Gitmek mi zor kalmak mı?

´Ülkemi çok seviyorum. Ülkemin sokaklarında gezmeyi, insanlarını tanımayı, esnafını, insanlarının kendine has tavırlarını, bol yağlı yemeklerini; hepsi benim için değişilmez birer zevk. Fakat son zamanlarda ne istediğim sokakta güvenli bir şekilde geziyorum, ne Yahudi olduğumu beyan ederek bir esnafla konuşabiliyorum.´

Beni YANAR

 

Her geçen gün Türkiye yaşaması çok daha zor bir ülke halini alıyor. Eskiden sürekli vakit geçirdiğimiz yerlere gitmeye çekiniyoruz. Sokağa çıkmak her gün bir öncekinden daha tehlikeli. Bir katliam haberi almadan, ölümle burun buruna kalan veya ölen insanların fotoğraflarını görmeden üç dört gün geçiremez hale geldik. Ülkenin kendi içinde verdiği kim daha güçlü veya -düzeltmek gerekirse- ben en güçlüyüm tartışmaları da yaşadığımız dönemin gidişatını iyiye götürecek türde politikalar değil. Kendi kimliğimi bile açık açık söyleyemediğim ve bulunduğum her ortamda kökenim yüzünden yargılanmaktan korktuğum ülkenin sokakları artık benim için bir kat daha tehlikeli. Bu tehlikenin çok acımasız bir yönü daha var; kimlik ayırt etmemesi. Çünkü bir bomba hiçbir zaman bireyi öldürmeye yönelik değildir veya elinde silahıyla bir gece kulübüne girip önündeki herkese ateş eden bir adam kimin hangi dine mensup olduğu veya akşam eve dönemediğinde onun için üzülecek olanları umursamaz. Bu yapılan katliamların amacı fikir ayrılığıdır. İnsanlar tarih boyunca asıp keserek bazı fikirleri yok edebileceklerini düşündüler. Bu yüzden savaşlar başlattılar, taraf tuttular ve öldürdüler. Ben ölmek istemiyorum.

Eğer çok büyük bir mental hastalığa sahip değilseniz, eminim siz de ölümünüzün bir başkası tarafından gerçekleştirilmesini istemiyorsunuzdur. Yaşamak arz-talep ilişkisine dayalı bir sistem olmamalı. Bir insan yaşamak veya ölmek arasında bir seçim yapmaya zorlanamaz. Doğduğu andan itibaren yaşam, bir bireyin en doğal ve en saf hakkıdır. Hiçbir şart ve durum altında bu hak bir başkasının eline geçemez ama maalesef geçiyor. Sizi bilmiyorum ama ben korkuyorum. Yaşlanamamaktan, çocuk sahibi olamamaktan, gülememekten ve ilk başta bu şansı kaybetmemek için yapabileceklerimi yapamamaktan korkuyorum. Ben korkmak istemiyorum.

Son zamanlarda âşık olduğum şehrin içinde hapsolmuşum gibi hissediyorum. Dışarı çıkmak istediğimde gidebileceğim sınırlı mekânlar ve görüşebileceğim sınırlı insanlar beni artık tatmin etmiyor. Bir seçim yaklaşıyor benim için ve korkarım ki eğer hâlâ bir seçim yapmadıysanız, aynı durum sizin için de geçerli. Birçok arkadaşım okumaya yurtdışına gitme kararı aldı. Üniversiteyi Türkiye’de okumaya karar verdiğimde bir telaş veya pişmanlık hissetmedim. Zira arkadaşlarımın da tahsillerini iyi okullarda ve iyi koşullarda yapıp ülkelerine geri döneceklerini düşünüyordum. Sadece onların dönmeyeceğini öğrenmekle kalmadım, birçok arkadaşımın daha yurtdışına gidip yerleşme kararını aldığını duyuyorum her gün. Giderek eksildiğimi hissediyorum, çaresizleştiğimi... Ben çaresiz kalmak istemiyorum.

Bu ülkede hayatını idame ettirme seçimi sadece Yahudilerin veya gayrimüslimlerin vermesi gereken bir karar değil, bu topraklarda yaşayan herkesin yapması gereken bir seçim bu ama ben konuyu kendi açımdan ele almak istiyorum. Her yıl doğan, mezun olan, mezun olup Türkiye’de kalan ve dindaşıyla evlenen Yahudi sayısı azalıyor. Bu süreç kısa bir döngü. Türkiye diasporası yavaş yavaş yok oluyor. Kalanlar için sonuç yüksek ihtimal asimilasyon olacaktır çünkü kimse kolay kolay sırf aynı dine mensup diye biriyle evlenmez veya ondan çocuk yapmaz. Aynı şekilde hiçbir genç geleceğinden emin olmadığı bir ülkede kalmak istemez. Ben asimile olmak istemiyorum.

Ülkemi çok seviyorum. Ülkemin sokaklarında gezmeyi, insanlarını tanımayı, esnafını, insanlarının kendine has tavırlarını, bol yağlı yemeklerini; hepsi benim için değişilmez birer zevk. Fakat son zamanlarda ne istediğim sokakta güvenli bir şekilde geziyorum, ne Yahudi olduğumu beyan ederek bir esnafla konuşabiliyorum. Ülkede yaşanan gerilim dolayısıyla insanların birbirine olan tavırları da hep ürkek ve agresif. Artık yediğim yemekler bile aynı tadı vermiyor. Yeni bir hayat kurmak güç, hayata farklı bir dilde devam etmek, bir ülkenin adetlerine, geleneklerine alışmak yıllar alır belki de hiç gerçekleşmez. Fakat dediğim gibi benim için bir seçim yaklaşıyor. Kendime her gün soruyorum: Gitmek mi zor, kalmak mı? Sonra aklıma şu düşünce geliyor: En zoru gitmek veya kalmak arasında bir seçim yapmak. Ben ülkemin geleceğine inanmak istiyorum. Eskiden geçtiğim sokaklardan tekrar geçmek, rastladığım ve hiç tanımamama rağmen ayaküstü sohbet ettiğim insanlara tekrar rastlamak onlarla tekrar konuşmak istiyorum. Bu söylediklerimin kolay şeyler olmadığını biliyorum ama herkesten biraz merhamet istiyorum. Kimin daha güçlü olduğu, yönetecek bir toplum kalmadığında değersizdir. Mutluluk ve huzur ancak herkesin ortak bir amaçla hareket etmesiyle mümkündür. Bu ülkede bir gelecek görmek istiyorum. Ben, seçim yapmak istemiyorum.

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın! Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın