Gila Benezra, son zamanlarda tanıdığım en sıcakkanlı insan. Yerinde duramayan ve içindeki pozitif enerjisini karşısındakine bulaştıracak kadar açık biri. Bu nedenle onu tanımak ve tanıtmak çok keyifliydi.
Bize biraz kendinden ve bu işe nasıl başladığından bahseder misin?
1980 doğumluyum. Liseyi bitirdikten sonra Akademi İstanbul’da iki yıl reklâmcılık okudum. Mezun olduktan sonra bir reklâm ajansında müşteri temsilcisi olarak çalışmaya başladım. Yaklaşık bir buçuk yıl sonra, işimin beni tatmin etmediğine karar verip işten ayrıldım. Ellerimle bir şeyler yapmak, yaratmak istiyordum. Zaten küçüklüğümden beri meraklıydım saça makyaja.
Arkadaşlarımın annelerinin saçlarını düzeltmek, boyamak, makyajlarını yapmak hep sevdiğim şeylerdi. Renkler, boyalar hep ilgimi çekiyordu. Makyaj yapmak istediğime karar verip kurs aramaya başladım. En sonunda Derya Ergün’ün kursuna karar verip, iki ay kozmetik, üç ay da plastik makyaj eğitimi aldım. Sonra da Derya Bey’in ekibine katıldım ve üç buçuk sene beraber çalıştık. Bu 3,5 sene zarfında defilelerde, reklâm filmlerinde ve sinema filmlerinde çalıştık. Neredesin Firuze, Karagöz ve Hacivat Neden Öldürüldü, Kısık Ateşte 15 Dakika, Amerikalıların burada çektiği The Net 2 filmlerinde Derya Bey’in ekibi olarak yer aldık. Bazı televizyon dizilerinde de görev aldık. Dizileri daha çok tecrübe edinmek, zamana karşı hızlı iş yapmaya alışmak olarak gördük. Dizide çalışmak çok zor çünkü altı gün çalışıp bir gün dinlenebiliyorsun. Bu nedenle bugün tercih ettiğim bir olgu değil.
Derya Bey’den ayrıldıktan sonra kendi başıma yola devam ediyorum. Genellikle Marie Claire, Instyle, Elle, Elele gibi dergiler için moda çekimleri, katalog çekimleri, sinema ve reklam film çekimlerinde görev alıyorum.
Çalışma saatlerin nasıl?
Hep değişiyor. Fotoğraf çekimlerinde daha düzenli oluyor. Sabah saat 9–10 gibi başlıyor, akşam 7–8, en geç 9–10 gibi bitiyor. Sabah evden çıkış ve akşam eve giriş saatleri daha normal saatler oluyor. Film çekimleri ise çok daha uzun süreli ve külfetli. 24 saat çalıştığım bile oluyor.
Bireysel makyaj, mesela gelin makyajı yapıyor musun?
Genelde sadece eşe, dosta yapıyorum. Şimdilik o alanda bir piyasam yok. O işi daha ileride, belki çocuğum olduğunda, düzenli hayata geçmem gerektiğinde yapmayı planlıyorum. Şu anda enerjim varken koşturabildiğim kadar koşturuyorum.
Yaptığın işin senin için en güzel yanları nedir?
Öncelikle makyaj yapmaktan çok keyif alıyorum. Dinleniyorum. Makyaj yapmak benim meditasyonum diyebilirim. Ayrıca, her gün aynı yerde olmamak da benim için çok güzel bir şey. Ben sabah 9 akşam 5 bir ofise tıkılacak olsam çok sıkılırdım. Her gün başka yerde, her gün başka insanlarla olmak çok keyifli. Bence her gün farklı insanlarla olmak insanın kişiliğini çok geliştiriyor.
Bunun yanı sıra, kendi kendime çalışıyorum ve kimseye hesap vermiyorum. Sorumluluğum ve disiplinim kendime.
Mesleğinin zorlukları olarak neleri sayabilirsin?
Mesleğimin en büyük zorluğu malzeme taşımak. Benim için en ağır şeyi, yükümüz. Onun dışındaki hiçbir şey bana zor gelmiyor.
İlk makyajını kime yaptın?
İlk makyajımı asistanken Neredesin Firuze filminde Şebnem Dönmez’e yaptım.
Gila ile bir fotoğraf çekimi
Sevgili Gila ile ilk tanışmamız, bir çekimi için onu evinden almam ile oldu. Kendisini ilk gördüğümde ağırlığından fazla dört büyük çanta ve bir de dizüstü bilgisayarını taşımaya çalışıyordu. Malzemelerini arabanın arka koltuğuna atar atmaz, hemen sıcak bir sohbete başladık. İlk izlenimim çok cana yakın, sıcak ve sohbeti seven biri olduğu yönündeydi. Hiç sıkılmadan bana kendinden bahsetmeye başladı.
Çekimin yapılacağı fotoğraf stüdyosuna randevu saatinden on dakika önce vardık. Gila’nın ilk yaptığı iş çantalarını ve malzemelerini masasına açarak yerleşmek oldu. Sonrasında ise kahvesini eline alarak set ekibinin geri kalanını beklemeye koyuldu.
Kendisiyle kahve eşliğinde sıcak bir sohbet sürdürürken, sözleşilen saate sadece kendisinin uyduğunu fark ettim. Yaklaşık 45 dakika sonra çekim ekibi yavaş yavaş toplanmaya başladı. Çekim, yeni kaseti çıkacak iki kişinin albüm fotoğraflarının çekilmesi idi. Tanışma faslının ardından ilk iş, kostümlerin incelenmesi ve hangi karede hangi kıyafetlerin giyileceğinin kararlaştırılması oldu. Daha sonra fotoğrafçı Gila’ya nasıl bir kare çekmek istediğini, resmi çekilecek kişiyi nasıl bir imajla yansıtmak istediğini anlattı. Bundan sonra artık Gila’nın fırçalarını eline alma zamanı gelmişti.
Temizleme, nemlendirme, kapatma, fondöten ile renklendirme… Gözler, dudaklar, yanaklar, kirpikler… Gila’nın özenli çalışması yaklaşık bir saat sürdü. Ancak çok keyifli geçen bir saatti, çünkü Gila modelini rahatlatmak için devamlı sohbet etmeyi ve arada espriler yapmayı da ihmal etmedi. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi benim ve etraftakilerin tüm sorularını yanıtlamayı, yaptığı işle ilgili açıklayıcı bilgiler vermeyi de başardı.
Fotoğraf çekimleri başlayınca da Gila’nın işi bitmiş sayılmazdı. Çekimlerin başlaması sadece bir kahve molası anlamına geliyordu. Çünkü Gila, her kare sonrasında, ışığa göre makyajı tazeleyip, saçı düzeltip durdu. Gecenin en büyük sürprizi ise saat 23.00 gibi ortaya çıktı. Bir karede, sanatçının kolundaki dövmenin ön plana çıkarılması gerekiyordu. Ancak dövme çok eskiden yapıldığından silik duruyor, net görünmüyordu. Bu noktada iş yine Gila’ya düştü, eline aldığı ince bir fırça ve ıslak siyah renkli göz farı ile yarım saat boyunca dövmenin tüm çizgi ve noktalarının üzerinden geçerek dövmeyi yeniden yarattı.
Saat gece yarısına geldiğinde ben artık pes ettim. Stüdyodan ayrıldığımda bir iki karenin daha çekimi vardı.
Gila ile birlikte geçirdiğim altı saat, işinin fiziksel açıdan ne kadar zor ve yorucu olduğunu anlamama yetti. Ben tek bir çekimin bile sonunu getiremezken, o nerdeyse her gün bu yorucu koşuşturmayı yaşıyor. Ancak bu zorluklarla nasıl baş edebildiğini yine kendi sözlerinden anlayabiliyorsunuz; “Bana hiç iş gibi gelmiyor, çok eğleniyorum!”
Tanışmanızla hayatını en çok etkileyen ünlü kim oldu?
Hayatımı en çok etkileyen Deniz Akkaya oldu. İki sene önce tanıştık ve iki senedir beraber çalışıyoruz. Bence Deniz, çalışmalarında çok titiz davranıyor ve doğru işler seçiyor. Onun sayesinde ben de doğru işlerde yer alıyorum. Ayrıca onun sayesinde tanıştığım çok insan oldu.
Ünlüler arasından çok fazla arkadaşım yok zaten. Arkadaşım diyebileceğim sadece Şevval Sam var. Zaten fazla magazinsel insanları sevmiyorum. Şevval çok farklı, çok içerikli, kişilik olarak da sevdiğim, anlaştığım biri.
İş nedeniyle nerelere seyahat ediyorsun?
Yurt dışına bir kez Deniz Akkaya ile Rusya’ya gittim. Moskova’da bir fuar açılışında tango gösterisi ve sunuculuk yaptı, ben de onunla gittim. Yurt içinde ise, Antalya, İzmir, Bursa, Ankara…. Geçtiğimiz haftalarda Turkcell reklâm çekimleri için Sivas’a gittim. Maskeli Beşler Kıbrıs’ta filminin çekimleri sırasında üç hafta Kıbrıs’ta kaldım.
Gittiğin yerleri gezme görme fırsatın oluyor mu?
Olmasa bile ben fırsat yaratıyorum, çünkü makyaj tutkum kadar gezip görme tutkum da çok büyük. Bulduğum her boş anı gezerek değerlendiriyorum. Seyahat kesinlikle bana külfet gelmiyor. Hatta şehir dışı işler beni daha çok sevindiriyor. Böyle bir iş çıksa da yeni yerler görsem diyorum.
Onun dışında işten arta kalan her boş anımı da gezmeye ayırıyorum. Karşıma çıkan her fırsatı değerlendiriyorum. Bu konuda aslında çok da şanslıyım, çünkü her yerde arkadaşlarım var. Gittiğim yerlerde de beş yıldızlı otellerde falan kalmayı sevmiyorum. Daha çok salaş motellerde kalıp, o ülkenin halkının günlük hayatını öğrenmeyi, onların ruhlarını tanımayı tercih ediyorum.
Kimlerle çalışmak daha kolay/zor?
Profesyonel insanlarla çalışmak daha kolay. Profesyonel biri ben fırçayı götürdüğüm an ne yapması gerektiğini, ne tarafa bakacağını, gözünü açması veya kapatması gerektiğini biliyor. Mankenler, modeller için durum hep aynı. Zaten onların elinde olan bir şey değil. Fotoğrafçı geliyor, ne istediğini anlatıyor, modeller de o role bürünüyor. Arada bir, “şuramı daralt” ya da “şuramı gizle” gibi talepler oluyor tabi.
Makyaj bir yerde de temas işi. Makyaj yaptığın kişinin ‘mood’u seni nasıl etkiliyor?
Kesinlikle, makyaj yaptığım insanla çok yakın temas halindeyim, onun nasıl bir ruh halinde olduğunu anlayabiliyorum. Bu, bir yerde çok garip bir duygu. Çalışma sırasında, ben onun ruh haline uymuyorum, onu kendime uyduruyorum. Ben onun haline uyarsam işimi yapamam. Amacım konuşarak, muhabbet ederek- tabii ki bu muhabbet ‘ne kadar güzelsin’ deyip pohpohlamak değil- rahatlatmak ve çekime hazırlamak.
Kendini işinde nasıl yeniliyorsun?
Öncelikle sürekli internetten araştırma yapıyorum. Takip ettiğim belli siteler var. Bu sitelerde en son defileler, backstage görüntüler, makyaj ve aksesuarlarla ilgili detaylı resimler oluyor.
Ocak ayında Londra’da fuar oluyor. Her sene ona katılıp burada bulamadığım malzemeleri alıyorum. Acayip kirpikler, renkli simler ve pigmentler, değişik renkli rujlar, plastik makyaj malzemeleri- hazır latex yara izleri vs. burada bulunmuyor. Bunun yanı sıra, Türkiye’de Bobbi Brown ile çalışıyorum, onlar benim malzeme sponsorum. Firmanın yurt dışında sürekli çalıştığı Bobbi Brown gibi hareket edebilen on ‘make-up artist’i var.
Bu kişiler belli aralıklarla Türkiye’ye gelip bana ve kendi stantlarında çalışanlara eğitimler veriyorlar. (Onların Türkiye’de olmadığı dönemlerde de stantlarda yeni çalışmaya başlayanlara ayda en az iki gün ben eğitim veriyorum). Bu make-up artist’ler New York’da, Londra’da bir sürü önemli defilede, ‘fashion week’lerde yer alıyorlar. Hem sezonun yeniliklerini, hem yeni teknikleri bana aktarıyorlar. Bobbi Brown ile çalışmaya başladığımdan beri makyaja bakışım değişti, daha doğrusu yerine oturdu diyebiliriz. Zaten hep doğal bir yapım vardı, makyajın da doğal olmasını savunurum. Bobbi Brown da öyle olduğu için kendimi onlarla örtüşmüş gibi hissediyorum.
Mesleğinin geleceği için ne söyleyebilirsin?
Make-up artist’lik gelecekte daha profesyonelleşmeli. Menajerlik ya da ajanslık sistemi kurulmalı. Tüm saç, makyaj sanatçıları veya tasarımcıları, moda editörleri, fotoğrafçılar ajansa bağlı olacak. İş ajansa gelecek ve ajans doğru insanlara görevleri delege edecek. Ajansın payı yüzünden kazanç biraz azalacak ama işler daha düzgün ve profesyonelce yapılacak.
Biz de, Derya Bey’in ekibinde birlikte çalıştığımız beş kız, yeri geldiğinde bir ekip olarak çalışıyoruz. Yaptığımız işi yükseltmeye, biraz daha sanata yönelik olduğunu, öyle algılanması gerektiğini göstermeye çalışıyoruz. Bizim yaptığımız halen sadece makyözlük olarak algılanıyor. Biz de işimizi profesyonelleştirmeye çalışıyoruz. Bu amaçla bir internet sitesi projemiz var. www.poudra.com adresi altında kendimizi tanıtıp çalışmalarımızı ortaya koymayı, değerimizi arttırmayı planlıyoruz.
Sence güzel makyaj nedir?
Benim için güzellik dediğin şey doğal olmalı. Makyaj, maske olmamalı. Benim beğendiğim makyaj kendi gibi görünen, tamamen doğal görünümlü ama daha sağlıklı, temiz görünen yüz makyajıdır.
Bir Ebru Gündeş, bir Bülent Ersoy makyajı değildir benim beğendiğim. Türkiye’den örnek vermek gerekirse Gülben Ergen’in makyajını beğenirim. Makyaj benim için Oscar’da kırmızı halının üzerinde yürüyenlerdir. Onlar makyajını ve saçını doğal tutup, kıyafet ve mücevherleri ile ön plana çıkarlar. Diğer bir deyişle dikkati çeken şey makyaj olmamalı. Öyle olduğu takdirde o bir maske oluyor ve sen sen olmaktan çıkıyorsun.
Verebileceğin ‘tip’ler nelerdir?
Bepantene merhemi çok öneririm. Özellikle kuru dudaklar için, akşam yatmadan sürdüğünüzde sabah yumuşacık dudaklarla kalkarsınız. Bunun dışında, kaşlarımı güçlendirmek için bademyağı sürüyorum.
Nemlendirici ve kremlerde de her zaman su bazlı, doğal, içinde kimyasal olmayan ürünler kullanıyorum. Çünkü kimyasallar alışkanlık yapar ve bir yerden sonra vücut daha fazlasını ister. Onun için hep doğal ürünler kullanıyorum ve her zaman değil, cildimin istediği zaman kullanıyorum. Bu yüzden insanın cildini tanıması lazım. Nasıl bir insan kalçası biraz büyükse onu bilir ve ona göre giyinir, cildi ve yüzü için de aynı anlayış geçerli olmalıdır.
Sadece bir kozmetik dükkânındaki satıcının tavsiyelerine körü körüne uymak değil, cildin ihtiyaçlarına da cevap vermek gerekir.
Bizde, yüzümüzde beğenmediğimiz yönleri makyajla kapatma huyumuz var.
Mesela burnu büyükse gölgeyle küçültme ya da dudakları inceyse kalemle kalın göstermek. Bence işin doğrusu bu değil. Tam tersi, ilgiyi kendinde beğendiğin noktaya çekmek daha doğru.
Gözlerin güzelse, güzel bir göz makyajı yaparak ilgiyi oraya çekmelisin. O zaman sana bakanlar ince dudakları var diye düşünmez, ne kadar güzel gözleri var diye düşünür.
Bu yazın makyaj modasından bahsedebilir misin?
Yaz modasının rengi ‘bronzed pink’. Genel olarak bronz olup, bunun üzerinde frambuaz pembesinin öne çıktığı bir moda. ‘Bronzer’lar piyasada çok daha fazla yer almaya başlayacak.
Bunun dışında ‘nude collection’ yani ‘çıplak’ diye adlandırabileceğimiz bir akım var. Dudağın tamamen kendi renginde, göz kapağın tamamen kendi renginde olduğu, sanki hiçbir şey sürmemiş gibi makyaj yapmak moda olacak. Bakıldığında yüzde hiçbir renk görülmeyen bir makyaj.
Yanaklar için de ‘glossy’ görünüm, diğer bir deyişle yanakların parlak ve cam gibi görünmesi moda olacak.
Senin makyajla aran nasıl?
Eskiden çok yapardım. Bir ‘mor’ takıntım vardı. Mor farlar, mor rujlar, mor ojelerle dolaşırdım. Şimdi ise hiç yapmıyorum. Bir düğüne falan gidersem, gözaltlarımı kapatıyorum, allığımı, rimelimi, dudağıma parlatıcımı sürüp çıkıyorum. Çoğu kez fondöten bile sürmüyorum, çünkü ihtiyaç dâhilinde kullanılması gerektiğine inanıyorum.
Şans ve uğura inanıyor musun?
İnanıyorum. İki tane ufak melek biblom var makyaj çantamda gezdirdiğim. Her zaman masama onları koyuyorum. Bir de bileğimde küçük bir uğur böceğim var.
KISA KISA...
renkler, makyaj, keşif, neşe, huzur, keyif, deniz, güneş, kum, gökkuşağı, 5 küçük kardeş, doğa, boğa, aile, arkadaşlar, hayvanlar, hissetmek, samimiyet, dokunmak, koku, anılar, aşk, kahkaha, örgü örmek, yüzmek, yazı yazmak
Gila’nın ‘en’leri
En sevdiği renk: Mor, mümkünse tabutum da mor olsun :)
En etkilendiği yer: Guatemala- ruhu, renkleri, yaşam tarzı, doğası, havası, Maya kültürü, gizli cennetleri...
Bozcaada- adaya ayak bastığımda hissettirdikleri yeter...
En etkilendiği kişi: Hikayeleriyle anneannem, Anneliğiyle annem,
Hayata karşı güçlü duruşuyla babam,
Her şeyleriyle canım kardeşlerim,
Hayata çocuk gözüyle bakmamı hatırlatan yeğenlerim,
Hayatımda barındırdığım tüm sevdiklerim..
En büyük hayalı: Paris, Londra veya New York'da Christian Dior veya Lacroix defilesi
En büyük pişmanlığı: Neyi seçtiysem veya neyi seçmediysem, o an öyle hissedip vermişimdir o kararı.. dolayısıyla yok
En sevdiği film: Bir tane söylersem diğer sevdiklerime haksızlık olur.. :)
En sevdiği kitap: "Lassie" ilkokul'da ilk okuduğum ve çok ağladığım, etkilendiğim bir kitap.
En çok makyaj yapmak istediği insan: Rita Hayworth isterdim- beyaz ten, kızıl saç ve kırmızı dudakların en güzel uyumu
En büyük korku:
Hayatımla ilgili: Sevdiklerime zarar gelmesi
Mesleğimle ilgili: Ellerime ve gözlerime zarar gelmesi
| Yazar | Virna BANASTEY GÜMÜŞGERDAN |