucu hayatını kaybetti. Bu büyük bir ihtimalle gıda zehirlenmesiydi. Sanatçının hayatı daha sonra Arthur Miller tarafından ‘Playing For Time’ adlı tartışmalı bir tiyatro eserinin yazılmasına esin kaynağı oldu.

 

Alma Rose’un babası Arnold Rose (Rosenblum, 1863-1946) ünlü bir kemancı olup, Viyana Filarmoni Orkestrasının, 50 yıl boyunca (1881-1931) şefliğini yapmıştı. Bu yıllar zarfında ayrıca Viyana Devlet Senfoni Orkestrasının ve efsanevi Rose String Quartet’inin de şefiydi. Alma’nın annesi Justine, besteci Gustav Mahler’in kız kardeşiydi. Arnold Rose kızına, dayısı olan Gustav Mahler’in sevgili karısı Alma’nın adını vermişti.

Alma Viyana’da bir müzisyen olarak yetiştirildi. Babasından ve dayısından aldığı müthiş yetenekle bir keman ustası oldu.1930 yılında Çek kemancı Vasa Prihoda ile evlendi. 1935 yılında genç çift boşandı.

Alma’nın sanat kariyeri hızla yükselirken, 1932 yılında bir kadınlar orkestrası kurdu.  Die Wiener Walzermadeln  (Viyana’nın Vals Yapan Kızları) adlı bu orkestrada Alma’nın yakın arkadaşı Anna Kux da yer aldı. Topluluk son derece üst düzey müzik icra ediyordu. Avusturya, Almanya, Çekoslovakya ve Polonya’da, düzenlenen turnelerde sürekli olarak konser veriyorlardı.

Alma Avusturya’yı terk etti

1938 yılında Almanya’nın Avusturya’yı ilhak etmesinden sonra Alma ve babası Arnold, Yahudi olmalarından ötürü Londra’ya kaçmak zorunda kaldılar. Alma daha sonra tek başına Hollanda’ya geçti. Amacı, müzik kariyerine kaldığı yerden devam etmekti.

Almanlar, Hollanda’yı işgal ettikleri zaman, genç kadın orada kapana kısıldı. Orada yaşayan Hıristiyan bir mühendisle evlendi. August van Leeuwen Boomkamp adlı bu Hollandalı ile yaptığı formalite evliliği ve yine göstermelik olarak yaptırdığı din değiştirme belgeleri hiçbir işe yaramadı, bu yüzden Fransa’ya kaçtı. 1942 yılında tarafsız bir ülke olan İsviçre’ye geçmeye çalışırken, Gestapo tarafından tutuklandı. Drancy Kampında birkaç ay tutuklu kaldıktan sonra Temmuz 1943 tarihinde Auschwitz Ölüm Kampına nakledildi.

Orkestra ve Auschwitz dönemi

Auschwitz’e varır varmaz, büyük şans eseri Alma gaz odasına gönderilmedi. Saçını dazlak yapıp, mahkûm elbisesini giydikten sonra, sol koluna numaralar kazındı. Numarası 53081’di. Orada, kadınlara ait A blokundaki tuğla bir barakaya gönderildi. Çok ağır hasta oldu ve karantinaya alındı. İyileştikten kısa bir süre sonra keman sanatçısı olduğu fark edildiğinde orada kadınlardan kurulu orkestraya dâhil edildi. Rose, eğer kemanına sıkıca sarılırsa gaz odasına gönderilmesinin erteleneceğini çok iyi biliyordu. Bu orkestra, Alma kampa gelmeden çok önceleri ‘gözde bir proje’ olarak kurulmuştu. Adı ‘Auschwitz’in Geç Kızları Orkestrası’ydı (Madchenorchester von Auschwitz).

Daha önce Zofia Czajkowska ve SS öğretmen Maria Mandel orkestranın şefliğini yaparken, daha sonra Alma Rose bu göreve getirildi. Orkestrada seçkin sanatçıların yanı sıra, amatör müzisyenler de vardı. Yaylı çalgıların yanı sıra  mandolin ve akordeon çalan müzisyenler de vardı.

Orkestranın esas görevi Auschwitz’in ana giriş kapısının yanında, her sabah çalışmaya götürülen ve insanlık dışı ağır koşullar içinde çalıştırılıp, akşamları hayatta kalıp geriye dönen kamp mahkûmları için, o saatlerde müzik yapmaktı. Aynı zamanda, hayvan vagonları içinde Auschwitz’e getirilen Yahudilerin trenden indirilip, ölüm ve yaşam kararlarının verildiği seçim zamanlarında da- orkestra- müziklerini icra ederdi. Orkestra,  hafta sonlarında mahkûmlara ve SS’ler ile Alman askerlerine konserler verirlerdi. Ayrıca SS’lerin özel yemek ve partilerinde müzik yaparlardı. Bu özel konserlerde müzisyenler gri eteklik, beyaz gömlek giyerler, boyunlarına kırmızılı fularlar takarlardı.

Alma Rose orkestrayı yönetmenin yanı sıra, konserlerde solo keman da çalardı. Hayatta kalan müzisyenlerden biri Alma’yı keman çalarken kafese kapatılmış bir bülbülün çıkardığı sesleri, kemanıyla çalarak çıkardığını anlatır. Hayatta kalan diğer bir müzisyen ise Alma’nın, günümüz keman sanatçısı İtshak Perlman’ın değerinde bir kemancı olduğunu anlatıyor. Alma ve arkadaşları dondurucu soğuklarda battaniyelerine sarınarak prova yapıyorlardı. Zaman zaman hastalanan arkadaşlarını korur, onların gaz odasına götürülmelerine engel olurdu.

Alma prova sırasında sanatçılara ve güvendiği bazı mahkûmlara çalınması yasak olan, Polonyalı ve Yahudi bestecilerin eserlerini çalar, onların moral yüklenmesine destek olurdu. F. Chopin’in E Majör, Op.10 ve Op.3 numaralı eserlerini birleştirerek, onların üzerine sözler yazmış, orkestrasyonunu yaparak, sanatçılarına çaldırmıştı.

Aslında orkestrayı çok geliştirmiş ve mükemmel bir hale getirmişti. O ve müzisyenleri hayatta kalmanın en iyi yolunun sıkı çalışmak ve durmaksızın çok iyi müzik yapmak olduğunu çok iyi biliyorlardı. Orkestrada kadrolu sanatçı olarak çalan kadın müzisyenlerin ikisi hariç, hepsi de hayatta kalmayı başarabildiler. Ama Alma Rose öldü. 37 yaşındaydı ve bir gün aniden ölüverdi. Muhtemelen yediği bir şeyden zehirlenmişti.

Savaştan sonra orkestra üyelerinin hayatta kalanlardan ikisi; çellist Anita Lasker Wallfisch ve pianist/vokalist Fania Fenelon, orkestra döneminde Auschwitz’de yaşadıkları anıları ayrı ayrı kaleme aldılar. Fanya Fenelon’un anıları, daha sinema filmi olarak çekildi.

Alma Rose’un babası Arnold Rose 1946 yılında İngiltere’de öldü.

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın! Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın